BEYİN FIRTINASI Yazıları - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda BEYİN FIRTINASI konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 3 içerik bulunuyor.
Beyin ve zeka ile ilgili yapılar insanoğlunun her zaman merakını çekmiştir. Tarih boyunca gerek müspet bilimler ile uğraşan tıp uzmanları ve biyologlar, gerekse de sosyal bilimler ile uğraşan sosyologlar ve psikologlar zeka ve hafıza ile ilgili kavramları merak etmiş, hep araştırmış araştırmıştır.
Zeka ve hafıza ile ilgili kavramlar sadece bu bilim dallarında değil, diğer bütün bilim dalları içerisinde ifade tarzı olarak yerini bulmuştur. Matematik öğretmenleri matematik dersinde iyi olan öğrencilerinin zekaca iyi olduğunu ifade etmiş, aynı şekilde edebiyat öğretmenleri de edebiyat konusunda iyi olan öğrencilerinin zekalarının iyi olduğunu ifade etmiştir.
Zeka ve hafıza ile ilgili kavramlar aynı zamanda eğitim uzmanları içinde önemli olmuştur. Düşünsenize zekası ve hafızası iyi olan öğrencilerin algılama sürecinin büyüklüğünü; bu da toplumların refahı için ideal bir veriler topluluğunun oluşmasını sağlayacaktır.
Uzmanlar yapmış oldukları çalışmalarda zeka ve hafıza kavramlarının doğuştan gelen özellikler olduklarını görmüşlerdir. Ancak bu uzmanların yılmasına değil, daha fazla araştırmalar yapmasına neden olmuştur. Netice itibariyle öğrenme teknikleri ortaya konulmuştur.
Öğrenme tekniklerini ortaya koyan uzmanlar, bir öğrencinin gördüğü şeylerin bir kısmını, duyduğu şeylerin bir kısmını, hem duyup hem de gördükleri şeylerin ise daha büyük bir kısmını kavradığını ifade etmişlerdir. Bu da öğretmen merkezli ifadenin sorgulanması gerektiğini ortaya koymuştur.
Öğretmen merkezli eğitimde öğretmen konuya hakim olmak zorundadır ve anlatan kişi rolünü üstlenmektedir. Öğrenciler ise öğretmenin anlattıklarının bir kısmını öğrenmekte, bu öğrendikleri bilginin büyük kısmını ise kısa bir zaman diliminde unutmaktadırlar.
Modern eğitim uzmanları öğretmenlik ifadesine son verecek ifadeleri kullanmışlar ve demişlerdir ki: "öğretmen ifadesi artık geçmişte kaldı, artık eğitimci ifadesini kullanmalıyız. Eğitimciler öğreten kişiler olmamalı, sadece rehberlik yapmalıdırlar. Yani öğrenciye balık vermek yerine balık tutmayı öğretmelidirler."
Başarı odaklı olan bu yöntem ile konusunu hazırlayan öğrenci derse hazırlıklı gelmekte, derste aktif rol almakta ve bu esnada öğretmen sadece rehberlik yapmaktadır. Öğrencinin ders içerisinde aktif olarak derse katılımı sırasında söyleyeceği yanlış bilgiyi düzeltme görevi öğretmene düşmekte, öğrenciler ise adeta bir dikte çalışması gibi olan bu yöntem ile bilgilerini uzun süreler muhafaza edebilmektedir. Bu yöntem ile ders esnasında girmiş olduğu beyin fırtınaları sayesinde aktif düşünce yapısı gelişmekte, bu da üreten bireylerin oluşmasını sağlamaktadır.
Öğrenci merkezli eğimde değişik taktikler uygulanabilir, ama bu taktiklerin içerisinde en güzel olanı kubaşık öğrenme yöntemidir. Öğrenciler yine derse hazırlanmakta, ama bu hazırlık sürecinde gruplar halinde ve birbirleriyle yardımlaşarak hazırlıklarını yapmaktadırlar. Derse katılan öğrenciler hazırlamış oldukları sunuları sınıflarındaki arkadaşlarına sunmakta, bu esnada sınıf içerisinde olan diğer arkadaşları ile beyin fırtınasına girmektedirler. Öğretmen ise sadece rehberlik yapmakta, ancak kazanım çok büyük olmaktadır.
Öğrenci merkezli eğimde daha bir çok taktik kullanılabilinir. Önemli olan ise öğrencilerin özgüvenlerini sarsmadan yetişmelerini sağlamaktır. Sağlam düşünceler için sağlam bilgi birikimi gerekmektedir. Bunun içinde ezberleyen değil, öğrenen bireylerin yetiştirilmesi gerekmektedir.
Sizler şu an belki öğrencisiniz, belki bir yetişkin... ama unutmamalı, hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Sadece görerek değil, sadece duyarak değil aktif olarak bilgi birikimlerini edinirseniz başarılı olmamanız için bir neden olmadığını görürsünüz.
Başarılı bir ömür yaşamanız temennisiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

Sinir hücrelerinin bağlantı noktaları olan sinapsları, aksonları ve dendritleri incelemenin öneminden bahseden nörologlar; aynı zamanda sinir hücrelerinin öneminden bahsetmişlerdir. Ama sinir sistemi 21. yy'a girdiğimiz halde hala tam olarak çözüme kavuşmuş değildir. Sinir sisteminin çözümü ise sadece nörologların değil, tüm bilim uzmanlarının işine gelecektir. Zeka düzeyi yüksek insanlar isteyen eğitimcilerin, hastalıklar konusunda ilerleme kaydetmek isteyen mikrobiyologların, genetiksel faktörleri inceleyen genetik uzmanlarının... Bu ve buna benzer ifade açılımlarını uzatmamız mümkündür.
Sinir hücresi ve zeka kavramlarının açıklık kazanması bütün bilimsel ifadeler için önemli olmakla beraber, muhtemel ifadeler çerçevesinde en önemli olarak ele alınan bilimsel çerçeveler bütünü ise "eğitim" ifadesi altında bir araya getirilmiştir. "Zeka ifadesinin çözüm bulması demek, eğiticimler için çölde su bulan biri kadar önemlidir" dersek yanlış bir ifade kullanmamış oluruz. Düşünsenize, zekanın çözüm bulması ile beraber iyi yetişmiş ve medeniyet düzeyi yüksek nesillere doğru hızlı bir ilerleme kaydederek ulaşılmış olacaktır.
Konunun önemi yüzlerce yıldır bilinmekle beraber, tam açıklığa hala kavuşturulabilmiş değildir. Ancak Stanford-binet zeka testinin bulunmasından bu yana olaylar daha da değişik boyutlara ulaşmanın hazzını yaşamaktadır. O zaman diliminde bahsedilen ifade şekli, tekli zeka modellemesi şeklindeydi. Ancak eğitim uzmanlarının çalışmalarını yoğunlaştırması ile beraber, insanların daha kapsamlı olduğu ve bu tek tip model yerine daha geniş boyutları olan ifadeye sahip olduğu şeklindeydi. Kimi insan vardır, resime karşı gelişim göstermektedir; kimi insan vardır, mantıki yönü gelişmiştir; kimi insan vardır, sosyal yönü gelişmiştir; kimi insan vardır, kinestetik olarak gelişmiştir... Bu ve buna benzer ifadeleri uzatmamız mümkündür. Şu anki çalışmalardan anlaşılacağı üzere sekiz farklı zeka modellemesi ortaya konulmuş durumdadır.
Eğitimcilerin ifade şekilleri, bu son çalışmalarla beraber hem yön ve hem de yöntem değiştirmiştir. Daha önceleri tekli zeka modelini benimsemiş olan eğitimciler, ifadenin basit olmadığını daha iyi kavramışlardır. "Bir çocuk illa matematik dersine ilgi duyacaktır" diyen eğitim uzmanları bu ifadelerden sonra demişlerdir ki: "hayır, bir çocuk hangi yönde kabiliyet gösteriyorsa o yönde eğitilmelidir." Doğru olan bu ifade gelişmiş ülkelerin eğitim bünyeleri içerisine oturmuş durumdadır. Ana sınıfından itibaren çocuğun kabiliyetine bakılmakta ve daha ileri ki yıllarda bu yönde çocuğa eğitim uygulanmaktadır. Böylece sağlıklı nesiller yetiştirilmektedir.
Ben eğitim ifadesi içerisinde kendi düşündüğüm bir tarzı daha önceki yazılarımda sundum; bu ifadeye tekrar yer vermenin önemli olduğunu düşündüm. Benim ifade şeklimde çocuklar zeka modelinden sadece birinde değil, hepsinde belli oranda gelişme göstermelidir. Bu gelişim belki birinde fazla, birinde az olmalı; ancak hepsinde de gelişim göstermelidir. Ben bu ifadeyi kullandığım zaman diyebilirsiniz: "siz daha önceki modeli mi kabul ediyorsunuz?" Tabi ki hayır. Daha önceki modellemelerde verilen ödevlerde konu tamamen tek derse yönelikti, şu anki modelde de öğrencinin gelişim düzeyine uygun zeka modellemesine göre yine tek bir ifadeye yöneliktir. Benim ifademde ise bir ödev verildiği zaman birden çok ifadeyi ve beceriyi bünyesinde taşıması şeklindedir. Yazı ve anlatım olmalı ki dilsel zeka; resim olmalı ki görsel zeka; mantıksal verilere uygun olmalı ki mantık ifadesi... Bu ve buna benzer ifadeleri çoğaltmamız mümkündür.
Bu ifadenin derste en iyi uygulama karşılığı ise beyin fırtınası olarak karşılık bulmuştur. Daha çok fen derslerinde uygulanan, ancak bütün derslere uyarlanabilecek beyin fırtınasında amaç, bilinen bir konuda öğrencilerin karşılıklı tartışmasıdır. Bu tartışma ifadesini geniş boyutta ele alsak ve öğrencileri gruplara ayırsak, her gruptaki öğrencilerin bir zeka modeli ön planda olsa... Tartışma sürerken her grup diğer grupların düşünce şeklini görecek ve sonuç itibarı ile de öğrenciler bütün zeka modellemelerinde gelişim gösterecektir. Bu modelleme ifadesinde aynı zamanda öğrenciler tartışma kurallarına uyarak empatiyi geliştirecektir. Bu ifadeyi eğitimciler uygulamaktadır; ancak bir farkla, öğrencinin gelişim gösterdiği zeka modellemesi ön planda tutulmadan bu olay yapılmaktadır. Bu ifadenin başarılı olacağını düşünmekteyim, denemekte de fayda görmekteyim...

LÜTFİ ŞAHİN

"Performans ödevleri mühendisliğe atılan ilk adımlardır... Proje ödevleri ise mucitliğe atılan ilk adımlardır."
Lütfi ŞAHİN
Yukarıdaki tanımlamam sizlere muhtemelen garip gelmiştir. Yerinde ve şartlara uygun olarak yapıldığı takdirde yukarıdaki tanımlamam gerçektir ve geçerliliği mantık ifadesi çerçevesinde mümkündür.
Öğrencilerin performans değerlendirmesi yapılırken verilen ödev yazılı ifadeler bütünüdür; bu şu anki durum için geçerlidir. Ama performansın asıl amacı, öğrencinin gelişim düzeyine uygun çalışmaları yerine getirmesidir. Bu amaç itibarı ile öğrencinin psikomotor gelişimine uygun olarak ilk kademede somut ve üç boyutlu uygulanırken, ikinci kademede sözel ve yazılı olarak uygulanmaktadır.
Verilen basit bir performans ödevini ele aldığınızda, bir çok öğretmenin yazılı uygulama ile yaptırdığını görürsünüz. Ya da internete bağlı kalınarak yapılan performans ödevleri ile tasarımdan yoksun öğrencilere doğru adım adım gitme çabasına girmekteyiz. Örneğin atom modelini illa kartona çizdirmenin bir mantığı yoktur ve illa da hidrojen atomunu çiz demenin de... Bırakın buna çocuk karar versin... İster toryumu ister klorürü... İlla kartona çizmesi şart mı? Bırakın buna da o karar versin... Bilyeleri birleştirerek yapacağı atom modelinin öğretmene de öğrenciye de zararı olmayacaktır. Ya da bir mıknatıs kullanarak oluşturacağı metalik modelinde kimseye zararı olmayacaktır. İlla hidrojen mi? Bırakın uranyumu yapsın, bırakın argonu... Kendi oluşturacağı tasarımını öğretmenine anlatsın, böylece mühendislik yolunda ilk adımlarını atsın...
Şu an verilen ödevlerin tasarıma uygun olması, gelecek için mükemmel mantık seviyesine ulaşmış nesillerin yetişmesi açısından önemli olduğu bir gerçektir. Bildiğiniz üzere bir mühendis yeni bir fikir ortaya koymaz, ancak olan ifadeleri uygun tarzda bir araya getirir. Örneğin, çizimi olan ses sistemi, çizimi olan görüntü sistemi, çizimi olan integral ve türev devreleri, çizimi olan tuner devreleri... Bu ifadeleri mühendisler bir araya getirerek bir televizyonu oluşturabilirler. Ama bütün bu ifadeler, daha önce mucitler tarafından bulunmuştur. Mühendisler ise bu ifadeleri uygun bir şekilde ve en verimli olacak elemanlar şeklinde bir araya getirirler... Tabi bu bahsettiğim elektronik mühendisliği ifadesi için geçerlidir. Bu mühendisliğin yanında inşaat mühendisliğini, çevre mühendisliğini, gıda mühendisliğini... Bu ifadelerin hepsi de mantıksal gelişimini iyi tamamlamış insanlar grubudur. Çoklu zeka modellemesinden genellikle biri ya da bir kaçı çok iyi gelişmiştir.
Kalite seviyesi yüksek mühendisleri geliştirebilmemiz, öğrencilere yaşa uygun tasarımlar yaptırmamız ile mümkündür. Bu hangi ders olursa olsun geçerlidir. İster sözel, isterse sayısal olsun...
Çoklu zeka modellemesinin biri ya da bir kaçı gelişmiş olanlar ya mühendis ya yazar ya da mantıksal işlev gerektiren bir konuda uzmanlaşmaktadır. Ancak hepsi gelişen ise olayları daha kapsamlı analiz etmeyi başarmaktadır. Siz metodik yöntemle geliştireceğiniz öğrenciye; "evladım sağ kulağını gösterir misin?" dediğiniz zaman, o doğrudan sağ eli ile sağ kulağını gösterecektir. Ancak çoklu zekalarının tamamını geliştirmeyi başarmış bir insan sağ kulağını on farklı şekilde gösterebilecektir, hatta ilk gösterme modeli belki de sağ eli ile olmayacaktır. İşte, tahmin edeceğiniz üzere mucitlik ifadesi çerçevesinde ele alacağımız bu insanlar yukarıdaki çizim ifadesindeki ses sistemlerini çizmişlerdir, görüntü sistemlerini çizmişlerdir, türev ve integral devrelerini çizmişlerdir, tuner devrelerini çizmişlerdir ve sonunda mühendislerde bunları bir araya getirmişlerdir. On defa aynı televizyonun yeniden yapmamışlar, aksine yeni çizimler ve tasarımlar yapılmıştır. Hani bir söz vardır; "Amerika'yı yeniden keşfetmemeli..." Ama bizler eğitimciler olarak çoklu zeka modellemesine uygun tarzda proje ödevleri vermezsek, maalesef yetişen yeni nesil defalarca Amerika'yı yeniden keşfedecektir. Öğrencilere proje ödevi verilirken, diğer derslerle örüntü kurabilsin ve yeni bir şeyler ortaya koyabilsin. Yoksa tamamen formalite diye proje verilmemelidir. Proje ifadesinin karşılığı da zaten yeni tasarım, yeni üretim gibi şeylerin çağrışımıdır. Yoksa öğrencinin internet ortamından getirip öğretmeninin önüne koyacağı yazı, onun bir şeyleri ortaya koymasına zemin hazırlamayacaktır. Bu açıdan ele alındığında ben beyin fırtınası ifadesini çok beğenmekteyim, hem kubaşık öğrenme teknikleri de burada geçmektedir. Öğrenciler yeni tasarımlarını grup halinde hazırladıkları zaman sadece tekli model değil, bütün zeka ifadelerinin gelişim oranı belli ölçüde kıvama gelecektir. Aynı zamanda çocuklarda empati duyguları gelişecektir...

LÜTFİ ŞAHİN