BİYOLOJİ BİLİMİ Yazıları - Sayfa 2 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda BİYOLOJİ BİLİMİ konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 11 içerik bulunuyor.
08/07/2014 4:40
Biyoloji bilimi insanlığın en eski çalışma sahasını oluşturmuş ve günümüzde de oluşturmaya devam etmektedir.İlk insanlar belki bir bilim ifadesi içerisinde kullanmamışlar,ancak hangi bitki zehirli,hangi bitki yenebilir;hangi hayvan saldırgan ve hangi hayvan sadece ot yer gibi çalışmalar içerisine girmişler ve neticede bilim adı altında toplanmasa bile,bilimin temelleri atılmış olmuştur.

Konu ile ilgili en eski çalışmaları yapan ise,felsefenin babası olarak adlandırılan ve bir çok bilimin içerisinde eli olan Aristo’dur.Aristo canlılarda bir sınıflandırma düzeneği kurmuş ve toplamış olduğu canlıları bu sınıflandırma içerisinde adlandırmıştır.

Biyoloji bilimi ile ilgili çalışmalara önem veren diğer bir bilgin ise İbni Sina olup,daha çok insan biyolojisi üzerine yönlenmiştir.20.yy’a gelinceye kadar yazmış olduğu kitaplar Dünya’nın bir çok üniversitesinde okutulmuştur.Bu kitaplardan ikisi ise “kanun” ve “şifa” adlı kitaplar olup,insanlığa yol göstermesi açısından çok önemli yerleri olmuştur.

Avrupalı bilginler hastalığa neden olan etkenlerim gözle görülemeyecek canlılar olduğunu bilmezken,bizim kültürümüzde yetişen bilginler,özellikle de bu bilginler içinden Akşemseddin,hastalığa neden olan canlıların gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar olduğunu ifade etmiştir.

Biyoloji bilimi kendi içerisinde bir çok alt bölüme ayrılmış ve bu dallardan biri olarak da “mikrobiyoloji” ifade sahasını bulmuştur.Nedir mikrobiyoloji?Genel ifade ile hastalık etkeni olan ve adına mikrop denilen canlıları ele alan ve inceleyen bir bilim dalıdır.Mikrobiyoloji biliminin inceleme sahası,özellikle mikroskop adı verilen aletin icadı ile büyük sahalara ulaşmıştır.Anti parantez bir ifade ile abiyogenez ifadesi yerine biyogenez ifadesinin kullanılmaya başlanması ile,mikrobiyoloji daha geniş bir anlam kazanmıştır.

Nedir abiyogenez?Nedir biyogenez?Abiyogenez ve biyogenez ifadeleri birer hipotez olup,abiyogenez hipotezi canlıların cansız varlıklardan kendiliğinden çoğaldığını ifade etmiştir.Bunu ispatlamaya çalışan bilgin ise deneyinde açıkta bırakılmış besinler üzerinde oluşan larvaları göstermiştir.Ancak bunun aksini düşünen bilginin yaptığı denemede besinleri delikli tel ile çevrili bir dolaba koymuş ve belli süre beklendikten sonra larva oluşumunun olmadığını ispatlamıştır.Olayın açıklamasını yapan biyogenez savunucusu bilgin,ilk deneyde açıkta bırakılan besinin üzerine konan sineklerin larva yumurtalarını bıraktıklarını ve bu nedenden dolayı da larvaların oluştuğunu ifade etmiştir.Daha sonra telli dolaba koyma eylemi sonucu sineklerin besinler üzerine yumurtalarını bırakamadıklarını ve larva oluşumunun olmadığını açıklamıştır.Bu deneyler sonucunda abiyogenez hipotezinin yanlış olduğu ve doğru hipotezin ise biyogenez olduğu ortaya çıkmıştır.

Canlıların yine canlılardan çoğaldığının ispatı ile beraber gözle görülemeyecek canlılarından yine kendileri gibi canlılardan çoğaldığı ifadesi de yerini bulmuştur.Biyogenez hipotezine bağlı olarak,canlıların büyüyebilmesi için besine ihtiyaçlarının olduğu ifadeside olaya daha geniş bir boyut kazandırmıştır.Besine ihtiyaç duyan canlıların sadece gözle görülebilen canlılar olmadığı,gözle görülemeyen canlılarında yaşayabilmek için besine ihtiyaç duydukları ifade edilmiştir.Bu ifade sonucu ise canlıların beslenme şekilleri sınıflandırılmıştır.

Sınıflandırma sonucu bazı canlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için diğer canlıları kullanmaları gerektiği ortaya çıkmıştır.Bu kullanımda bazı tip canlılar beraber yaşadığı canlıya zarar vermezken,bazı birlikteliklerde konak olan canlının zarar gördüğü ve bu canlı üzerinde yaşayan canlının da bir parazit olduğu ifadesi yer almıştır.

Parazit olan canlılarla uğraşmak içinde biyoloji bilimi altında yeni bir alt dal oluşturulmuş ve bu bilim dalına da mikrobiyoloji adı verilmiştir.

Mikrobiyoloji,canlılara zarar veren asalaklardan tutunda bakterilere,mantarlara,virüslere varıncaya kadar geniş bir canlı grubunu inceleme sahasına almıştır.Sadece insanlara özgün bir hücreli canlılarla uğraşan mikrobiyoloji ifadesi ise tıbbi mikrobiyolojisi adını almıştır.


LÜTFİ ŞAHİN

Teknik ifadeler bulan ve bilimde ilerleme kaydeden insanların tabiatları farklıdır. Ast olarak bütün insan modellemeleri birbirinden farklıdır; terzi ile doktor farklı, öğretmen ile mühendis farklı... Ama bu fark ifadesi bilimde ve özellikle de pratik ve uygulamalı bilimler olduğu zaman daha çok ön plana çıkmaktadır.
Bu ifadeler çerçevesinde birkaç örneklendirme yapmadan geçmeyeceğim. Edison'un hayat hikayesini tümden okumamış olsanız da kısmi olarak biliyorsunuzdur. Edison küçük yaşlardayken annesi rahatsızlanır ve ışığa ihtiyaç duyulur. Annesi akşam vakitlerinde rahatsızlanmıştır ve doktor ifadesinde ışık olmadan gerekli müdaheleyi yapamayacağını ifade etmiştir. Edison ise olayı basit bir veriler bütününden çözmüştür... Evdeki bütün aynaları toplayan Edison, bu aynaları birbirine paralel olacak şekilde tutmuş ve ortadaki mumun alevi fizik kuralları çerçevesinde bu aynalarda sonsuz bir şekilde yansımayı meydana getirmiş ve netice itibari ile de odanın içerisi gayet aydınlık olmuştur. Bu ifade tarzında Edison uygulamalı zeka ile verileri bir araya getirmiş ve bunu günlük hayatta kullanmayı başarmıştır. Edison eğer ki aynaları paralel tutmamış olsaydı bu aydınlanma gerçekleşmeyecekti, hakeza Edison bu verileri uygun zamanda ve yaşı küçük olduğu halde düşünmeyi başarmıştır.
Günlük ifadeler tarzında normal düşünce sistemi içerisinde olan bir insanın düşüneceği sadece o an için gerekli olan veridir. Bu ifadeyi şöyle şematize edebiliriz:

Ahmet'in birinci dakikadaki düşüncesi-- Fizik bilimi bölüm 26
Ahmet'in ikinci dakikadaki düşüncesi-- Kimya bilimi bölüm 12
Ahmet'in üçüncü dakikadaki düşüncesi-- Biyoloji bilimi bölüm 23
Ahmet'in dördüncü dakikadaki düşüncesi-- Astronomi bilimi bölüm 5

Normal düşünce sisteminde insanlar yukarıda tabloda verilen Ahmet gibi düşünmektedir. Bunun temel ifadelerinden bariz olanı zekaya dayanmakla beraber eğitiminde önemli olduğu ortaya çıkmaktadır.
Bundan önceki dönemlerde zekanın sadece teoriden ibaret olduğu ve tekli zeka modelinin olduğu savunuluyordu. Ancak çoklu zeka modelinin ortaya konulmasında itibaren olaylar hem yön ve hem de yöntem değiştirmiştir. Eğitimciler, yaptıkları çalışmalarda artık bireylerin farklı olduklarını ve çocukların yetişkinlerin minyatürü olmadıklarını benimsemişlerdir.
Ancak ben burada eğitim modellemesindeki bir ifadeyi düzeltmek istiyorum... Eğicimler insanların farklı olduklarını ve temelde sekiz tipe ayrılan çoklu zeka modellerinden birine ya da bir kaçına öğrencinin uyumlu olduğunu ifade etmektedir. Eğitim verilirken de çocuğun gelişim göstereceği modele uygun eğitim tiplemesinden geçirilmesi gerektiği savunulmaktadır. Ancak bu modelleme sonucunda pratik zekalı insanlar yerine, Ahmet'in modelinde görüldüğü gibi tasarımdan yoksun insanları üretmiş olacağız. Bunun yerine karma bir eğitimle çocukların bütün zeka modellemeleri belirli denge içerisinde arttırılabilinir. Örnek ifadeyi açmayı uygun bulmaktayım... Bir performans ödevi verildiği zaman, bu performans ödevi sadece o ders ile ilgili olmamalı, çocuğun diğer derslerle de aynı orantıda bağlantı kurmasını sağlayacak ifadeleri de içermesi; onun örüntülü öğretimden kurtulup, örüntülü eğitim ifadesinden bahsetmesine neden olacaktır. Ahmet bu şekilde yetiştirildiği zaman aşağıdaki tablodaki gibi pratik zekalı bir mucit haline gelecektir ve toplumlarında buna çok ihtiyacı vardır...


Ahmet'in ----------- Fizik bilimi bölüm 12
birinci---------------Fizik bilimi bölüm 25
dakikadaki------------Kimya bilimi bölüm 19
düşünce----------------Biyoloji bilimi bölüm 14
düzeni--------------Astronomi bilimi bölüm 34
Bu şekilde Ahmet aynı anda bir çok bilimsel verinin birleşimini sağlayacak ve bu da onun yeni tasarımlar üretmesini sağlayacaktır. Kısaca örüntülü öğretim yerine örüntülü eğitimden geçmiş olacaktır...
LÜTFİ ŞAHİN

Mikrobiyoloji bilimi,biyoloji biliminin alt kategorisi içerisinde yer alıp,genel olarak mikroorganizmalar ve bunların işlevleri üzerinde inceleme yapmaktadır.Mikroorganizmaları,sınıflandırmada bir çok yöntem ve teknik kullanılmaktadır.Nasıl ki,biyolojinin sistematiği düzenlenirken yakın akrabalık düzeyindeki canlılar aynı kategorinin içerisine alınıyor;biyolojinin bir alt dalı olan mikrobiyoloji dalında da ayırım yakın akrabalık ilişkilendirilmesine dayanılarak yapılmaktadır.

Tibbi olarak önem taşıyan mikroorganizmalar ise,tıbbi mikrobiyoloji adı altında ayrı bir inceleme sahası içerisinde incelemeye tabi tutulmaktadır.Bu sınıflandırma yapılırken mikroorganizmaların şekilleri,patojen özellikleri,ürettikleri enzimler,ürettikleri toksinler,hangi antibiyotikleri duyarlı oldukları,nerede hastalık yaptıkları gibi özellikler göz önünde bulundurulmaktadır.

Bu bakteri grupları içerisinde önemli bir yere sahip olan staphylococcus cinsi bakteriler genel olarak katalaz pozitif bakterilerdir.Laboratuvar incelemelerinde üzüm salkımı gibi bir görünüme sahip oldukları tespit edilmiştir.Bu tespit yapılırken,aynı zamanda bu bakterilerin yuvarlak şekilli oldukları,yani coccus oldukları tespit edilmiştir.

Bu bakteri grubu içerisinde en önemli bakteri staphlococcus aureus türü bakteridir.Bu bakterinin neden olduğu en önemli hastalıklardan birisi follikülit olup,bu durumun ilerlemiş şekilleri fronkül ve karbunkül şeklinde adlandırılmaktadır.Bu tür bakterinin neden olduğu bir başka hastalık tipi ise arpacıktır.Menenjit etkenide olan bu bakteri türü aynı zamanda bakteriyel endokarditin en önemli etkenidir.

Bir başka tür olan staphylococcus epidermidis ise daha çok yaşlılarda idrar yolu enfeksiyonuna yol açar.Deri ve mukozanın normal florası olan bu bakteri türü diyaliz hastalığı olan hastalarda peritonit sebebidir.Bunların yanı sıra dental girişimlerden sonra subakut endokardite de neden olmaktadır.

Bir başka tür olan staphylococcus saprophyticus ise adölesan kızlarda üriner enfeksiyona neden olmaktadır.

Bu bakteri grubunun ürettiği enzimler içerinde clumping faktör,hyaluronidaz,penisillinaz,stafilokinaz,lipaz,nükleaz ve slime faktör enzimleri sayılabilir.

Ürettikleri toksinler içerisinde ise enterotoksin,pirojenik toksin,eksfoliatif toksin,panton valentine toksini ve hemolizinler yer almaktadır.

Bu tip bakteriler daha çok hastane çalışanlarında bulunmaktadır.Ellerin çokca sabunlanması önerilmektedir.

Bir başka yazımda buluşmak üzere…

LÜTFİ ŞAHİN

İnsanların bilimle uğraşmaları için bir çok etken doğrudan yada dolaylı yönden etken olmuştur. Şartların güçlüğü bu tüm etkenlerin başını oluşturmuştur. Ancak tahmini ifade ile insanlar ilk etapta bilim ile uğraşırken bunu sadece kitaplarda kalsın diye yapıyorlardı.

Zaman döngüsü düşünüldüğü zaman, ilk çağlarda insanların fabrikasyona dökecekleri bir teknik verileri ve bilgi modellemeleri yoktu. Olaylar hakkında yapmış oldukları farazi tahminler kitaplarda ve el yazması eserlerde yerlerini almış ve üretimden uzak bilim modellemesi, bu günün ilköğretim okullarında okutulan kitaplar faraziyesini aşmamıştır.

İfadeler çerçevesinde ele alındığında, bilimin temellerinin oturmaya başlandığı ve otomasyon sistemlerinin de devreye girdiği dönem olarak 19. yy'i verebiliriz. Bilimin bölümler içerisinde ele alındığı bu dönem, zorlukların kolaylığa dönüştürülmeye başlandığı bir zaman dilimi olarak karşımıza çıkmaktadır... Bilim; fizik, kimya, biyoloji, astronomi v.b. şekillerde karşılık bulmaya başlanmış ve ifadeler insanlığı bilimsel verileri somut üretim yapmaya götürmüştür.

Bu bilim dalları ise kendi içerisinde binlerce alt kategoriye ayrılmış ve buda insanların daha verimli uğraş modellemeleri yaparak merak ifadelerini insanlığın hizmetine adamalarına neden olmuştur. Sadece biyoloji bilimi bile kendi içerisinde onlarca alt bölüme ayrılmış ve buda bu bilim dallarında genelden çok özele doğru olan ihtisaslaşmayı beraberinde getirmiştir.

Biyolojinin tıp ile beraber değerlendirmeye tabi tutulduğu alt dallarından birisini de mikrobiyoloji adı verilen ve prokaryot hücre modellerini oluşturan canlılar ile uğraşan bilim dalı oluşturmaktadır. Binlerce bakteri, virüs, mantar, parazit v.b. Bu canlı tipleri, biyolojinin bu alt dalında sistematiksel ve veriler çerçevesinde karşılığını bulmuş ve biyokimyaya, farmakolojiye v.b. bilim dallarına hem veri vermiş ve hemde bu bilim dallarından veri almıştır.

Mikrobiyolojinin uğraştığı bakteri gruplarından örnekler vermek gerekirse; en güzel örneği zincir şeklinde sıralanan ve şekilleri yuvarlak olan bakterilerin oluşturduğu streptococcus cinsi bakterileri verebiliriz.

Syreptococcus tipi bakteriler, hücre duvarlarındaki karbonhidratlardaki değişikliklere göre sınıflandırmaya tabi tutulmuş ve Lancefield sınıflandırması adı ile anılan sınıflandırma verisi oluşmuştur. Bu sınıflandırma ifadesinde streptococcus tipi bakteriler 21 gruba ayrılmışlardır.

Bütün streptococcus tipi bakterilerde katalaz negatiftir. Sporsuz olup gram(+) koklardır. Streptococcus tipi bakteriler değişik hastalıklara neden olurlar. Bunlardan bazıları şunlardır; kızıl,streptokokal farenjit, impetigo, fronküloz, sellülit, erizipel, romatizmal ateş, akut glomerüler nefrit, endokardit grup A streptokokların neden olduğu hastalıklardır; erken başlangıçlı neonatal sepsis, geç başlangıçlı neonatal sepsis B grubu streptokokların neden oldukları hastalıklar içerisinde ele alınabilir.

Ancak streptococcus tipi bakterilerin anlatımı bu kadar basit olmayıp neredeyse kendileri ayrı bir alt bölüm oluşturmayı gerektirecek kadar geniş bir bilgi birikimini ifade etmektedir.


LÜTFİ ŞAHİN

06/07/2013 1:22
Açılmış hali canlı bilimi olan biyoloji bilimi iki ayrı Latince kelimenin birleşmesi sonucu oluşmuştur. Biyo; canlı ve logo; bilim ve bu iki Latince kelimenin birleşmesi sonucu canlı bilimi manasına gelen biyoloji terimi doğmuştur.
Nedir biyoloji? Bu soru hepimizin okul hayatları boyunca veya hayatımızın diğer zamanlarında karşımıza çıkmıştır. Canlıların iç yapısından tutunda canlıların birbiri ile olan ilişkilerine kadar bir çok konuyu inceleme sahası içerisine almış olan biyolojinin en temel uğraş alanını ise hücre oluşturmaktadır...
Hücre, yani canlının en küçük yapıtaşı olan en küçük canlılık birimine verilen addır. Virüslerde biyolojinin inceleme sahasına girmekte, ancak gerçek bir hücre organizasyonu göstermemektedir. Diğer hücrelerin içerisine girdiğinde canlı, dış ortamda kristalize yapıda olan virüslerin en büyüklerinden birisi poks virüsleri olup, binlerce tip virüs tiplemesi ile poks virüsü bunlardan sadece birisini oluşturmaktadır.
Peki biyolojinin alt dalları var mıdır? Belki bu soru yazının başlığını okuduğunuz anda aklınızdan geçmiş olabilir. Biyoloji içerisinde ele alınan alt dallar içerisinde taksonomi, fizyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, genetik söylenebilir. Ama alt dallar sadece bunlar olmayıp daha onlarca alt bölüm ifade edilebilir.
Bu alt dallardan taksonomi canlıların hem kendileri ve hem de çevreleri olan ilişkilerini ele alıp canlıların sınıflandırılmasını sağlayan bir alt bilimdir. Bu sınıflandırmayı yaparken değişik birim adlarını kullanır. Bunların en büyüğü alem olup daha alt birimlere doğru ayrılır. Birbirine benzer canlılar aynı gruplar içerinse konularak sınıflandırma yapılır. Sonuç olarak büyük bir sistemli çalışmayı gerektirdiği görülür.
Fizyoloji alt dalı ise canlıların daha çok moleküler düzeyde olan yapıları ile bu moleküllerin salgılanması ve düzenlenmesi ile ilgili olan incelemeleri gerçekleştirir. Bu çalışmalar ister bitkilerde isterse hayvanlarda olsun büyük bir emeği ve sabrı gerektiren çalışmaları bünyesinde barındırır.
Biyokimya alt bilim dalı ise canlıların kimyasını ele alan bir bilim dalı olup,organizmalar arası etkileşimlerde çok büyük önem kazanmaktadır. Biyokimyasal çalışmalar içerisinde çokça deney ve formül ile ifade etme yerini almıştır.
Mikrobiyoloji ise patojen yaşayan yada yaşamak için bir canlıya ihtiyaç duyan canlıların dünyasını ele alan bir alt bilim dalıdır. Bu canlılar içerisinde bakteriler, mantarlar, virüsler, parazitler gibileri söylenebilir.
Genetik ise 20. yy içerisinde ele alınmaya başlanmış ve temellerinin Mendel tarafından atıldığı ifade edilebilen bir alt bilim dalıdır. Daha çok canlıların özelliklerinin aktarımı ve meydana gelen değişiklikleri ele alır.
Biyoloji bilimi bu incelemeleri yaparken diğer bilimlerden de istifade etmektedir. Tüm bu yapılan çalışmalar ise insanlığın daha rahat etmesi içindir...
Bu bilim dalının alt dalı olan ve mikrobiyoloji adı verilen ve mikroorganizmalar ile uğraşan bilim dalının bir alt uğraşı olan bakteriler üzerine yoğunlaşmak istiyorum.Gözle görülemeyen bakteriler,canlıların sınıflandırılmasında ve canlıların yaşam tarzlarında önemli role sahip birer etken canlı gruplarıdır.
Bakterilerin bir tip sınıflandırılmasında faydalı olanlar ,zararlı olanlar ve herhangi bir etkisi olmayanlar diye sınıflandırılabilir.Lactobacillus bulgaricus gibi yoğurdun oluşmasını sağlayan faydalı bakteriler yanında,clostridium perfringes gibi gazlı kangrene neden olan zararlı bakterilerde mevcuttur.Birde bulunduğu yere göre faydası yada zararı olmayan eshrechia sp türleri vardır.Bunların bazı sujlarının ne faydası ve nede zararı vardır.
Bakteriler biçimlerine göre ise 4 sınıfa ayrılmaktadır.Bunlar koklar,basiller,vibriolar ve spiraller şeklindedir.Bunların içerisinde koklarda kendi arasında üçe ayrılmaktadır.Tek tek bulunanlar(monokoklar),ikişer gruplar halinde bulunanlar(dikoklar) ve çoğu bir grup oluşturarak bulunanlar(streptokoklar) şeklinde bir sınıflandırma yapılabilmektedir.
Bakteriler solunum durumlarına göre ise 4 grupta incelenebilir...Bunlar zorunlu aerob,zorunlu anaerob,fakultatif anaeroblar ve aerotoleran anaeroblardır.Bunların bir kısmı sadece oksijenli ortamda,bir kısmı sadece oksijensiz ortamda ,bir kısmı her iki ortamda bir kısmı ise belli oranda oksijenli ortamda yaşayabilmektedir.
Bakteriler yapılarındaki duvara görede ikiye ayrılmaktadır.Bunlar ise gram negatif bakteriler ve gram pozitif bakteriler diye sınıflandırma oluşturulmasına neden olmaktadır.Bu sınıflanırmaya ise duvarın yapısında bulunan peptidoglikana bağlı olarak gidilmektedir.Gram pozitiflerde bu kısım kalın,gram negatiflerde incedir.
Ancak bakteriler bu kadar kısa biçimde anlatılamaz,konu ile ilgili milyonlarca makalenin olduğu göz önüne alınırsa, benim deryaya bir damla bıraktığım açığa çıkar...
Hücre içerisinde yaşamlarını sürdüren bakteriler örneğinde olduğu gibi,hücre içi parazit olan ve hücre dışında bakterilerden farklı olarak canlılık özelliği göstermeyen zorunlu hücre içi parazitlerine ise virüs adı verilmektedir.
Virüslerin tamamı hücre içerisinde yaşamlarını sürdürmek zorundadır.Bunların bir kısmı içerisine girdikleri hücreyi parçalayarak iş görür ki bunlar diğer virüs tiplerine göre daha tehlikelidir.
Virüsler,yapı itibari ile viral genomu taşıyan DNA ya da RNA moleküllerinden sadece birisini taşımaktadır.Viral genomun etrafını ise kapsomer birimlerinden oluşan ve kapsid adı verilen bir kılıf çevirir.
Viral genomu DNA olan virüsler içerisinde sadece parvovirüsler tek iplikli DNA taşımakta,diğer DNA virüsleri ise çift iplikli DNA taşımaktadır.RNA virüsleri ise reovirüsler hariç hepsi tek zincirli RNA taşırlar.
Bazı virüslerin etrafında ise zarf adı verilen yapılar yer almaktadır.Zarf taşıyan virüslere zarflı virüsler,taşımayanlara ise çıplak virüsler adı verilmektedir.
Virüslerin şekillerine bakıldığı zaman ise iki tip ile karşılaşmaktayız.Bu tipler simetri adı ile adlandırılmaktadır.Bunlar ise helikal simetri ve ikozohedral simetri(kompleks simetri) şeklinde sınıflandırılabilir.
Birde virüs benzeri yapılar bulunur ki bunların başında prion adı verilen yapıları örnek verebiliriz.Bu yapılar nükleik asid içermeyip protein içerirler.Pseudovirion adı verilen yapılarda ise kapsid içerisinde viral DNA yerine konakçı DNA sı vardır.Hücreleri enfekte ederler,ancak replike olmazlar.Birde viroid adı verilen yapılar vardır ki bunlar kılıfsız tek bir RNA molekülünden oluşurlar.RNA küçüktür ve protein kodlamaz.
Nezleden tümör oluşumuna kadar bir çok hastalığa neden olan virüslerden korunmanın en kolay yolu ise dezenfekte kurallarına uygun hareket etmek ve gerekli önlemleri(aşı gibi) önceden almaktır.Bu bizi ve ev halkımızı korumanın en etkin yoludur...
Mikrobiyoloji,parazit olarak yaşayan ve göz ile görülen bitten pireden tutunda;bakteri,virüs gibi gözle görülemeyen parazitler üzerinde de inceleme yapmaktadır.Bu incelemeyi yaparken,sadece bu canlılar değil,bu canlıların konakçı ile yani üzerinde yaşadığı canlılar ile olan ilişkilerine de eğilmektedir.
Mikrobiyolojinin incelediği bir sınıf ise mantarlar olup,bu mantarlar genel olarak gözle görülemeyen ve canlı organizmaya zarar veren tipte mantarlardır.Mantarların gözle görülenleri genel olarak hastalık yapmamakta,ancak amanita gibi mantarların yenmesi sonucu zehirlenmeler meydana gelmektedir ki;bu duruma "misetismus" adı verilmektedir.
Mantarlar ökaryotik canlılar olup eşeyli veya eşeysiz üreyen türleri mevcuttur.Hücre duvarları vardır.Cryptococcus neoformans gibi mantarlarda ise kapsül bulunmaktadır.Hücre duvarlarının yapısında kitin,glukan ve manan yer almaktadır.
Bazı mantarlar oda ısısında küf şeklinde,insan vücudunda ise maya şeklinde çoğalmaktadır.Bu tip mantarlara dimorfik mantarlar adı verilmektedir.
Mantarların neden olduğu rahatsızlıklardan bir kısmını da irdelemeden edemiyeceğim...Bunlardan ilki nezle benzeri reaksiyona neden olmalarıdır.Bazı mantarların neden olduğu bu reaksiyonlar virüslerin neden olduğu nezleden daha uzun süreli ve daha ağırdır.
Bazı mantarlar deri dışı yerlerde,örneğin saç,kıllar vb yerlerde rahatsızlıklara neden olur.Bu tip mantarlara örnek olarak Malassezia furfur (yaptığı hastalık;pityriasis versicolor),Exophiala werneckii(yaptığı hastalık;tinea nigra) verilebilinir.
Bazı mantarlar deride rahatsılıklara neden olabilir.Bu tip mantarlara örnek olarak Microsporum canis(yaptığı hastalık;tinea capitis) verilebilinir.
Bu tip mantarların yanı sıra iç organlarda rahatsızlık veren mantarlarda vardır.Menenjit gibi rahatsızlıklara neden olabilen bu tip mantarlar ise daha çok vücudun zayıf kaldığı durumlarda etkilidirler.
Mantarlardan korunmak için bazı tedbirler mevcuttur.Vücut hatlarının kuru tutlması,ayağın koruyucu bir ayakkabı ile kapatılması ve alerjen olunan şeylerden kaçınılması söylenebilir...

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [2/3] Önceki 1 2 3 Sonraki