ÇOKLU ZEKA Yazıları - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda ÇOKLU ZEKA konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 11 içerik bulunuyor.
03/07/2013 3:01
"Çocukların hayal güçlerinin gelişmesi, mantıklarının gelişmesinden daha çok önemlidir." (Lütfi ŞAHİN)
Okuluna giden bir öğrenci ile öğretmeni arasında geçen konuşmalar, bize bazı fikirler konusunda sahip olduğumuz yargıları ortaya koymaktadır.
Öğretmen:
-Çocuğum ben sana hidrojen atom modelini karton üzerine çizmeni istemiştim.
-Hocam, hep nükleer enerji veren maddeleri merak ediyordum, bu nedenden dolayı toryumun atom modelini yaptım.
-Peki neden böyle yaptın?
-Hocam mıknatısları ve metalleri kullanarak bu modelin daha güzel yapılacağını düşündüm, bundan dolayı.
Belli mantık çerçevesi içerisinde büyümüş olan bu öğretmen, sabit fikirler içerisinde basit bir ödev vermiş ve kurallar koymuştur: kartona ve hidrojen atomu...
Hayal gücüne sahip olan çocuklarımız, mantık dediğimiz ve neye dayandırılarak doğru olduğu belli olmayan ifadeler içerisinde sıkıştırılmışlardır. Tokalaşma işlemi bizim toplumumuzda mantıklıdır, ama Avustralya'da tokalaşma yerine uzaktan el sallama tercih edilmiştir. Hakeza artık bizlerde domuz gribinden korunmak için uzaktan el sallamayı tercih ediyoruz ya, bunu Avustralyalılar hep yapıyorlardı.
Yıllar içerisinde sabit mantığın öneminden bahseden bilginler ve eğitimciler; Gardner gibi bilginlerin çalışmaları ve nöroloji uzmanlarının beynin sadece mantık fonksiyonlarından oluşmadığını ifade etmeleri sonucu; çoklu zeka ve empati ifadelerinden bahsedilmeye başlanmıştır. Sadece sol lobdan oluşmayan beyin ve fonksiyonları aynı zamanda sağ loba da sahip olduğunu nörologlara göstermiştir.
Fizikte kuramlar üreten Einstein bir dahidir, beyninin sol lobunu ustaca ve hızlı bir şekilde kullanmaktadır. Mantık verilerini kapsamlı bir şekilde birleştirmeyi başaran Einstein, aynı zamanda bir dehadır. Dahi olması onun kapsamlı düşünce yapısına sahip olmasını sağlamıştır. Normal bir birey bir alfabeye baktığı zaman A-D aralığını düşlerken, Einstein A ile Z aralığındaki tüm harfler arasında bağlantı kurabilmektedir. Normal birey çocukluğundan itibaren belirli mantık çerçevesi içerisine sokulmaya çalışılmış ve sonuçta başarılı olunmuştur; A-D arasındaki harfler arasında işlem yapmaktadır. Einstein ise kendisine geri zekalı diyen öğretmenlerine karşılık sıra dışı olmuş ve A-Z aralığındaki tüm harfler üzerinde işlem yapabilecek yetiye ulaşmıştır. Evet, Einstein'e yıllarca öğretmenleri ve arkadaşları geri zekalı demişlerdir. Sıra dışı düşünmenin karşılığında bunu göz önüne almış olan Einstein, genel ve özel relativite kuramları ile beraber zekasının üstünlüğünü ispatlamıştır. Normal bir birey aynı zamanda A-D aralığındaki bilgilerin sentezini yapmış ve kendisinde bu bilgileri toplamış iken Einstein A-Z aralığındaki bilgilerin sentezini yapmış ve bu bilgileri kendisinde toplamıştır; bu nedenden dolayı Einstein deha olarakta anılmıştır.
Sol lobu gelişmiş olan Einstein için durum böyle, ama sağ lobu gelişmiş olan Mozart için durum... Evet yine aynı. Sol lobun mantığı gelişmiş olan Einstein'e karşın sağ lobu gelişmiş olan Mozart'ı verebiliriz. Normal bir bireyde Do-Mi arasındaki sentez ve görme olayı varken Mozart'ta Do-Si arasındaki notaların sentezi ve görmesi olayından bahsedebiliriz.
Sizler ukala ya da geri zekalı sözlerine tahammül eder misiniz? Bunu bilemiyeceğim, ancak sıra dışı düşünen bu zeki insanlar, kendilerini bir kalıba sokmamışlardır. Yukarıdaki öğrenci örneğinde olduğu gibi, farklı ve hayal edebilen insanlar, bir çok veriyi farklı şekillerde sentez edebilir ve bu da yaratıcı mucitlerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Sizlerin başarılı ve sıradışı düşünmenizi ümit ederim...

LÜTFİ ŞAHİN

Başarılı bireyler yetiştirmek hem aile bazında ve hem de toplum bazında önem arz etmektedir. Yıllar içerisinde araştırmacıların yapmış oldukları çalışmalarda ise başarının zannedildiği gibi tamamen IQ ile bağlantılı olmadığı sonucuna varılmıştır. IQ ifadesinin başarıyı %10 oranında etkilese de başarının daha çok insan ilişkilerini bilen insanlar tarafından kazanıldığı tespit edilmiştir.
1983 yılında Howard Gardner'in yapmış olduğu çalışmaların ürünü olan "aklın çerçeveleri" adlı kitapta Gardner, zekanın tekil bazda ele alınamayacağını ve çoklu zeka modelinin daha uygun bir açıklama olduğunu ifade etmiştir.
Bu konuda çalışmalar yapmış olan diğer bir isim ise Robert Sternberg'tir. Sternberg, yapmış olduğu açıklamalarda sınıflarda kullanılan hareketsiz zekanın belki akademik kariyer için gerekli olduğunu; ancak başarının çok alanda gelişme göstermiş, bunları geliştirmiş ve uygulamış bireyler için daha çok geçerli olduğunu ifade etmiştir.
1990 yılında Peter Salovey ve John Mayer duygusal zeka ile ilgili iki tane makale yayınlamışlardır. Bu profösörlerin ifadeleri ise bazı kimselerin hem kendi duygularını ve hem de çevrelerindeki insanların duygularını çok iyi tanıyabildikleri, duygularını kontol edebildikleri yönünde olmuştur. Bu akademisyenler birde duygusal zeka testi geliştirmişler, ancak bu akademik çevrede kalmıştır.
Duygusal zeka kavramının ciddi olarak Dünya çapında yankı yapması ise bir gazeteci-yazar olan Daniel Goleman'ın yazmış olduğu "duygusal zeka" adlı eseri ile olmuştur. Goleman yapmış olduğu çalışmalar neticesinde empati duygusunu bilen ve uygulayabilen, nezaketi, saygıyı ve kendi duygularını tartabilen, zor şartlar altında duygularına hükmedebilen bireylerin başarıya daha çok yakın olduğu sonucunu bulmuştur.
Bu açıklamaların hepside doğrudur. Düşünsenize bir öğrencinin IQ seviyesi yüksek, ancak duygularına hükmedemiyor. Öğretmeninin kızgın olduğu bir zaman diliminde, o öğrenci de heyecanlanacaktır ve öğretmeni ona soru sorduğu zaman bu soruyu cevaplamasını IQ düzeyi isteyecek; ancak duygusal zeka modu olan EQ ifadesi ise heyecanlandığı için cevabı verememesine neden olacaktır.
Maaşı yetmeyen bir görevli şirketinin patronundan zam isteyecektir. Görevli çalışkandır, ancak heyecanlı bir yapısı vardır, duygularına hakim olamamaktadır. Patronunun karşısına geçtiği zaman, insanları iyi tanıyan patronunun ikna edici konuşması neticesinde bırakın zam istemeyi, maaşından ödün vermeye hazır bir hale gelecektir.
Bir başka örneği ise ev hanımı olan bir bayan ile eşi arasında geçen diyalog ile vermek istiyorum. Her zaman yemeğini pişirip hazır eden bayan, o gün çok rahatsızdır ve yemek yapamamıştır. Normalde haklı olduğu halde bu durumu sinirli yapıya sahip olan eşine bir türlü anlatamamıştır.
Yukarıdaki örnekleri günlük hayatımızda devamlı yaşarız; bu açıklamaları doğrular tarzda da cevapları yaşantımızda güzel bir şekilde buluruz. Şeytanın avukatı adlı filimde olayı açıklar tarzda bir diyalog geçmektedir. Orada "zor şartlar altında duygularını kontrol edip edemiyeceği ve eğer ki kontrol edemezse başarıyı yakalayamayacağı" şeklinde bir diyalog vardır. Bu diyaloğu belki çoğumuz film diye galeye almamışızdır, ancak doğruluk payı da vardır.
Hem kendi başarımız için ve hem de gelecek nesillerimizin başarısı için zor şartlar altında duygularına hakim olabilen, empati kurabilen ve kendisini son derece iyi tanıyan bireyler olmalıyız ve nesillerimizi de buna göre yetiştirmeliyiz. Başarılı bir gelecek geçirmeniz ümidiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

Bilim ve bilimsel yasaların gerekliliği, daha ilk çağlardan itibaren insanlık için zorunluluk ifade eden bir durumdur. Ancak bu bilimsel verilerin büyük bir çoğunluğu doğada var olan ve insanların gözleme dayandırarak nicel ifadeler olarak ifade ettiği veriler zincirinin parçaları olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yer çekimi ile ilgili çalışmaları yapmış olan Newton, aslında var olan ifadenin matematiksel veriler düzleminde karşılığını bulmuştur. Hakeza aynı bilginin kuvvet ile ilgili yapmış olduğu çalışmalarda, kuvvetin matematiksel ifadeler zincirinde karşılık bulmasına neden olmuştur. Yoksa yer çekimi her zaman vardı, kuvvet her zaman vardı; ancak nicel ifade de karşılığını bu bilgin getirmiştir.
Yansıma prensiplerini bilen Edison, çocukluk yaşlarında annesinin geçirmiş olduğu hastalık için çok üzülmüş ve fizikte var olan prensipleri kullanarak, aynaları karşılıklı koymuş ve ortada duran mumun ışığının yansımasını ve böylece büyük bir ışık kaynağının eldesini gerçekleştirmiştir. Bu şekilde elde edilen ışıklı ortamda doktor annesini muayene etmiş ve tedaviyi gerçekleştirmiştir.
Edison bizden üstün müydü? Bu soruya pek çoğunuz muhtemelen "evet" cevabını verecektir. Ama belki de Edison'dan daha zeki olanlar aramızda dolaşıyor, ama Edison gibi adları duyulmuyor. Belki de Edison sadece aklını iyi kullanıyordu; "ne dersiniz?"
İyisiyle kötüsüyle Edison'da öğrencilik yapmıştır ve daha ileri ki yıllarda da bir çok çalışma yapmıştır. 20. yy'ın ikinci yarısında insanların tekli zekadan oluşmadığı, aslında çoklu zeka modelinden oluştuğu ifade edilmiştir. Ne oldu? Daha önceleri insanlar sadece IQ ile düşünüyorlardı da, sonradan çoklu zekaları ile mi düşündüler? Tabi ki hayır... Nasıl ki yer çekimi hep olduysa, kuvvet kuralları hep olduysa insanda bulunan çoklu zeka da hep vardı, sadece bu ifade edilmiş oldu.
Edison'un bizden farkı, işte bu çoklu zekasını birbiriyle örüntü kurabilecek şekilde birleştirmeyi başarmasıydı. Bu tarz düşünmeye de muhtemelen öğrencilik yıllarında başladı ve bu zaman içerisinde çoklu öğretim yerine çoklu hayat modeli haline geldi. Yani Edison artık zekasını sadece öğrenme anında değil, hayatın tüm ifadesinde yaşamasını bildi. Bu da onun bir çok buluşu yapmasını sağladı.
Edison bizler gibi tekli bir zeka şeklini belli oranda geliştirmiş olsaydı, aşağıdaki tabloda verdiğim gibi düşünecekti.

Edison'un birinci dakikadaki düşüncesi-Fizik bilimi bölüm 26
Edison'un ikinci dakikadaki düşüncesi-Kimya bilimi bölüm 12
Edison'un üçüncü dakikadaki düşüncesi-Biyoloji bilimi bölüm 23
Edison'un dördüncü dakikadaki düşüncesi-Astronomi bilimi bölüm 5

TABLO1

Eğer ki Edison zeka modelinden birisini ya da bir kaçını geliştirmiş olsaydı tablo 1'deki gibi düşünecekti. O zaman da Edison geliştirdiği çalışmaları gerçekleştirmesi zor, hatta imkansız olacaktı. Çünkü bilimsel çalışma birden çok verinin mantıki çerçevede birleştirilmesi sonucunda gerçekleşecektir. Ama sadece bilimsel çalışmalar değil, ortaya ürün konulan tüm çalışmalar bir sentezin, hem de çoklu bir sentezin sonucunda oluşturulmaktadır. İşte maalesef bizler bu modelde olduğu gibi düşünüyoruz, bu nedenden dolayı da ürün ortaya koyamıyoruz.
Ama Edison çoklu zekasının tüm fonksiyonlarını belli oranda kullanmayı başarmış ve bunu hayatının tümünde ortaya koymuştur. Sadece bir zekasını değil, tüm zeka modellemelerini belli oranda kullanmayı başarmış ve neticede Dünya'nın tanıdığı bir mucit olmuştur. İşte, Edison'un hayatına tatbik ettiği modelleme sonucunda aşağıdaki gibi düşünmeyi başarmıştır. (Tablo 2)



Edison'un birinci dakikadaki düşüncesi-
-----------------------Fizik bilimi bölüm 14
----------------------Kimya bilimi bölüm 23
----------------------Biyoloji bilimi bölüm 12
--------------------Astronomi bilimi bölüm16


TABLO 2

İşte, sizlerde öğrencilik yıllarından itibaren sizde var olan çoklu zekanızı, çok yönlü kullanırsanız ve bunu hayatınıza intibak ettirirseniz başarılı olursunuz. Aranızda nice Edisonlar, Einsteinler dolaşmakta... Önemli olan ise kendinize inanmanızdır.

LÜTFİ ŞAHİN

03/07/2013 6:49
Zeka için tarih içerisinde kelimelerin ifade edebileceği düşünülen bir çok tanımlama yapılmaya çalışılmıştır. "Alet yapma kapasitesi", "doğru kararlar verme yeteneği", "yeni ortamlara uyum sağlama hızı"... bu ve benzeri tanımlamalar yerli yerinde kullanılmaya çalışılmış ve kullanılmaya da devam etmektedir.
Zeka ifadesi birey bazında başarı için gerekli olmakta, toplumlar için ise teknik verimliliğin ve üretkenliğin şartı olarak gerek duyulmaktadır. Konu ile ilgili olarak zeki insanların ayrı bir eğitimden geçirilmeleri gerektiği düşünülmüştür. Konu ile ilgili çalışmalar sonucunda bir takım testler hazırlanmış ve bu testler ile insanın zeka ifadesi ele alınmaya çalışılmıştır.
Bu testler ile insanın sahip olduğu ve mantıksal süreç içerisindeki gelişimler bir düzeye kadar ölçülmüştür ve çıkan ifade IQ ile dile getirilmiştir. Bir insanın IQ değeri ile zeka yaşı bulunulmuş ve buda o zamanın insanları için önemli bir gelişme olarak kabul edilmiştir.
Doğrudur, IQ ifadesi başarı için gereklidir, ancak bu başarının dilim içerisinde %10 gibi bir dilime sahip olduğu da ileriki yıllarda ispatlanan başka gerçekler içerisinde yer almıştır.
Gardner'in yapmış olduğu açıklamalarda insanın aslında tekil bir zeka modelinden oluşmadığı ve çoklu bir zeka modelinden bahsedilmesi gerektiği ifadesini dile getirmiştir. Asıl ifade tarzı ile bu mantıklı bir ifadedir. Çünkü yapılan nörolojik çalışmalarda insanın sadece mantık bölümünden oluşan sol loba sahip olmadığı, aynı zamanda sosyal ve duygusal ifadeleri de içine alan sağ lobununda olduğu; Gardner'in ifadesini doğrulamaktadır.
Ast ifadesi ile insanlar kendilerine inandıkları kadardır. Olaylar dizesi insanın hayata bakışına da yön verecektir. Bir insan sadece mantıksal ifadeden bahsedecek olursa tablo 1'deki gibi bir bakış açısı sergileyecektir.




BİREYİN BAKIŞ AÇISI ************
BİREYİN BAKIŞ AÇISI ------------------
BİREYİN BAKIŞ AÇISI +++++++++++

TABLO 1
Görüldüğü gibi kendisini sadece IQ dan ibaret olarak düşünen birey, hayatı da sadece * olduğunu yada ' olduğunu yada + olduğunu düşünecektir. Hayat onun için tekil manada değer bulmaktadır. O da kendine inandığı kadar olduğu için tekil bir hayat yaşıyordur.
Ancak kendisinin çoklu zekadan oluştuğunu düşünen bireyde kendine inanacak ve bir çok sahada gelişim imkanı bulacaktır. Bu durum tablo 2'deki gibidir.





BİREYİN BAKIŞ AÇISI ****************************
----------------------------------------------------
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++

TABLO 2
Sizlerde hayata geniş bir perspektiften bakarsanız ve bir sütunun parçaları gibi zeka bölümlerinden oluştuğunuza inanırsanız, hayatda bir çok konuyu ele alır ve başarılı olursunuz. Hayatı bu şekilde ele alarak başarılı olmuş bireylere benim vereceğim en güzel örnek Edison olacaktır. Hayatında hem bir fizikçi gibi olmuş ve hemde mükemmel bir aile babası olmuştur. Hem estetiği bilmiş ve hem de sanatı. Aslında sizlerde Edison gibi olabilirsiniz, önemli olan sizde varolan çoklu zekayı bilmek değil, ona inanmaktır. Sizlere başarılı bir hayat dilerim...

LÜTFİ ŞAHİN

05/07/2013 20:05
Birey bazında değerlendirildiği zaman, diğer canlılar gibi güçlü olmayan insanoğlunun; ast olan güç dengesini sosyal yaşantısından aldığı ilk dönemlerden itibaren gözlemlenmiş ve bu da insan için büyük derslerin alınmasına neden olmuştur.
Mamutlara karşı koyan insan, arslanlardan korunmaya çalışan insan, yiyecek temin etmeye çalışan insan... Bütün bu insan tiplemeleri görmüştür ki; tek başlarına yaşamanın zor olduğu ifadesinin gerçek olduğu... Zor ve çetin olan şartlar, sosyal gruplar kurmaya ve birlikte yaşamaya doğru insanı itmiş ve itmeye de devam etmektedir. Hakeza diğer canlı gruplarını gözlemleyen sosyolog ve felsefe ifadecileri demiştir ki; canlılar grup halinde yaşamak zorundadır, en modern varlık olan insan içinde bu geçerlidir.
Teknik ifadelerden yoksunluğun baş gösterdiği ilk dönemlerde bu birliktelik daha çok önem arz ediyordu... Diğer canlılara karşı korunma bu ifadenin en başta gelen unsurunu oluşturmaktaydı. Teknolojinin gelişim gösterdiği yıllardan itibaren ise bu ifade şeklini rahat yaşama şeklinde karşılığını bulmuştur. Fırıncı ekmek yapıyor, terzi elbise dikiyor, doktor hastalarını muayene ediyor... Buna benzer ifade tarzlarını milyonlara dayandırmamız mümkündür. Artık insan vahşi hayvanlardan korktuğundan birlikte olmuyor, ama rahatlık ifadesinin güzelliği onu bu birlikteliğe sürüklüyordu. 20. yy ortalarına kadar toplumlarda olan komşuluk ilişkileri, teknik veriler bütününün insanın soyut düşünce sisteminde yer etmesi ile beraber yavaş yavaş etkinliğini kaybetmeye başlamıştır. Artık insanlar yüksek binalarda oturmakta ve bu da onlar için adeta zoraki birliktelik şeklinde karşılık bulmasına neden olmaktadır. Bir çok insan apartmanında oturan komşularını tanımamakta ve zoraki ilişkiler oluşmaktadır. Zoraki ifadesinin nedenini ise yukarıda yapmış olduğum rahatlık ifadesi doldurmaktadır. Makinelerle beraber insanoğlunun empati duyguları yerini mantıksal veriler bütününe bırakmıştır. Kısaca diyebiliriz ki; insanda makineleşmeye başlamıştır.
Bu ifadeler zinciri eğitimcileri harekete geçirmiş ve "nasıl bir dengeleme yapabiliriz?" sorusu ile kendilerini yıllar içerisinde yormuşlardır. Toplumların yardımlaşma ve dayanışma içerisinde ayakta kalabileceğini bilen sosyolog ve filozof yaklaşımcıları "kubaşık öğrenme" yöntemlerini desteklemiş ve desteklemeye de devam etmektedirler.
Eğitimciler ders anlatımı sırasında öğrencilerin küme çalışması yapmasını ve birbirlerine bilgi bakımından ve manevi form bakımından zinde tutacak arkadaş toplulukları şeklinde konuların anlatımının önemini belirtmiş ve kısaca "işbirliğine dayalı eğitim modeli dedikleri ifadeler bütününü, kubaşık öğrenme çatısı altında toplamayı başarmışlardır."
Bir elektronik mühendisini ele alalım... Bu mühendis, empati duygusundan yoksun yetiştirilirse, fabrikadan çıkacak televizyon için "tamamen benim eserim" ifadesini kullanmaktan kaçınmayacaktır. Ama o televizyon için onlarca teknisyen ve tekniker görev almış ve binlerce işçide yapım aşamasında rol almıştır. Mühendis bu şekilde davranacak olursa, bu o elektronik firmasının dinamiklerinin bozulmasına neden olacaktır. Teknikerler de kendilerinin üstün olduğunu ifade edecek, teknisyenlerde kendilerini beğenecek, işçilerde aynı tutumları sergilemekten kaçınmayacaklardır.
"Sevginin olduğu yerde saygı vardır... Saygının olduğu yerde ise insan vardır."(1)
Bu mühendis ve diğer elemanların tavrını toplumda gösterecek ve kendini çok beğenen, ancak diğer insanlara saygı ve sevgi duymayan insanların ne kadar insani değerler taşıyacakları da düşünülecek hususlar içerisine girmektedir. Eğer bu mühendis kubaşık öğretme yöntemi ile ve empatiyi sezdirerek yapılacak eğitim modellemesinden geçecek olsaydı, yapılan televizyonun sadece kendi eseri olmadığını ifade edebilecek ve bir teknikerin evine misafirliğe gidebildiği gibi bir işçide onun evine misafirliğe gelebilecekti. Toplum, bu şekilde mantıksal veriler yanında duygusal ifadelerinde dengeli biçimde yaşandığı çok güzel bir yer haline gelecektir.
Kubaşık öğrenme yönteminde çocuklara konular verilmeli ve birlikte araştırmalar yapmaları istenmelidir. Onlara empati duyguları dramatizasyon ile sezdirilmeli ve birbirlerinin açıklarını görmek yerine, birbirlerini uygun yöntemle uyarmaları öğretilmelidir. Bu ifadeler gerçekleştiğinde ise çoklu zeka modelinde olan zeka modelinden sadece birisi değil, bir çoğu gelişim gösterecek ve bu da toplumun güzel duygulara bürünmüş insanlardan oluşmasını sağlayacaktır...
(1) Lütfi ŞAHİN

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [1/3] 1 2 3 Sonraki