ENERJİ DÜZEYİ Yazıları - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda ENERJİ DÜZEYİ konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 3 içerik bulunuyor.
Matematik, zevkli ve bir o kadarda hammaddesi olan bir veriler tabanı bütünler sistemidir. Bazıları için korkutucu gelse de matematik, hayatın olmazsa olmazları arasında yer alan bir nicel ifadeler bütünüdür. Biz zannederiz ki; matematik sadece bilim dallarında kullanılır... Hayır, matematik için ast olan hayatın bütünüdür.
Bu bütün içerisinde bakkaldan tarttırdığımız çekirdekten tutunda, bakkaldan alacağımız para üstüne kadar bütün hayatımızı çepeçevre çevirmiş bir dizeyi buluruz. Bu ifadeler içerisinde kullandığımız ifadelerden birisi de, uzunluk ölçüleri olup, matematiğin olmazsa olmazları arasında yer almaktadır. Alan hesaplamalarından tutunda analitik geometriye kadar geniş bir ifadeler bütünü içerisinde yer alan uzunluk ölçüleri, cebirsel ifadelerde yer alarak önemini bize bir kez daha anlatmıştır. Belki olay görsel boyutta olmamış, ancak sayısal ifadeler bazında değerlendirmelerin bir karşılığı olduğu gerçeği, bize öneme haiz uzunluk ölçülerini iyi bilmemiz gerektiğini daha iyi belirtmektedir.
Matematikle iç içe olan ve neredeyse tamamı matematiksel veriler bütünü üzerine kurulu olan fizik bilimi içinde uzunluk ölçülerinin ayrı bir yeri olduğu gerçeği, bizleri daha geniş boyutta düşünmeye davet etmektedir. Uzayda ışık yılı, uçak termodinamiğinde ve bağıl hızda kilometre, ivme hesaplamalarında metre... Bu ve bunun gibi milyonlarca zemin üzerine oturmuş olan fizik ve matematik denklemler bütünü, amaç itibari ile insana hizmeti esas edinmektedir.
Bu hizmet temelinde bir damla bırakmak isteyen bilginler, proton tribünleri ile ışık hızı ve relativite konusundaki veri üzerine kurulu bilgilerini, hayata aktarma ve gözlemleme amacını gütmektedir. Normal ifadeler çerçevesinde ise bu tribünler çok hızlı hareket etmekte ve içerisinde bulunan kristalize maddelerin verecekleri tepkimeleri test etmek için kullanılmaktadır.
Yıllar içerisinde bende gelişen bir bilimsel hipotez ise, maddenin boyutlarını değiştirmeye yönelik olmuştur. Bana ait olan bu hipotezde kullandığım veriler ise maddeler halinde şunlardır:
a- Kütlenin korunumu,
b- Maddenin enerji düzeyleri-Atomun enerji düzeyleri,
c- Nötron yıldızları ve maddenin saf kütlesi.
Bu verileri belli bir düzende birleştirmeyi denedim ve sonuç olarak; maddenin boyutlarını değiştirme imkanına sahip olduğumuz gerçeğine ulaştım. Bunu denemek için ise kullanacağımız teknik modellemede proton tribünlerini örnek alacağız. Bu dönme hareketi yapacak tribünümüzün dış katmaları yoğun biçimde beta tanecikleri(1) taşıyacaklar. Bu tribün çok hızlı bir dönme hareketi yapacak ve ortada bulunacak maddenin elektron seviyesini bir üst düzeye yükseltecek.(2) Ancak bu işlemi o kadar büyük bir yoğaltma ile yapacak ki; maddenin sadece son yörüngesindeki elektronları değil, iç kısmında kalan eletronlarında enerji düzeylerini değiştirecek.(3) Bu şekilde maddenin boyutunu değiştirme imkanına ulaşmış olacağız...

AÇIKLAMALAR:
1- Beta tanecikleri eksi yüklü tanecikler olup, aynı yüklü taneciklerin birbirini iteceği kaidesi ile ve hızla dönen tribünün etkisi sonucu maddenin elektronlarının enerji düzeylerinin etkilenmesi,
2- Statik elektrik üretimi şeklinde bir enerji düzeyi değişikliği olmayıp, bütün enerji modellemelerini etkileyerek bir nevi plazma şekline yakın maddenin oluşturulması,
3- Daha üst düzey enerji düzeyine ulaşan atomun boyutları da değişecektir.

NOT: Bu yazımı canım annem Şerife ŞAHİN ve canım babam İbrahim ŞAHİN' e ithaf ediyorum.

LÜTFİ ŞAHİN

15/07/2013 4:44
Hareket halinde bulunan bir otomobilin, hareket etmek için benzine ya da benzer bir yakıta ihtiyaç duyduğunu hepimiz biliriz. Bu yakıt ya benzindir, ya mazottur ya da otogazdır... Ancak ne olursa olsun aracın hareketi için bir tüketimin yapılması gerekmektedir. Netice itibari ile de şu kanun aklımıza gelmektedir:"Madde vardan yok, yoktan var olmaz." Hakeza, enerjinin korunumu yasası da burada devamı mahiyetinde ifade edilmektedir:"Enerji vardan yok, yoktan var olmaz."
Termodinamiğin ikinci yasası der ki:"Uzayda yer alan enerji miktarı sabittir, sadece dönüşüm vardır." Burada durağan bir olaydan bahsedilmemektedir. Aksine, devamlı dinamiği olan bir dize hareketten bahsedilmektedir. Madde-enerji ve enerji-madde dönüşümü sürekli olmakta ve bu olay büyük bir denge içerisinde devam etmektedir. Sizin vücudunuzdan yayılan ya da bir tüpten yayılan alevin ısısı hiçbir zaman kaybolmamakta ve uzayın derin köşelerinde entropi dağılımına ön ayak olmaktadır.
Enerjinin vardan yok, yoktan var olmayacağı gerçeği ile enerjinin şekil değiştirme ilkeleri birleştiği zaman, kainat efsanesinin çalışma dizesi hakkında bilgi sahibi oluruz. İlk başta verdiğim otomobil örneğinde benzinin içerisinde bulunan kimyasal enerji, 4 zamanlı bir motor sayesinde hareket enerjisine çevrilmektedir. Burada ki dönüşüm ise, kimyasal bağların koparılması sonucu oluşan ısının harekete çevrilmesi şeklinde bir dize akımı sergilemektedir. İfade tarzı ile de, kimyasal bağları bulunan ve birer karbon ürünü olan benzin yakılarak ısıya ve bu ısıda harekete çevrilmektedir. Siz diyebilirsiniz ki; nasıl olurda ısı harekete çevrilebilinir? Ocağınızda kaynayan ve buhar vermeye başlayan bir çaydanlığa rüzgar gülünü yaklaştırdığınız zaman; buharın etkisi ile döndüğünü fark edersiniz. Burada ısının harekete çevrilmesine basit bir örnek vermiş bulunmaktayız. Bu örnekleri ise binlere ve hatta milyonlara çıkarmamız mümkündür.
Peki, bir işin yapılabilmesi için enerjiye ihtiyaç duyuluyorda, insanların yaptıkları işler için nasıl bir enerji şekli kullanılmaktadır? Bu sorunun cevabı ilköğretimden başlayıp neredeyse hayatımızın tamamını kapsayacak şekilde bizleri meşgul etmektedir. Bizler yaşamak için yiyecekler yer ve su içeriz, aynı zamanda havayı soluruz... İşte, işin özü burada yatmaktadır. Nasıl ki karbon ve hidrojen ürünü fazla olan ve petrol polimeri olan benzin yakıldığında hareket sağlanıyor, bizim yediğimiz yiyeceklerde büyük bir yanma reaksiyonu gerçekleştirerek enerji elde etmektedir. Bu arada oluşan ısı düzeyi de hem proteinlerin ve hemde vücudun diğer fonksiyonlarının düzgün çalışması için kullanılmaktadır. Entropi olarak dağılan vücut ısısı, uzayın entropi düzeyininde dengede tutulmasında rol oynamaktadır. Belki size son söylediğim garip gelmiştir, ancak bu dediğim doğrudur... Bizler çoğalırken aslında Dünya'nın ağırlığı artmamaktadır. Doğada var olan maddeler bir araya gelmekte ve netice itibari ile de onikisentrilyon ton olan dünya kütlesi korunmaktadır. Aynı biçimde, kainatın kütlesi korunmakta, bunun yanında kainatın enerji düzeyi de korunmaktadır. Big-bang teoremi doğrudur, ancak benim kastetiğim nokta, uzayın büyümediği değil, kütle ve enerjinin korunduğu prensibidir. Kainatta var olan atom molekülü ile, var olan joule ifadesi ile ifade edebileceğimiz enerji hep denge altındadır. Odun yandığında hiçbir şey kaybolmamakta, bir miktar enerji ile beraber gaz ve kül çıkmaktadır. Eğer kimya bilimi çok ileri düzeylere ulaşsa ve bu çıkan şeyler bir araya getirilse yine odunu oluşturabiliriz. Odun yandı, o zaman madde miktarı azaldı mı? Hayır, maddenin bir kısmı kızılötesi ışınlar halinde entropi dönüşümüne katıldı; yani yoktan var olmadı, vardan yok...
Nasıl ki fission olayı ile madenin parçalanması sağlanıyor ise, füzyon olayı ile de birleştirme sağlanabilmektedir. Eğer yakılan odunun çıkan artıkları, karbon düzeyine erişmiş bir süpernova tiplemesinde olduğu gibi bir araya getirilebilse; yani füzyon reaksiyonuna uğratılabilse, tekrar odunu oluşturmamız mümkündür. Nasıl ki biz odunu yakıp bir miktar enerji elde ettik, ömrünü bitiren yıldızlarda enerji denklemlerini bozarak yeni maddeler oluşturmakatdır. Burada kaybolan odun yerine bu yıldızlarda yeni madde tiplemeleri oluşmaktadır. Karbona ve hatta demire varıncaya kadar sıkışma meydana gelmekte ve bizim burada yakıp kül ettiğimiz odunda bu şekilde kainatta tekrar oluşturulmaktadır...

NOT:Bu yazımı canım oğlum İbrahim Muhammed ŞAHİN'e ithaf ediyorum.

LÜTFİ ŞAHİN

Yüzyılların vermiş olduğu bilgi doygunluğu içerisinde insanlar, madde ve enerji modellemeleri üzerinde yoğunlaşmış ve bunun ile ilgili hem farazi ve hem de kanun niteliğinde ve nitelden çok nicele dayandırılmaya çalışılan bir bilimler zincirini oluşturmuştur. Bütün bilim dallarının birbiri ile ilişkili olduğu düşünülürse, bu bilimler zinciri içerisinde matematiğin ve buna bağlı olarak gelişimini hızla sürdüren fizik ve bunun alt dalı olan enerji mekaniğini verebiliriz. Ben enerji mekaniği diyorum, buna fizikçiler ister optik ve yan dalları desin isterse dalga mekaniği desin; ancak bütün enerji modellemelerin temelinde maddenin; bütün maddenin temelinde de enerjinin olduğu aşikardır. Basit bir modelleme ile ifade etmeye çalışırsak; enerji maddenin az yoğun hali; tam tersi olarakta madde enerjinin daha yoğun halidir diyebiliriz. Yapılan çalışmalar neticelerini vermeye başlamış ve bizim evren düzlemimiz içerisinde yer alan elektromanyetik spektrumun benim bu bahsetmiş olduğum faraziye uygun olduğu da tespitler içerisinde yer almıştır.
Spektrum içerisinde yer alan ve insan ve diğer canlılar için büyük öneme haiz olan görünen dalgalar ise ayrı yere sahiptir. 3900-6500 angstrom dalga boylarında yer alan bu enerji modellemesi üzerinde yıllarca araştırmalar yapılmış ve girişim deneyleri ile kırılım deneylerinin birleştirilmesi sonucu hem partiküler düzeyde ve hemde dalga düzeyinde değerlendirilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Relativistik parçanın dinamiklerini formülleştiren ünlü fizikçi Einstein ve ileriki dönemlerde yer bulan matematiksel ifadeler neticesinde, ışığın saniyede yaklaşık bir ifade ile üçyüzbin kilometre gibi bir hızla hareket ettiği tespit edilmiştir. Bu kadar hızla hareket eden enerji düzeyi ile ilgili çalışmalar günümüze kadar sürmüş ve sürmeye de devam etmektedir.
Bazı bilim çevreleri tarafından spekülasyon olarak ifade edilse de benim kabul ettiğim çalışmalardan biriside 2004 senesinde Azerbaycanlı bir araştırmacının yapmış olduğu ve ruhun görüntülenmesi ile ilgili çalışmadır. Ben size bu çalışmanın izahını yapmak istemiyorum, ancak örneklendirme babında ele almak amacıyla bu ifadeye yer vermek istedim. Acaba çok hızlı hareket eden nesneleri görüntüleme imkanı var mı? Ben kendime ait bir nitel hipotezi size bu yazımda sunmak istiyorum...
Düşünsenize, çok hızlı giden bir nesneyi görüntüleme imkanına sahip olsanız ve gözün görme reflekslerini buna göre ayarlama imkanımız olsaydı... Şu an geliştirilen cihazlar ile hareketli bir görüntüyü yavaş çekimde seyretmemiz mümkün, ancak benim ifade edeceğim olay biraz farklı. Çünkü , sizin seyrettiğiniz görüntü normal karakterler düzeyinde çekilmiştir. Bu da insan gözünün algılamasının üstünde olan ve saniyede 16 ile 25 arasında bir kareye görüntü aktarma şeklinde olacaktır. Benim düşündüğüm ifade de ise saniyede 25 kareye değilde 2500 kareye görüntüyü atma imkanımız olsa ve daha sonra bu görüntüleri yavaş çekimde seyrettiğimiz zaman, gözümüzün algılayamayacağı hızda giden nesneleri görmemiz mümkün olabilir mi? Bu yöntem ile foton taneciklerini yada daha yavaş hareket eden nesneleri yada uygun optik aygıtlar ile enerji modellemelerini görme imkanı olacak mıdır?
Ben bu hipotezi fizikçilere bırakıyorum, deneyip görmede fayda vardır. Eğer günün birinde bir fizikçi bu yazımı okuyup bunu denerse sonucu ilk öğrenmek isteyenlerden birisi de ben olurum...

NOT:Bu yazıyı canım oğlum İbrahim Muhammed ŞAHİN` e ithaf ediyorum.

LÜTFİ ŞAHİN