İBRAHİM MUHAMMED ŞAHİN Yazıları - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda İBRAHİM MUHAMMED ŞAHİN konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 3 içerik bulunuyor.
Fizik bilimi çok geniş kapsamlı bir bilim dalı olup, diğer bir çok bilim dalı ile de ilişkilendirilmiş ve iç içe geçmiş bir sistemler bütünü olarak yerini almıştır. Fiziğin sadece madde düzeneği ile ilgili bile binlerce alt bölümü oluşmuştur. Sadece yerçekimi ile ilgili bile binlerce alt hipotez oluşturlmuş,bunların ifadesi için ise alt dallarda fizik bölümleri oluşturulmuştur.

Fizikte bir çığırın oluşması ise yıldırımda oluşan şeyin aslında elektron hareketi olduğu sonucu ile doğmuştur. Bir de bu elektriğin durağan olup;bu elektrik tipinin akan türünün olduğunun da tespiti ile olaylar daha ileri boyutta cereyan etmiştir.

Edison'dan sonra ise elektriğin şekil almasının mümkün olduğu saptanmıştır. Elektriğin değişik şekil ve biçimlerde şekillendirerek sese ve ışığa çevirilebileceği tespit edilmiş, 20. yy'lın ikinci yarısından itibaren ise bu şekil alma çok ileri boyutlara ulaşmıştır. İki katlı bir ev büyüklüğünde de olsa ilk bilgisayarın yapılması da bu olayı desteklemiştir. Bu şekilde elektriğin şekil alması ile sonuçlanan sistemler bütününe ise elektronik adı verilmiştir. Elektronik,fizik bilimi içerisinde yer alan ve çok büyük bir bilgi kapsamına sahip olduğu için ayrı bir bölüm olarak ele alınan sistemler bütünüdür.

Yarı iletkenlerin keşfi ile beraber elektronik bilimi ayrı bir önem kazanmış ve ileriki dönem içerisinde dijital elektronik adı altında alt bir bölümde lojistik entegrelerle yapılan sistemler bütünü yerini almıştır. Bu sistemler bütünü binary sayı sistemine göre çalışmaktadır. Yani 0 ve 1 dizinleri şeklinde olan bir elektriksel ağ düzeneği şeklinde çalışan bir sistemler bütünü hazırlanmaktadır. Bunlardan 0 gerilimin var olmadığını göstermekte, 1 ise gerilimin varlığını göstermektedir. Bunlar basit olarak ve kapısı denilen and gate; ve değil kapısı denilen nand gate; veya değil denilen or gate; veya değil adı verilen nor gate... Bu listeyi bu şekilde uzatmak mümkün, ancak en önemlileri yukarıda saydığım dört tanesidir.

İki girişi olan ve bir and kapısı olan 4081 entegresini ele alalım. Bu entegre içerisinde yerleşmiş olan 4 adet and gate kapısı olup her birisinin iki girişi ve bir çıkışı vardır. Girişlere A ve B diyelim; çıkışa da Q adını verelim. Eğer her iki girişe gerilim uygularsanız çıkış olan Q'da gerilimin olduğunu görürsünüz. Girişlerden sadece birisine gerilim verir ve diğerine vermezseniz Q çıkışında gerilimin olmadığını görürsünüz.Yani ve kapısında şunu anlamalıyız;A ve B kapısının ikisinde gerilim olursa Q çıkışında gerilim olur, olmazsa olmaz...

7432 adı verilen entegre bir or gate entegresi olup, bu entegrede de or gate üniteleri iki girişlidir. Bu entegrede her iki girişe gerilim verildiğinde yada girişlerden birisine verilirse ve diğerine verilmese dahi çıkışta gerilimin olduğu görülür. Sadece girişlerin her ikisine gerilim verilmediği taktirde çıkışta gerilimin olmadığı görülür. Yani A veya B şeklinde bir anlama söz konusudur. İkisinden birisinde bile gerilim varsa çıkışta gerilim vardır...

Bir başka örnek ise cmos entegreler grubu içerisinde yer alan ve bünyesinde 4 ünitenin yer aldığı 4011 entegresidir. Bir nand gate entegresi olan bu entegrede bir üniteyi ele alır ve girişlerine A ve B, çıkışına ise C adını verirsek; A ve B girişlerinin birisine gerilim uygulanırsa diğerine uygulanmazsa C çıkışında gerilimin olduğunu görürüz; hakeza A ve B girişlerine gerilim uygulanmazsa o zamanda C çıkışında gerilimin olduğunu görürüz. C çıkışında gerilimin olmaması sadece girişler olan A ve B'ye aynı anda gerilimin uygulandığı durumlarda geçerlidir.

Yine cmos entegreler grubu içerisinde yer alan ve bir nor gate olan 4001 entegresinde ise durum farklıdır... Bu entegre tiplemesinde de 4 ünite yer almakta, ancak çalışma sistemi farklı olmaktadır. Ünitelerden birisini ele alırsak; iki girişe aynı anda veya birsine bile gerilim uygulandığında çıkışta gerilimin olmadığını görürüz. Gerilimi çıkışta istiyorsak her iki girişten de gerilimi kesmeli, yani 0 durumuna getirmeliyiz.


NOT: Bu yazımı canım oğlum İbrahim Muhammed ŞAHİN ' e ithaf ediyorum.

NOT: Bu yazımı yazarken bana ait olan "lojistik entegreler" ile "nand ve nor gate" adlı yazılardan alıntı yaptım.

LÜTFİ ŞAHİN

15/07/2013 4:44
Hareket halinde bulunan bir otomobilin, hareket etmek için benzine ya da benzer bir yakıta ihtiyaç duyduğunu hepimiz biliriz. Bu yakıt ya benzindir, ya mazottur ya da otogazdır... Ancak ne olursa olsun aracın hareketi için bir tüketimin yapılması gerekmektedir. Netice itibari ile de şu kanun aklımıza gelmektedir:"Madde vardan yok, yoktan var olmaz." Hakeza, enerjinin korunumu yasası da burada devamı mahiyetinde ifade edilmektedir:"Enerji vardan yok, yoktan var olmaz."
Termodinamiğin ikinci yasası der ki:"Uzayda yer alan enerji miktarı sabittir, sadece dönüşüm vardır." Burada durağan bir olaydan bahsedilmemektedir. Aksine, devamlı dinamiği olan bir dize hareketten bahsedilmektedir. Madde-enerji ve enerji-madde dönüşümü sürekli olmakta ve bu olay büyük bir denge içerisinde devam etmektedir. Sizin vücudunuzdan yayılan ya da bir tüpten yayılan alevin ısısı hiçbir zaman kaybolmamakta ve uzayın derin köşelerinde entropi dağılımına ön ayak olmaktadır.
Enerjinin vardan yok, yoktan var olmayacağı gerçeği ile enerjinin şekil değiştirme ilkeleri birleştiği zaman, kainat efsanesinin çalışma dizesi hakkında bilgi sahibi oluruz. İlk başta verdiğim otomobil örneğinde benzinin içerisinde bulunan kimyasal enerji, 4 zamanlı bir motor sayesinde hareket enerjisine çevrilmektedir. Burada ki dönüşüm ise, kimyasal bağların koparılması sonucu oluşan ısının harekete çevrilmesi şeklinde bir dize akımı sergilemektedir. İfade tarzı ile de, kimyasal bağları bulunan ve birer karbon ürünü olan benzin yakılarak ısıya ve bu ısıda harekete çevrilmektedir. Siz diyebilirsiniz ki; nasıl olurda ısı harekete çevrilebilinir? Ocağınızda kaynayan ve buhar vermeye başlayan bir çaydanlığa rüzgar gülünü yaklaştırdığınız zaman; buharın etkisi ile döndüğünü fark edersiniz. Burada ısının harekete çevrilmesine basit bir örnek vermiş bulunmaktayız. Bu örnekleri ise binlere ve hatta milyonlara çıkarmamız mümkündür.
Peki, bir işin yapılabilmesi için enerjiye ihtiyaç duyuluyorda, insanların yaptıkları işler için nasıl bir enerji şekli kullanılmaktadır? Bu sorunun cevabı ilköğretimden başlayıp neredeyse hayatımızın tamamını kapsayacak şekilde bizleri meşgul etmektedir. Bizler yaşamak için yiyecekler yer ve su içeriz, aynı zamanda havayı soluruz... İşte, işin özü burada yatmaktadır. Nasıl ki karbon ve hidrojen ürünü fazla olan ve petrol polimeri olan benzin yakıldığında hareket sağlanıyor, bizim yediğimiz yiyeceklerde büyük bir yanma reaksiyonu gerçekleştirerek enerji elde etmektedir. Bu arada oluşan ısı düzeyi de hem proteinlerin ve hemde vücudun diğer fonksiyonlarının düzgün çalışması için kullanılmaktadır. Entropi olarak dağılan vücut ısısı, uzayın entropi düzeyininde dengede tutulmasında rol oynamaktadır. Belki size son söylediğim garip gelmiştir, ancak bu dediğim doğrudur... Bizler çoğalırken aslında Dünya'nın ağırlığı artmamaktadır. Doğada var olan maddeler bir araya gelmekte ve netice itibari ile de onikisentrilyon ton olan dünya kütlesi korunmaktadır. Aynı biçimde, kainatın kütlesi korunmakta, bunun yanında kainatın enerji düzeyi de korunmaktadır. Big-bang teoremi doğrudur, ancak benim kastetiğim nokta, uzayın büyümediği değil, kütle ve enerjinin korunduğu prensibidir. Kainatta var olan atom molekülü ile, var olan joule ifadesi ile ifade edebileceğimiz enerji hep denge altındadır. Odun yandığında hiçbir şey kaybolmamakta, bir miktar enerji ile beraber gaz ve kül çıkmaktadır. Eğer kimya bilimi çok ileri düzeylere ulaşsa ve bu çıkan şeyler bir araya getirilse yine odunu oluşturabiliriz. Odun yandı, o zaman madde miktarı azaldı mı? Hayır, maddenin bir kısmı kızılötesi ışınlar halinde entropi dönüşümüne katıldı; yani yoktan var olmadı, vardan yok...
Nasıl ki fission olayı ile madenin parçalanması sağlanıyor ise, füzyon olayı ile de birleştirme sağlanabilmektedir. Eğer yakılan odunun çıkan artıkları, karbon düzeyine erişmiş bir süpernova tiplemesinde olduğu gibi bir araya getirilebilse; yani füzyon reaksiyonuna uğratılabilse, tekrar odunu oluşturmamız mümkündür. Nasıl ki biz odunu yakıp bir miktar enerji elde ettik, ömrünü bitiren yıldızlarda enerji denklemlerini bozarak yeni maddeler oluşturmakatdır. Burada kaybolan odun yerine bu yıldızlarda yeni madde tiplemeleri oluşmaktadır. Karbona ve hatta demire varıncaya kadar sıkışma meydana gelmekte ve bizim burada yakıp kül ettiğimiz odunda bu şekilde kainatta tekrar oluşturulmaktadır...

NOT:Bu yazımı canım oğlum İbrahim Muhammed ŞAHİN'e ithaf ediyorum.

LÜTFİ ŞAHİN

Yüzyılların vermiş olduğu bilgi doygunluğu içerisinde insanlar, madde ve enerji modellemeleri üzerinde yoğunlaşmış ve bunun ile ilgili hem farazi ve hem de kanun niteliğinde ve nitelden çok nicele dayandırılmaya çalışılan bir bilimler zincirini oluşturmuştur. Bütün bilim dallarının birbiri ile ilişkili olduğu düşünülürse, bu bilimler zinciri içerisinde matematiğin ve buna bağlı olarak gelişimini hızla sürdüren fizik ve bunun alt dalı olan enerji mekaniğini verebiliriz. Ben enerji mekaniği diyorum, buna fizikçiler ister optik ve yan dalları desin isterse dalga mekaniği desin; ancak bütün enerji modellemelerin temelinde maddenin; bütün maddenin temelinde de enerjinin olduğu aşikardır. Basit bir modelleme ile ifade etmeye çalışırsak; enerji maddenin az yoğun hali; tam tersi olarakta madde enerjinin daha yoğun halidir diyebiliriz. Yapılan çalışmalar neticelerini vermeye başlamış ve bizim evren düzlemimiz içerisinde yer alan elektromanyetik spektrumun benim bu bahsetmiş olduğum faraziye uygun olduğu da tespitler içerisinde yer almıştır.
Spektrum içerisinde yer alan ve insan ve diğer canlılar için büyük öneme haiz olan görünen dalgalar ise ayrı yere sahiptir. 3900-6500 angstrom dalga boylarında yer alan bu enerji modellemesi üzerinde yıllarca araştırmalar yapılmış ve girişim deneyleri ile kırılım deneylerinin birleştirilmesi sonucu hem partiküler düzeyde ve hemde dalga düzeyinde değerlendirilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Relativistik parçanın dinamiklerini formülleştiren ünlü fizikçi Einstein ve ileriki dönemlerde yer bulan matematiksel ifadeler neticesinde, ışığın saniyede yaklaşık bir ifade ile üçyüzbin kilometre gibi bir hızla hareket ettiği tespit edilmiştir. Bu kadar hızla hareket eden enerji düzeyi ile ilgili çalışmalar günümüze kadar sürmüş ve sürmeye de devam etmektedir.
Bazı bilim çevreleri tarafından spekülasyon olarak ifade edilse de benim kabul ettiğim çalışmalardan biriside 2004 senesinde Azerbaycanlı bir araştırmacının yapmış olduğu ve ruhun görüntülenmesi ile ilgili çalışmadır. Ben size bu çalışmanın izahını yapmak istemiyorum, ancak örneklendirme babında ele almak amacıyla bu ifadeye yer vermek istedim. Acaba çok hızlı hareket eden nesneleri görüntüleme imkanı var mı? Ben kendime ait bir nitel hipotezi size bu yazımda sunmak istiyorum...
Düşünsenize, çok hızlı giden bir nesneyi görüntüleme imkanına sahip olsanız ve gözün görme reflekslerini buna göre ayarlama imkanımız olsaydı... Şu an geliştirilen cihazlar ile hareketli bir görüntüyü yavaş çekimde seyretmemiz mümkün, ancak benim ifade edeceğim olay biraz farklı. Çünkü , sizin seyrettiğiniz görüntü normal karakterler düzeyinde çekilmiştir. Bu da insan gözünün algılamasının üstünde olan ve saniyede 16 ile 25 arasında bir kareye görüntü aktarma şeklinde olacaktır. Benim düşündüğüm ifade de ise saniyede 25 kareye değilde 2500 kareye görüntüyü atma imkanımız olsa ve daha sonra bu görüntüleri yavaş çekimde seyrettiğimiz zaman, gözümüzün algılayamayacağı hızda giden nesneleri görmemiz mümkün olabilir mi? Bu yöntem ile foton taneciklerini yada daha yavaş hareket eden nesneleri yada uygun optik aygıtlar ile enerji modellemelerini görme imkanı olacak mıdır?
Ben bu hipotezi fizikçilere bırakıyorum, deneyip görmede fayda vardır. Eğer günün birinde bir fizikçi bu yazımı okuyup bunu denerse sonucu ilk öğrenmek isteyenlerden birisi de ben olurum...

NOT:Bu yazıyı canım oğlum İbrahim Muhammed ŞAHİN` e ithaf ediyorum.

LÜTFİ ŞAHİN