KUBAŞIK ÖĞRENME Yazıları - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda KUBAŞIK ÖĞRENME konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 4 içerik bulunuyor.
Beyin ve zeka ile ilgili yapılar insanoğlunun her zaman merakını çekmiştir. Tarih boyunca gerek müspet bilimler ile uğraşan tıp uzmanları ve biyologlar, gerekse de sosyal bilimler ile uğraşan sosyologlar ve psikologlar zeka ve hafıza ile ilgili kavramları merak etmiş, hep araştırmış araştırmıştır.
Zeka ve hafıza ile ilgili kavramlar sadece bu bilim dallarında değil, diğer bütün bilim dalları içerisinde ifade tarzı olarak yerini bulmuştur. Matematik öğretmenleri matematik dersinde iyi olan öğrencilerinin zekaca iyi olduğunu ifade etmiş, aynı şekilde edebiyat öğretmenleri de edebiyat konusunda iyi olan öğrencilerinin zekalarının iyi olduğunu ifade etmiştir.
Zeka ve hafıza ile ilgili kavramlar aynı zamanda eğitim uzmanları içinde önemli olmuştur. Düşünsenize zekası ve hafızası iyi olan öğrencilerin algılama sürecinin büyüklüğünü; bu da toplumların refahı için ideal bir veriler topluluğunun oluşmasını sağlayacaktır.
Uzmanlar yapmış oldukları çalışmalarda zeka ve hafıza kavramlarının doğuştan gelen özellikler olduklarını görmüşlerdir. Ancak bu uzmanların yılmasına değil, daha fazla araştırmalar yapmasına neden olmuştur. Netice itibariyle öğrenme teknikleri ortaya konulmuştur.
Öğrenme tekniklerini ortaya koyan uzmanlar, bir öğrencinin gördüğü şeylerin bir kısmını, duyduğu şeylerin bir kısmını, hem duyup hem de gördükleri şeylerin ise daha büyük bir kısmını kavradığını ifade etmişlerdir. Bu da öğretmen merkezli ifadenin sorgulanması gerektiğini ortaya koymuştur.
Öğretmen merkezli eğitimde öğretmen konuya hakim olmak zorundadır ve anlatan kişi rolünü üstlenmektedir. Öğrenciler ise öğretmenin anlattıklarının bir kısmını öğrenmekte, bu öğrendikleri bilginin büyük kısmını ise kısa bir zaman diliminde unutmaktadırlar.
Modern eğitim uzmanları öğretmenlik ifadesine son verecek ifadeleri kullanmışlar ve demişlerdir ki: "öğretmen ifadesi artık geçmişte kaldı, artık eğitimci ifadesini kullanmalıyız. Eğitimciler öğreten kişiler olmamalı, sadece rehberlik yapmalıdırlar. Yani öğrenciye balık vermek yerine balık tutmayı öğretmelidirler."
Başarı odaklı olan bu yöntem ile konusunu hazırlayan öğrenci derse hazırlıklı gelmekte, derste aktif rol almakta ve bu esnada öğretmen sadece rehberlik yapmaktadır. Öğrencinin ders içerisinde aktif olarak derse katılımı sırasında söyleyeceği yanlış bilgiyi düzeltme görevi öğretmene düşmekte, öğrenciler ise adeta bir dikte çalışması gibi olan bu yöntem ile bilgilerini uzun süreler muhafaza edebilmektedir. Bu yöntem ile ders esnasında girmiş olduğu beyin fırtınaları sayesinde aktif düşünce yapısı gelişmekte, bu da üreten bireylerin oluşmasını sağlamaktadır.
Öğrenci merkezli eğimde değişik taktikler uygulanabilir, ama bu taktiklerin içerisinde en güzel olanı kubaşık öğrenme yöntemidir. Öğrenciler yine derse hazırlanmakta, ama bu hazırlık sürecinde gruplar halinde ve birbirleriyle yardımlaşarak hazırlıklarını yapmaktadırlar. Derse katılan öğrenciler hazırlamış oldukları sunuları sınıflarındaki arkadaşlarına sunmakta, bu esnada sınıf içerisinde olan diğer arkadaşları ile beyin fırtınasına girmektedirler. Öğretmen ise sadece rehberlik yapmakta, ancak kazanım çok büyük olmaktadır.
Öğrenci merkezli eğimde daha bir çok taktik kullanılabilinir. Önemli olan ise öğrencilerin özgüvenlerini sarsmadan yetişmelerini sağlamaktır. Sağlam düşünceler için sağlam bilgi birikimi gerekmektedir. Bunun içinde ezberleyen değil, öğrenen bireylerin yetiştirilmesi gerekmektedir.
Sizler şu an belki öğrencisiniz, belki bir yetişkin... ama unutmamalı, hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Sadece görerek değil, sadece duyarak değil aktif olarak bilgi birikimlerini edinirseniz başarılı olmamanız için bir neden olmadığını görürsünüz.
Başarılı bir ömür yaşamanız temennisiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

05/07/2013 20:05
Birey bazında değerlendirildiği zaman, diğer canlılar gibi güçlü olmayan insanoğlunun; ast olan güç dengesini sosyal yaşantısından aldığı ilk dönemlerden itibaren gözlemlenmiş ve bu da insan için büyük derslerin alınmasına neden olmuştur.
Mamutlara karşı koyan insan, arslanlardan korunmaya çalışan insan, yiyecek temin etmeye çalışan insan... Bütün bu insan tiplemeleri görmüştür ki; tek başlarına yaşamanın zor olduğu ifadesinin gerçek olduğu... Zor ve çetin olan şartlar, sosyal gruplar kurmaya ve birlikte yaşamaya doğru insanı itmiş ve itmeye de devam etmektedir. Hakeza diğer canlı gruplarını gözlemleyen sosyolog ve felsefe ifadecileri demiştir ki; canlılar grup halinde yaşamak zorundadır, en modern varlık olan insan içinde bu geçerlidir.
Teknik ifadelerden yoksunluğun baş gösterdiği ilk dönemlerde bu birliktelik daha çok önem arz ediyordu... Diğer canlılara karşı korunma bu ifadenin en başta gelen unsurunu oluşturmaktaydı. Teknolojinin gelişim gösterdiği yıllardan itibaren ise bu ifade şeklini rahat yaşama şeklinde karşılığını bulmuştur. Fırıncı ekmek yapıyor, terzi elbise dikiyor, doktor hastalarını muayene ediyor... Buna benzer ifade tarzlarını milyonlara dayandırmamız mümkündür. Artık insan vahşi hayvanlardan korktuğundan birlikte olmuyor, ama rahatlık ifadesinin güzelliği onu bu birlikteliğe sürüklüyordu. 20. yy ortalarına kadar toplumlarda olan komşuluk ilişkileri, teknik veriler bütününün insanın soyut düşünce sisteminde yer etmesi ile beraber yavaş yavaş etkinliğini kaybetmeye başlamıştır. Artık insanlar yüksek binalarda oturmakta ve bu da onlar için adeta zoraki birliktelik şeklinde karşılık bulmasına neden olmaktadır. Bir çok insan apartmanında oturan komşularını tanımamakta ve zoraki ilişkiler oluşmaktadır. Zoraki ifadesinin nedenini ise yukarıda yapmış olduğum rahatlık ifadesi doldurmaktadır. Makinelerle beraber insanoğlunun empati duyguları yerini mantıksal veriler bütününe bırakmıştır. Kısaca diyebiliriz ki; insanda makineleşmeye başlamıştır.
Bu ifadeler zinciri eğitimcileri harekete geçirmiş ve "nasıl bir dengeleme yapabiliriz?" sorusu ile kendilerini yıllar içerisinde yormuşlardır. Toplumların yardımlaşma ve dayanışma içerisinde ayakta kalabileceğini bilen sosyolog ve filozof yaklaşımcıları "kubaşık öğrenme" yöntemlerini desteklemiş ve desteklemeye de devam etmektedirler.
Eğitimciler ders anlatımı sırasında öğrencilerin küme çalışması yapmasını ve birbirlerine bilgi bakımından ve manevi form bakımından zinde tutacak arkadaş toplulukları şeklinde konuların anlatımının önemini belirtmiş ve kısaca "işbirliğine dayalı eğitim modeli dedikleri ifadeler bütününü, kubaşık öğrenme çatısı altında toplamayı başarmışlardır."
Bir elektronik mühendisini ele alalım... Bu mühendis, empati duygusundan yoksun yetiştirilirse, fabrikadan çıkacak televizyon için "tamamen benim eserim" ifadesini kullanmaktan kaçınmayacaktır. Ama o televizyon için onlarca teknisyen ve tekniker görev almış ve binlerce işçide yapım aşamasında rol almıştır. Mühendis bu şekilde davranacak olursa, bu o elektronik firmasının dinamiklerinin bozulmasına neden olacaktır. Teknikerler de kendilerinin üstün olduğunu ifade edecek, teknisyenlerde kendilerini beğenecek, işçilerde aynı tutumları sergilemekten kaçınmayacaklardır.
"Sevginin olduğu yerde saygı vardır... Saygının olduğu yerde ise insan vardır."(1)
Bu mühendis ve diğer elemanların tavrını toplumda gösterecek ve kendini çok beğenen, ancak diğer insanlara saygı ve sevgi duymayan insanların ne kadar insani değerler taşıyacakları da düşünülecek hususlar içerisine girmektedir. Eğer bu mühendis kubaşık öğretme yöntemi ile ve empatiyi sezdirerek yapılacak eğitim modellemesinden geçecek olsaydı, yapılan televizyonun sadece kendi eseri olmadığını ifade edebilecek ve bir teknikerin evine misafirliğe gidebildiği gibi bir işçide onun evine misafirliğe gelebilecekti. Toplum, bu şekilde mantıksal veriler yanında duygusal ifadelerinde dengeli biçimde yaşandığı çok güzel bir yer haline gelecektir.
Kubaşık öğrenme yönteminde çocuklara konular verilmeli ve birlikte araştırmalar yapmaları istenmelidir. Onlara empati duyguları dramatizasyon ile sezdirilmeli ve birbirlerinin açıklarını görmek yerine, birbirlerini uygun yöntemle uyarmaları öğretilmelidir. Bu ifadeler gerçekleştiğinde ise çoklu zeka modelinde olan zeka modelinden sadece birisi değil, bir çoğu gelişim gösterecek ve bu da toplumun güzel duygulara bürünmüş insanlardan oluşmasını sağlayacaktır...
(1) Lütfi ŞAHİN

LÜTFİ ŞAHİN

"Performans ödevleri mühendisliğe atılan ilk adımlardır... Proje ödevleri ise mucitliğe atılan ilk adımlardır."
Lütfi ŞAHİN
Yukarıdaki tanımlamam sizlere muhtemelen garip gelmiştir. Yerinde ve şartlara uygun olarak yapıldığı takdirde yukarıdaki tanımlamam gerçektir ve geçerliliği mantık ifadesi çerçevesinde mümkündür.
Öğrencilerin performans değerlendirmesi yapılırken verilen ödev yazılı ifadeler bütünüdür; bu şu anki durum için geçerlidir. Ama performansın asıl amacı, öğrencinin gelişim düzeyine uygun çalışmaları yerine getirmesidir. Bu amaç itibarı ile öğrencinin psikomotor gelişimine uygun olarak ilk kademede somut ve üç boyutlu uygulanırken, ikinci kademede sözel ve yazılı olarak uygulanmaktadır.
Verilen basit bir performans ödevini ele aldığınızda, bir çok öğretmenin yazılı uygulama ile yaptırdığını görürsünüz. Ya da internete bağlı kalınarak yapılan performans ödevleri ile tasarımdan yoksun öğrencilere doğru adım adım gitme çabasına girmekteyiz. Örneğin atom modelini illa kartona çizdirmenin bir mantığı yoktur ve illa da hidrojen atomunu çiz demenin de... Bırakın buna çocuk karar versin... İster toryumu ister klorürü... İlla kartona çizmesi şart mı? Bırakın buna da o karar versin... Bilyeleri birleştirerek yapacağı atom modelinin öğretmene de öğrenciye de zararı olmayacaktır. Ya da bir mıknatıs kullanarak oluşturacağı metalik modelinde kimseye zararı olmayacaktır. İlla hidrojen mi? Bırakın uranyumu yapsın, bırakın argonu... Kendi oluşturacağı tasarımını öğretmenine anlatsın, böylece mühendislik yolunda ilk adımlarını atsın...
Şu an verilen ödevlerin tasarıma uygun olması, gelecek için mükemmel mantık seviyesine ulaşmış nesillerin yetişmesi açısından önemli olduğu bir gerçektir. Bildiğiniz üzere bir mühendis yeni bir fikir ortaya koymaz, ancak olan ifadeleri uygun tarzda bir araya getirir. Örneğin, çizimi olan ses sistemi, çizimi olan görüntü sistemi, çizimi olan integral ve türev devreleri, çizimi olan tuner devreleri... Bu ifadeleri mühendisler bir araya getirerek bir televizyonu oluşturabilirler. Ama bütün bu ifadeler, daha önce mucitler tarafından bulunmuştur. Mühendisler ise bu ifadeleri uygun bir şekilde ve en verimli olacak elemanlar şeklinde bir araya getirirler... Tabi bu bahsettiğim elektronik mühendisliği ifadesi için geçerlidir. Bu mühendisliğin yanında inşaat mühendisliğini, çevre mühendisliğini, gıda mühendisliğini... Bu ifadelerin hepsi de mantıksal gelişimini iyi tamamlamış insanlar grubudur. Çoklu zeka modellemesinden genellikle biri ya da bir kaçı çok iyi gelişmiştir.
Kalite seviyesi yüksek mühendisleri geliştirebilmemiz, öğrencilere yaşa uygun tasarımlar yaptırmamız ile mümkündür. Bu hangi ders olursa olsun geçerlidir. İster sözel, isterse sayısal olsun...
Çoklu zeka modellemesinin biri ya da bir kaçı gelişmiş olanlar ya mühendis ya yazar ya da mantıksal işlev gerektiren bir konuda uzmanlaşmaktadır. Ancak hepsi gelişen ise olayları daha kapsamlı analiz etmeyi başarmaktadır. Siz metodik yöntemle geliştireceğiniz öğrenciye; "evladım sağ kulağını gösterir misin?" dediğiniz zaman, o doğrudan sağ eli ile sağ kulağını gösterecektir. Ancak çoklu zekalarının tamamını geliştirmeyi başarmış bir insan sağ kulağını on farklı şekilde gösterebilecektir, hatta ilk gösterme modeli belki de sağ eli ile olmayacaktır. İşte, tahmin edeceğiniz üzere mucitlik ifadesi çerçevesinde ele alacağımız bu insanlar yukarıdaki çizim ifadesindeki ses sistemlerini çizmişlerdir, görüntü sistemlerini çizmişlerdir, türev ve integral devrelerini çizmişlerdir, tuner devrelerini çizmişlerdir ve sonunda mühendislerde bunları bir araya getirmişlerdir. On defa aynı televizyonun yeniden yapmamışlar, aksine yeni çizimler ve tasarımlar yapılmıştır. Hani bir söz vardır; "Amerika'yı yeniden keşfetmemeli..." Ama bizler eğitimciler olarak çoklu zeka modellemesine uygun tarzda proje ödevleri vermezsek, maalesef yetişen yeni nesil defalarca Amerika'yı yeniden keşfedecektir. Öğrencilere proje ödevi verilirken, diğer derslerle örüntü kurabilsin ve yeni bir şeyler ortaya koyabilsin. Yoksa tamamen formalite diye proje verilmemelidir. Proje ifadesinin karşılığı da zaten yeni tasarım, yeni üretim gibi şeylerin çağrışımıdır. Yoksa öğrencinin internet ortamından getirip öğretmeninin önüne koyacağı yazı, onun bir şeyleri ortaya koymasına zemin hazırlamayacaktır. Bu açıdan ele alındığında ben beyin fırtınası ifadesini çok beğenmekteyim, hem kubaşık öğrenme teknikleri de burada geçmektedir. Öğrenciler yeni tasarımlarını grup halinde hazırladıkları zaman sadece tekli model değil, bütün zeka ifadelerinin gelişim oranı belli ölçüde kıvama gelecektir. Aynı zamanda çocuklarda empati duyguları gelişecektir...

LÜTFİ ŞAHİN

"Sevginin olduğu yerde saygı vardır. Saygının olduğu yerde ise insan vardır." (Lütfi ŞAHİN)
Tarih içerisindeki toplumsal gelişim süreci incelendiği zaman insanoğlunun önceleri daha çok vahşi hayvanlardan korunmak için bir arada olduğu ortaya çıkmaktadır. Ancak insanların vakit geçirmek için fazla bir alternatifleri olmadığı için bu birliktelik daha sıkı zeminler üzerine oturmuştu.
Yüz yıllar geçmiş ve insanlar artık sosyal aktivite ya da hayvanlardan korunmak için değil, şahsi menfaatlerinin daha uygun bir şekilde sağlanması için beraber olmaya başlamıştır. Terziler kıyafet dikmekte, öğretmenler çocukları eğitmekte, mühendisler yeni projeler üzerinde çalışmakta... Komşuluk ilişkilerinin ve sosyal birlikteliğin gün ve gün azaldığı ortaya çıkmıştır. Artık günümüzde insanlar apartmanlarında oturan komşularını bile tanımamaktadır. Bundan fazla değil, yirmi yıl önce bile insanlar tüm mahallesindeki bireyleri tanımakta idi ve birbirlerini ziyaret etmekteydi.
Bu ifadeler eğitimcilerinde dikkatini çekmiş ve "nerede yanlış yapılıyor?" soru ifadesini sormuşlardır. Toplumun dinamikleri zarar görmüş ve dayanışma, yardımlaşma, komşuluk ilişkileri gibi tüm mefhumlar neredeyse ortadan kalkacak hale gelmiştir.
Eğitimciler, eğitim modellemesinde işbirliğine dayalı yöntemler geliştirmiş ve buna da "kubaşık öğrenme teknikleri" adı verilmiştir. Kubaşık öğrenme tekniklerinde öğrenciler 4 ya da daha fazla kişiden oluşacak şekilde gruplara ayrılmakta ve birlikte çalışma neticesinde yeni ürünler ortaya koyabilmektedirler. Başarının sağlanması içinde öğrencilerin birbirleriyle dayanşma içerisinde olması gerekmektedir. Bu da öğrenci de empati duygusunun ve buna bağlı olarak saygı bilincinin oluşmasına neden olmaktadır.
Bir elektronik mühendisi ve ekibinden örneklendirme yapmak istiyorum. Bu elektronik mühendisi ve ekibi normal bir eğimden ve özellikle de öğretmen merkezli bir eğitimden geçmiş olsun. "Öğretmen ne derse odur..." mantığı ile yetişmiş olan bu mühendiste çizimini yapmış olduğu bir televizyon için "tamamen benim eserim" ifadesini kullanmaktan kaçınmayacaktır. Bu fabrikada çalışan ekip içerisindeki teknikerlerde aynı ifadeyi kullanmaktan kaçınmayacaklardır. Bu fabrikada çalışan işçilerde mühendis ve teknikerler için "onlar hep oturdu, bu televizyon bizim eserimiz" ifadesini kullanmaktan kaçınmayacaklardır. Birbirlerine karşı son derece resmi ve iş arkadaşı prensibi ile yaklaşacaklardır.
Bu elektronik mühendisi ve ekibi eğer ki yardımlaşma ve empati duygularının yoğun yaşandığı kubaşık öğrenme teknikleri ile yetiştirilmiş olsalardı, durum farklı olacaktı. Hepsi de bir ekip olduklarının bilincine varacaklardı. Birbirlerine karşı sevgi ve saygı ile yaklaşacaklardı. Bir tekniker mühendisin evine misafirliğe gidebildiği gibi, mühendiste bir işçinin evine misafirliğe gidecekti. Böyle olunca da toplum sadece mantıksal veriler ışığı altında zorunlu birliktelik yeri değilde, insani duyguların da yoğun olarak yaşandığı bir aile haline gelecektir.
Daniel Goleman, bu ifadenin karşılığı olan empatiyi ve duygusal birlikteliği ele almıştır. Yazmış olduğu "duygusal zeka" adlı eseri ile başarının daha çok mantıksal zeka yerine duygusal zeka ile gerçekleştiğini ifade etmiştir. Yaptığı işlerde karşısındaki insanın duygularını bilerek hareket eden bireyler daha çok sevilmekte ve toplumda daha çok başarıya ulaşmaktadır. Toplumunda insan gibi bir organizasyon olduğu düşünülürse, sağlıklı ve mutlu bir toplum için empati ve duygusal zekanın önemi ortaya çıkmaktadır. Başarının ve mutluluğun sizleri hiç bırakmaması temennisi ile...

LÜTFİ ŞAHİN