LÜTFİ ŞAHİN Yazıları - Sayfa 4 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda LÜTFİ ŞAHİN konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 233 içerik bulunuyor.
"Bilgili insan doğru şeyleri bilen kişidir. Eğitimli insan ise doğru bilgileri alışkanlık haline getirmiş kişidir." (Lütfi ŞAHİN)
Yukarıdaki ifadenin doğruluk payını beraberce irdeleyelim. Bu irdeleme işini ise daha çok örneklendirmelere bakarak yaparsak, konuyu günlük hayatımızda kendimizle kıyaslamamız daha kolay olacaktır.
Kayalar üzerine resimleri nakşederek bilgiyi miras bırakan insan topluluklarından tutunda, deri üzerine bilgiyi nakşeden insanlara kadar ve günümüzün Dünya'sındaki teknik meteryaller üzerine bilgiyi nakşeden insanlarda dahil önemli olan şey bilgidir. Bilginin nesillere aktarımını sağlayanlar ise eğitimcilerdir. Eğitimciler için ast olan şey ise bilgiyi vermek değil, onu öğrenci de alışkanlık haline getirmektir.
Sizler düşünebilirsiniz ki; öğretmenler kuru kuruya bilgi versin, çok bilgi versin, öğrenci ister alışkanlık haline getirsin, isterse getirmesin... Ancak bu düşüncenin yanlışlığı da zaman içerisinde ortaya çıkmıştır.
Dünya'ca ünlü tıp profösörünün bilgi düzeyi kimse tarafından tartışılmıyordu. Bu profösör, sigaranın zararlarını anlatan bir konferans vermek ister. Binlerce insan bu konferansa katılır. Bu bilginin söyleyeceği önemli bilgileri dinlemek isterler. Profösör, sigaranın başta akciğer kanseri olmak üzere onlarca tip kansere neden olabileceğinden bahseder. Beyin için ve diğer organlar için zararlarından bahseder. Neyse konferans birkaç saat sonra biter. Dışarıya çıkan profösör ile dinleyiciler tokalaşmak ister, ancak profösör bir sigara yakmış ve sonra tokalaşacağını söyler. Ne oldu, hani bu profösör bilgili değil miydi? Saatlerdir sigaranın zararlarından bahseden bu kişi, sigara içmekte. Doğrudur, bu profösör bilgili bir kimsedir, ancak bilgisini alışkanlık haline getirmemiştir. İlköğretimi bitirmiş olan bir şahıs, az bilgiye sahip olabilir, ancak iyi bir eğitimden geçmiş ise sigara kullanmayacaktır.
İkinci örneğimi daha teknik bir çerçevede ele almak istiyorum. İki tane gelişmiş ülke düşünelim. Bu ülkelerden ilki teknoloji konusunda gelişmiş olan A ülkesi olsun, diğer ülke ise eğitim konusunda gelişmiş olan B ülkesi olsun. Bu iki ülke birbiriyle bir iddiaya girerler ve derler ki "biz sizden daha iyi öğrenci yetiştiririz." Tek yumurta ikizi olan ve tüm genetiksel özellikleri aynı olan iki bebekten birisini A ülkesi, diğerini ise B ülkesi alır. A ülkesi teknolojiyi ve bilgisayar sistemlerini kullanarak kendi ülkelerindeki çocuğun beynine elektrotlar aracılığı ile bilgi yüklerler. B ülkesindeki çocuk ise psikomotor gelişimine uygun bir tarzda eğimden geçirilir. Bu çocuklar on yaşına geldiklerinde ülke konseyleri toplanır ve çocukları sınarlar. A ülkesinde kalmış olan çocuk bütün sorulara doğru cevap verir. B ülkesinde kalmış olan çocuk ise bazı soruları yanıtlayamaz. Konsey A ülkesinde kalan çocuğun kazandığını ifade edecektir. Tam bu sırada, A ülkesinde kalmış olan çocuk yediği çikolatanın kabını yere atar, B ülkesinde kalmış olan çocuk ise bu kabı alıp çöp tenekesine atar. Görüldüğü gibi bilgili olmak istenen sonucu vermemiştir.
Kendi ifadelerim içerisinde kullandığım bir açıklama vardır. Bu da zekanın bir tarla gibi olduğu ve aklın ise bu tarla üzerindeki bitki örtüsü gibi olduğu şeklindedir. Tarla küçükse az bitki yetişir, büyükse çok bitki yetişir. Ama bazı tarlalar vardır ki, büyük olmasına rağmen verimsiz olduğu için fazla bitki yetişmez, bazı tarlalarda vardır ki küçük oldukları halde verimli oldukları için çok bitki yetişir. Sizin tarlanızın büyük ya da küçük olması önemli değildir, önemli olan onu verimli hale getirmektir. Eğimli bireyler, yukarıdaki örneklendirmelerde olduğu gibi sigara içmeyen, yere çöp atmayan, insanlara iyi davranan kişilerdir. Bu ifadelerin açılımı ise empati duyguları şeklinde karşılığını bulacaktır. Bu nedenden dolayı da eğitimli kişiler toplum tarafından sevilen kişilerdir. Eğitimli kimselerin istendik davranışlar göstermesi nedeniyle başarıya ulaşmaları daha kolaydır. Benim burada ifade ettiğim şeyi Goleman, "Duygusal Zeka" adlı kitabında ele almıştır. Ben burada olayı farklı yönden irdelemek istedim. Unutmayın ki başarı için bilgiden çok alışkanlık gereklidir. Bu alışkanlıklar için ise hiçbir zaman geç kalınmış değildir. Başarı dolu bir gelecek yaşamanız ümidiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsen
Ya nice okumaktır
Yukarıdaki mısraların sahibi olan ve 700 yıldır yüreklerde yaşatılan bir sabır örneği; Yunus Emre. Anadolu'da yaşamış ve vefat etmiş olan bu büyük insan, şiirleri ve sözleri ile bizlere çok güzel öğütler vermektedir.
1238 yılında doğduğu söylenen, ancak tam belli olmayan doğum tarihi gibi 1320 yılı denilen vefat tarihi de tam kesin değildir. Ancak muhtemel ifadeler çerçevesinde Yunus için belki de bunun hiçbir önemi yoktu. İnsana hizmeti ve insan sevgisini gaye edinmiş bu büyük insan için adının duyulması bile önemli değildi belki de...
Sevgisini yoğurduğu Taptuk Emre'nin dergahında tam kırk yıl boyunca hizmet etmiş ve bu hizmeti bile insanlara onun en büyük erdemini göstermeye yetmiştir... bizim de sahip olmamız gereken bu özellik sabır dediğimiz erdemdir.
İnsanı sevmeyi çok önemseyen bu büyük zat, yüzlerce yıl sevilmiş ve bu sevgi yüzlerce yılda devam edeceğe benzemektedir. Yukarıdaki mısraları yazarken sadece yazmamış, aynı zamanda bunları uygulamıştır. Yani Yunus kendini bilen olgun bir insandı.
Sadece yukarıdaki mısraları değil, yazmış olduğu bütün şeyleri bizzat hayatına tatbik etmiş olan bu büyük insan, bizlere çok güzel örnek olmuştur. Bilmek başka, uygulayabilmek başkadır.
Sigaranın yüzlerce zararından bahseden bir bilgin, bu bahsinden sonra cebinden bir sigara çıkarıp içerse ne dersiniz? Bu ne perhiz, ne lahana turşusu...işte bu bilgin Yunus gibi olsaydı, o zaman tam anlamıyla örnek teşkil edecekti.
Anadolu'da tasavvuf örneği teşkil eden Yunus, o zaman dilimi içerisinde Moğol saldırısına uğrayan Anadolu insanı için adeta bir umuttu. Sadece Anadolu'da değil, artık tüm Dünya'da onun örnek hayatı ve eserleri bir umut. Daha önceleri Dünya'da fazlaca tanınmamasının bir nedeni, eserlerini Türkçe yazmış olması ve o zamanlardaki Avrupa ülkelerinde Türkçe'nin fazlaca bilinmemesiydi. Ancak yapılan etkin çalışmalar neticesinde artık tüm Dünya Yunus'u sevmekte ve onu örnek almaktadır.
Vefat ettikten sonra, yaklaşık yüz yıl kadar sonra olduğu söylenen bir olayda dikkat çekicidir. Taptuk Emre'nin dergahında bulunan Kasım adlı bir öğrenci, Yunus'un şiirlerinin yazılı olduğu sayfaları bir bir okumakta ve bunları beğenmeyip nehire atmaktadır. Yine bir kağıdı almış ve okumaktadır, ama ürperir okuduklarından; "seni sigaya çeken bir molla Kasım gelir."
Bizler de Yunus gibi sevmeli ve insanlara hoşgörü ile yaklaşabilmeliyiz. Günümüz Dünyasında insanlar maalesef her şeyi madde olarak görmekte ve sevgisiz bir yaşam tarzını benimsemektedir. Yunus gibi insanları örnek almalı ve onun gibi olgun olmalıdır her insan...
Gariptir ki Yunus'un doğum ve ölüm tarihleri bilinmediği gibi mezarının nerede olduğu da bilinmemektedir. Ama halkımız onu o kadar sevmektedir ki, bir çok yörenin vatandaşı Yunus'un kabirinin kendi yöresinde olduğunu iddia etmektedir. Ancak yapılan çalışmalar neticesinde büyük bir olasılıkla Karaman'da ya da Sarıköy'de olabileceği ortaya konmuştur.
O nerede olursa olsun, bizlerin yüreğinde yer bulacaktır. Onun gibi sevmeyi ve örnek olmayı temenni ederim.

LÜTFİ ŞAHİN

"Bu değersiz kul, Sultan Selim Han'ın saltanat bahçesinin devşirmesi olup, Kayseri sancağından oğlan devşirilmesine ilk defa o zaman başlanmıştı. Acemi oğlanlar arasından sağlam karakterlilere uygulanan kurallara bağlı olarak kendi isteğimle dülgerliğe seçildim. Ustamın eli altında, tıpkı bir pergel gibi ayağım sabit olarak merkez ve çevreyi gözledim. Sonunda yine tıpkı bir pergel gibi yay çizerek, görgümü artırmak için diyarlar gezmeye istek duydum. Bir zaman padişah hizmetinde Arap ve Acem ülkelerinde gezip tozdum. Her saray kubbesinin tepesinden ve her harabe köşesinden bir şeyler kaparak bilgi, görgümü artırdım. İstanbul'a dönerek zamanın ileri gelenlerinin hizmetinde çalıştım ve yeniçeri olarak kapıya çıktım." (1)
Bu sözlerin sahibi dünyaya birçok eserler bırakmış olan bir mimar: Mimar Sinan.
Asıl ismi Sinaneddin Yusuf olan Mimar Sinan 29 Mayıs 1489 tarihinde Kayseri'nin Agrianos köyünde doğmuştur. Ermeni veya Rum kökenli olan Sinan, Yavuz Sultan Selim zamanında devşirme olarak İstanbul'a gelmiş, yeniçeri ocağına alınmıştır.

YENİÇERİLİK DÖNEMİ
Sinan mimar olarak Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferine katıldı. Kanuni Sultan Süleyman'ın Belgrad Seferine yeniçeri olarak katıldı. Gösterdiği yararlılıklar nedeniyle Acemi Oğlanlar Yayabaşılığına getirildi. Daha sonra Zemberekçibaşı ve Başteknisyen oldu.
1533 tarihinde Kanuni Sultan Süleyman'ın İran seferi sırasında Van Gölü'nde karşı sahile geçmek için Mimar Sinan iki haftada üç tane kadırga yapıp donattığı için büyük itibar kazandı. İran seferinden sonra Hasekilik rütbesi verildi.
1538 yılındaki Karaboğdan seferinde ordunun Prut Nehri'ni geçmesi için köprü gerekli oldu. Bu görev Kanuni'nin veziri Damat Çelebi Lütfi Paşa'nın emriyle Sinan'a verildi. Köprünün yapımından sonra, Sinan 17 yıllık yeniçerilik hayatından sonra 49 yaşında Başmimarlık görevine atandı.

BAŞMİMARLIK DÖNEMİ
1538 tarihinde Hassa başmimarı olan Sinan, başmimarlık görevini 1. Süleyman, 2. Selim ve 3. Murat zamanında elli yıl süre ile yapmıştır.
Süleymaniye Camii, Mimar Sinan'ın İstanbul'daki en muhteşem eseridir. Kalfalık eserim dediği bu eserini 1550- 1557 yılları arasında yapmıştır.
Mimar Sinan'ın ustalık eserim dediği eser ise 86 yaşında yaptığı Edirne'deki Selimiye Camii'dir.
Mimar Sinan, mimarbaşı olduğu süre içerisinde birbirinden çok değişik konularla uğraşmıştır. Eski eserleri restore etmesi bunların başında geldi. Ayasofya'nın kubbesini onararak takviyeli duvarlarla destekledi.
Mimar Sinan'ın Büyükçekmece Köprüsü üzerinde kazılı olan mührü onun ne kadar mütevazi olduğunu da göstermektedir:
"El- fakirul Hakir Ser Mimaranı Hassa" (Değersiz ve muhtaç kul, saray özel mimarlarının başkanı)
1588'de İstanbul'da vefat eden Mimar Sinan, Süleymaniye Camii'nin yanında kendi yaptığı türbeye defnedilmiştir.
Mimar Sinan'ın çok çeşitli yapılar olmak üzere toplam 375 eseri vardır.

DİPNOTLAR: (1) Tezkiretü'l Bünyan ve Tezkiretü'l Ebniye.

KAYNAKÇA
1-http://tr.wikipedia.org/wiki/Mimar_Sinan


LÜTFİ ŞAHİN

Anadolu'da bir çok ilim adamı birlik ve beraberlik çabası için tarih içerisinde mücadele vermiştir, ama bu ilim adamlarının en büyüklerinden birisinin "Emir Sultan" olduğu unutulmamalıdır. Şu an bile adına yapılmış olan cami özellikle ramazan ayında, ama diğer zamanlarda da hiç azımsanmayacak ölçüde insanların akınına uğramaktadır. Zaman bu büyük insanın birlik ve beraberlik çağrısını eskitmemiştir.
Peki, kimdir Emir Sultan? Asıl adı "Şemseddin Muhammed" olan bu ilim adamının doğumu 1368 (miladi) yılında Buhara'da olmuştur. Son derece güzel bir aile terbiyesi alan Şemseddin'in amacı "Medine-i Münevvere'de" yaşamını sürdürmekti, ancak görmüş olduğu bir rüyanın etkisiyle Anadolu'ya doğru yola çıktı.
Zorlu yolculuğundan sonra Bursa şehrinde kalan Şemseddin, Molla Fenari'den ilim tahsil etti ve icazetini bi zatihi hocasının elinden almıştır.
Bursa vatandaşları ona Şemseddin diye hitap etmemişler, ona Emir demişlerdir. Çevresinde bir çok öğrenci ona eşlik etmiş ve onun ilminden istifade etmeye çalışmıştır.
Kısa bir süre içerisinde çevresinde o kadar insan toplanmıştır ki, ilmi ve bilgisinin ünü saraya kadar ulaşmıştır. Yıldırım Beyazıd onun sohbetlerini dinlemiş ve ilminden istifade etmiştir. Yıldırım Beyazıd, kızı Hundi Fatma Hatun'un ondan ders almasını istemiştir.
Hundi Hatun bu alim kişinin değerini bilmiş ve belli bir zaman sonunda Emir ile Hundi Hatun evlenmiştir. Bu evlilikten sonra halk Emir'e sultan lakabını takmış ve bundan sonra "Emir Sultan" diye anılmaya başlanmıştır.
O sırada beylikler hüküm sürüyordu. Artukoğulları, Germiyanoğulları, Karamanoğulları, Osmanlı... gibi bir çok beylik vardı. Emir Sultan bu beyliklerin birlik ve beraberlik içerisinde yaşaması için çok uğraşmıştır. Adeta birliğin sembolü haline gelmişti ve zaten bu büyük insana bu yakışırdı.
Yıldırım'ın damadı olan Emir Sultan, padişaha her zaman adil olmasını söylemiştir. Onunla güzel bir şekilde sohbetler etmiştir ve bu sohbetler padişahın çok hoşuna gitmiştir.
O yıllarda Timur ile Yıldırım arasında anlaşmazlıklar olmuştur. Emir Sultan savaş olmaması için çok uğraşmış, ancak başarılı olamamıştır. Maalesef Yıldırım sözünden dönmemiş ve Timur ile savaşmıştır. Bu savaşa Emir Sultan'da katılmıştır.
Timur ile savaş sonucu Yıldırım Beyazıd ve Emir Sultan esir düşmüştür. Timur Emir Sultan ile görüşmüş ve onun ilmine hayran kalmıştır. Emir Sultan'ın Bursa'ya dönmesine izin vermiştir.
Emir Sultan 2. Murat zamanında da büyük saygı görmüştür. Hem sarayda hem de halk arasında büyük saygı görmüştür.
1422 yılında yapılan İstanbul seferine o da katılmış, orduya manevi destek olmuştur.
Emir Sultan 1429 yılında Bursa'da vefat etmiştir. Eşi Hundi Hatun onun adına bir cami ve türbe yaptırmıştır.
İnsanlar arasında birliği ve beraberliği yaymış olan bu kişinin vefatından yüzlerce yıl geçmiş olmasına rağmen, hala insanların akın akın ziyaretine gelmeleri, ne denli büyük bir insan olduğunun göstergesi değil midir?
İnsanlar arasında sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü yaymış olan bu kişi "Yunus Emre'nin" şu dizelerine ne kadar güzel uymaktadır:
"İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsen
İlim nice okumaktır"
Güzellikleri bilen Emir Sultan, bu güzelliklerin insanlar tarafından yaşanması için çok uğraşmış, ancak önce kendisi yaşamıştır. Sevmiştir, saygı duymuştur, hoşgörülü olmuştur... insanlarında böyle olması için çaba harcamıştır.
Biz de seni seviyoruz Emir Sultan... sen bizlerin kalbinde taht kurmuş bir gönül dostusun, senin gibi sevmek, senin gibi saygı duymak ümidiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

-Bitki hücrelerinde hücre zarının dışında selülozdan yapılmış hücre çeperi bulunmaktadır. Hayvan hücrelerinde hücre çeperi bulunmaz.

-Hayvan hücrelerinde lizozom ve sentrozom bulunur, bitki hücrelerinde ise bu organeller bulunmaz.

-Bitki hücreleri inorganik maddelerden organik maddeler üretirler, yani otorofturlar. Hayvan hücreleri ise besinlerini dışarıdan alırlar, yani heterotrofturlar.

-Bitki hücrelerindeki kofullar büyüktür, hayvan hücrelerindeki kofullar ise küçüktür.

-Bitki hücrelerinde çeper bulunduğundan dolayı endositoz yapamaz, hayvan hücreleri ise endositoz yapabilir.

-Bitki hücreleri çeperli olduğundan hücre bölünmesi sırasında ara çeper yaparak bölünür, hayvan hücreleri ise boğumlanır.

-Bitki hücrelerinde depo karbonhidratı nişasta iken hayvan hücrelerinde depo karbonhidratı glikojendir.

(LÜTFİ ŞAHİN)

Sayfaya Git: [4/47] Önceki 2 3 4 5 6 Sonraki