LÜTFİ ŞAHİN Yazıları - Sayfa 5 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda LÜTFİ ŞAHİN konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 233 içerik bulunuyor.
Bitki ve hayvan hücrelerinde ortak olarak gerçekleşen olayları şu şekilde sıralayabiliriz:
-ATP sentezi
-Protein sentezi
-Yağ sentezi
-Aktif taşıma
-Osmoz-Diyaliz
-Difüzyon
-Ekzositoz
-Plazmoliz
-Deplazmoliz
-Turgor
-DNA eşlenmesi
-Mitokondrinin kendini eşlemesi
-Depo karbonhidrat sentezi (Bitkilerde nişasta, hayvanlarda glukojen)
-Polimerlerin hidrolizi
-RNA sentezi
(LÜTFİ ŞAHİN)

02/06/2014 23:41
Biyo demek canlı anlamına ve logi ise bilim manasına gelmektedir. Biyoloji ise canlı bilimi anlamına gelmektedir. Biyoloji bilimi ile uğraşan biyologlar ise biyolojinin alt bölümlerinde uzmanlaşarak çalışmalar yaparlar. Genel itibari ile bir biyolog canlılar ile ilgili bilimsel veriler ile uğraşır.
Canlıların sınıflandırılmasından tutunda moleküler düzeyde ele alınmasına kadar bir çok alt alan biyologların çalışma sahasına girmektedir. Canlılar ifadesi geniş bir konu olup bir biyoloğun canlıları tanıdığı kadar cansız nesneleri de tanıması önemlidir. Özellikle canlıların etkileşim içerisinde bulunduğu ekolojik ortamın ele alınıp ilişkilendirilmesi açısından bu önemlidir.
LÜTFİ ŞAHİN

08/07/2014 4:27
Açılmış hali canlı bilimi olan biyoloji bilimi iki ayrı Latince kelimenin birleşmesi sonucu oluşmuştur. Biyo; canlı ve logo; bilim ve bu iki Latince kelimenin birleşmesi sonucu canlı bilimi manasına gelen biyoloji terimi doğmuştur.

Nedir biyoloji? Bu soru hepimizin okul hayatları boyunca veya hayatımızın diğer zamanlarında karşımıza çıkmıştır. Canlıların iç yapısından tutunda canlıların birbiri ile olan ilişkilerine kadar bir çok konuyu inceleme sahası içerisine almış olan biyolojinin en temel uğraş alanını ise hücre oluşturmaktadır…

Hücre, yani canlının en küçük yapıtaşı olan en küçük canlılık birimine verilen addır. Virüslerde biyolojinin inceleme sahasına girmekte, ancak gerçek bir hücre organizasyonu göstermemektedir. Diğer hücrelerin içerisine girdiğinde canlı, dış ortamda kristalize yapıda olan virüslerin en büyüklerinden birisi poks virüsleri olup, binlerce tip virüs tiplemesi ile poks virüsü bunlardan sadece birisini oluşturmaktadır.

Peki biyolojinin alt dalları var mıdır? Belki bu soru yazının başlığını okuduğunuz anda aklınızdan geçmiş olabilir. Biyoloji içerisinde ele alınan alt dallar içerisinde taksonomi, fizyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, genetik söylenebilir. Ama alt dallar sadece bunlar olmayıp daha onlarca alt bölüm ifade edilebilir.

Bu alt dallardan taksonomi canlıların hem kendileri ve hem de çevreleri olan ilişkilerini ele alıp canlıların sınıflandırılmasını sağlayan bir alt bilimdir. Bu sınıflandırmayı yaparken değişik birim adlarını kullanır. Bunların en büyüğü alem olup daha alt birimlere doğru ayrılır. Birbirine benzer canlılar aynı gruplar içerinse konularak sınıflandırma yapılır. Sonuç olarak büyük bir sistemli çalışmayı gerektirdiği görülür.

Fizyoloji alt dalı ise canlıların daha çok moleküler düzeyde olan yapıları ile bu moleküllerin salgılanması ve düzenlenmesi ile ilgili olan incelemeleri gerçekleştirir. Bu çalışmalar ister bitkilerde isterse hayvanlarda olsun büyük bir emeği ve sabrı gerektiren çalışmaları bünyesinde barındırır.

Biyokimya alt bilim dalı ise canlıların kimyasını ele alan bir bilim dalı olup,organizmalar arası etkileşimlerde çok büyük önem kazanmaktadır. Biyokimyasal çalışmalar içerisinde çokça deney ve formül ile ifade etme yerini almıştır.

Mikrobiyoloji ise patojen yaşayan yada yaşamak için bir canlıya ihtiyaç duyan canlıların dünyasını ele alan bir alt bilim dalıdır. Bu canlılar içerisinde bakteriler, mantarlar, virüsler, parazitler gibileri söylenebilir.

Genetik ise 20. yy içerisinde ele alınmaya başlanmış ve temellerinin Mendel tarafından atıldığı ifade edilebilen bir alt bilim dalıdır. Daha çok canlıların özelliklerinin aktarımı ve meydana gelen değişiklikleri ele alır.

Biyoloji bilimi bu incelemeleri yaparken diğer bilimlerden de istifade etmektedir. Tüm bu yapılan çalışmalar ise insanlığın daha rahat etmesi içindir…

LÜTFİ ŞAHİN

08/07/2014 0:42
Uzay terim olarak yüz yıllar önce bilinmese de, gökyüzüne bakan gözler onu tasvir eden dillere bilgi aktarımını yapmıştır. Gece karanlığında gökyüzüne bakan insanların bir kısmı yıldızları ve ayı, gündüz gökyüzüne bakan insanların bir kısmı da güneşi tanrı haline bile getirmişler ve yüz yıllar boyu gök cisimlerinin sırrı çözülememiştir.

İlk zaman dilimleri içerisinde gökyüzünün bir kağıt üzerine yapılmış şekillerden ibaret olduğu ve Dünya’nın da öküz boynuzunda olduğu savunulmuştur. Bazı çıkarcı insanlar da bu gök kubbedeki cisimlere bakarak gelecekten haber verdiklerini ifade etmişlerdir. Sizin anlayacağınız, yüzyıllar boyu gök cisimleri ile yer küredeki biz insanlar arasında bilimsel yönden bir uyum olmasa da, gök cisimlerinin taşıdığı kanunlar çerçevesinde insanlar yaşamını sürdürmüştür.

Akşam vakti yıldızlar çıkmış, ay pırıl pırıl görünmüş; sabah olunca da güneş bütün sıcaklığı ile insanları ısıtmış ve ışıtmıştır. Bu yüz yıllar boyu bilim ifadesi ile karşılığını bulmasa da böyle devam etmiştir.

Yapılan çalışmalar ve özellikle de son zamanlarda yapılan çalışmalar neticesinde Dünya’nın bir öküz boynunda olmadığı ve çekim kuvvetleri esasına bağlı olarak bir merkez etrafında döndüğü tespit edilmiştir. Bu merkezinde Güneş olduğu ve Güneş’inde milyarlarca yıldızdan bir tanesi olduğunun ifade edilmesi ile astronomi denilen bilim yerli yerine oturmaya başlamıştır. Hele birde Dünya adındaki yaşadığımız yer kürenin de bir gezegen olduğu ve kainat adı verilen uçsuz bucaksız ortamdaki tek gezegen olmadığı ifadesi tam bir bilimsel gerçekler zincirinin yerini bulmasına neden olmuştur.

Bu çalışmalar sırasında dışlanan Kepler, Galileo gibi bilginler uzay cisimleri hakkında bilgi vermiş; daha şanslı olan Newton yer çekimi konusunda çalışmalar yapmış; doğulu bilginlerden Biruni ve Ali Kuşcu da gibi bilginler yer almıştır.

Yapılan teknolojik gelişmeler neticesinde Dünya’nın Güneş adlı bir yıldızın etrafında döndüğü ve Güneş’inde daha büyük bir enerji yumağının etrafında döndüğü ve bu yumağın adının da Samanyolu Galaksisi olduğu tespit edilmiştir.

İşin daha ilginç olan tarafı ise, Samanyolu galaksisi gibi milyarlarca galaksinin olduğu tespit edilmiş ve bunun sadece bir evren olduğu; bu şekilde binlerce evrenin bulunduğu da tahmin edilmektedir.

Karadeliklerin ve akdeliklerin ise bu evrenler arasında geçiş kapıları olduğu düşünülmekte ve bu evrenler dizesine ise paralel evrenler adı verilmektedir. Biz ise bu evrenlerden sadece birisinde yaşayan uzaylılar olmaktayız… Ya da gezegen adıyla “Dünyalı”…

LÜTFİ ŞAHİN

"Bilim ve edebiyat toplumların en önemli iki dinamiğidir." (1)
Tarihi inceleyen tarihçilerin ifade ettiği tarzı yukarıdaki cümlede bulmak mümkündür. Özellikle bilimde büyük çabalar harcayan toplumlar ileri düzeylere ulaşmış ve çok rahat yaşam sürmüşlerdir.
"İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendin bilmezsen,
İlim nice okumaktır" (2)
Yukarıdaki Yunus Emre'nin dizelerini adeta kendine destur edinmiş olan toplumumuzda, tarih içerisinde bilginlerine çok kıymet vermiştir. Gerçek ilim sahiplerini el üstünde tutmuş olan toplumumuz, bu günde adeta tarih içerisinde yaşamış olan bu bilginleri paylaşamamıştır. Doğum yeri bilinmeyen bilginler için "bizim şehrimizde doğmuştur" ya da naaşı nerede olduğu bilinmeyen bilginler için "naaşı bizim şehrimizdedir" gibi ifadelerle, bu bilginleri adeta paylaşamadıklarını ifade etmişlerdir.
Mevlana , Piri Reis, İbn-i Sina, Mimar Sinan, Uluğ Bey, Akşemsettin, Yunus Emre, Biruni, Aziz Mahmut Hudayi vb binlerce konusunda uzman bilgin toplumuzda yaşamış ve hak ettikleri değerler verilmiş ve günümüzde de bizler tarafından anılmaya devam etmektedirler. Eserleri ile bizlere bir çok öğütler vermiş olan bu bilginler, asırlar sonra yaşayan eserleri ile insanlığa hizmet etmişlerdir.
Toplumumuzda asırlar önce yaşamış olan ve bilgisinin çokluğu nedeniyle Hezarfen lakabıyla anılan bir bilgin:Hezarfen Ahmet Çelebi.
1609 yılında doğan Hezarfen Ahmet Çelebi, bilgisinin çokluğu nedeniyle halk arasında "bin fenli" anlamına gelen Hezarfen lakabıyla anılmıştır.
Bir çok araştırma yapmış olan Ahmet Çelebi, 10. Yüzyılda yaşamış olan İsmail Cevheri'nin eserlerinden ilhamlar almış ve uçma denemeleri yapmıştır. İsmail Cevheri'nin eserlerini dikkatlice inceleyen Hezarfen, kanada benzer bir sistemle Galata Kulesi'nden kendini boşluğa bırakır. İstanbul Boğazı'nı geçer ve 3358 metre ötede bulunan Üsküdar'daki Doğancılar'a inmiştir.
Sarayburnu'ndaki köşkünden durumu seyreden 4. Murat bundan çok hoşlanır ve Hezarfen'e bir kese altın hediye eder. Ancak daha sonraları 4. Murat "bu ademin elinden her şey gelir, her şeyi başarabilir" şeklinde düşünür ve bu düşüncesi nedeniyle Hezarfen'i Cezayir'e sürgün eder.
Hezarfen 1640 tarihinde Cezayir'de vefat etmiştir.
Azim bir insanın başarılı olmasında çok önemlidir. Ne istediğini bilen ve bu konuda azmeden mutlaka başarılı olur. Unutmamalı ki kayaları delen yağmur damlalarının gücü değil sürekliliğidir.
Başarılı bir ömür yaşamanız temennisiyle...

DİPNOTLAR:
1-Lütfi Şahin'in bilimle ilgili söylemiş olduğu bir cümledir.
2-Yunus Emre'nin dizelerinden alınmıştır.

KAYNAKLAR:
1-http://tr.wikipedia.org/wiki/Hezarfen_Ahmet_%C3%87elebi

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [5/47] Önceki 3 4 5 6 7 Sonraki