SİGARANIN ZARARLARI Yazıları - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda SİGARANIN ZARARLARI konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 4 içerik bulunuyor.
"Bilgili insan doğru şeyleri bilen kişidir. Eğitimli insan ise doğru bilgileri alışkanlık haline getirmiş kişidir." (Lütfi ŞAHİN)
Yukarıdaki ifadenin doğruluk payını beraberce irdeleyelim. Bu irdeleme işini ise daha çok örneklendirmelere bakarak yaparsak, konuyu günlük hayatımızda kendimizle kıyaslamamız daha kolay olacaktır.
Kayalar üzerine resimleri nakşederek bilgiyi miras bırakan insan topluluklarından tutunda, deri üzerine bilgiyi nakşeden insanlara kadar ve günümüzün Dünya'sındaki teknik meteryaller üzerine bilgiyi nakşeden insanlarda dahil önemli olan şey bilgidir. Bilginin nesillere aktarımını sağlayanlar ise eğitimcilerdir. Eğitimciler için ast olan şey ise bilgiyi vermek değil, onu öğrenci de alışkanlık haline getirmektir.
Sizler düşünebilirsiniz ki; öğretmenler kuru kuruya bilgi versin, çok bilgi versin, öğrenci ister alışkanlık haline getirsin, isterse getirmesin... Ancak bu düşüncenin yanlışlığı da zaman içerisinde ortaya çıkmıştır.
Dünya'ca ünlü tıp profösörünün bilgi düzeyi kimse tarafından tartışılmıyordu. Bu profösör, sigaranın zararlarını anlatan bir konferans vermek ister. Binlerce insan bu konferansa katılır. Bu bilginin söyleyeceği önemli bilgileri dinlemek isterler. Profösör, sigaranın başta akciğer kanseri olmak üzere onlarca tip kansere neden olabileceğinden bahseder. Beyin için ve diğer organlar için zararlarından bahseder. Neyse konferans birkaç saat sonra biter. Dışarıya çıkan profösör ile dinleyiciler tokalaşmak ister, ancak profösör bir sigara yakmış ve sonra tokalaşacağını söyler. Ne oldu, hani bu profösör bilgili değil miydi? Saatlerdir sigaranın zararlarından bahseden bu kişi, sigara içmekte. Doğrudur, bu profösör bilgili bir kimsedir, ancak bilgisini alışkanlık haline getirmemiştir. İlköğretimi bitirmiş olan bir şahıs, az bilgiye sahip olabilir, ancak iyi bir eğitimden geçmiş ise sigara kullanmayacaktır.
İkinci örneğimi daha teknik bir çerçevede ele almak istiyorum. İki tane gelişmiş ülke düşünelim. Bu ülkelerden ilki teknoloji konusunda gelişmiş olan A ülkesi olsun, diğer ülke ise eğitim konusunda gelişmiş olan B ülkesi olsun. Bu iki ülke birbiriyle bir iddiaya girerler ve derler ki "biz sizden daha iyi öğrenci yetiştiririz." Tek yumurta ikizi olan ve tüm genetiksel özellikleri aynı olan iki bebekten birisini A ülkesi, diğerini ise B ülkesi alır. A ülkesi teknolojiyi ve bilgisayar sistemlerini kullanarak kendi ülkelerindeki çocuğun beynine elektrotlar aracılığı ile bilgi yüklerler. B ülkesindeki çocuk ise psikomotor gelişimine uygun bir tarzda eğimden geçirilir. Bu çocuklar on yaşına geldiklerinde ülke konseyleri toplanır ve çocukları sınarlar. A ülkesinde kalmış olan çocuk bütün sorulara doğru cevap verir. B ülkesinde kalmış olan çocuk ise bazı soruları yanıtlayamaz. Konsey A ülkesinde kalan çocuğun kazandığını ifade edecektir. Tam bu sırada, A ülkesinde kalmış olan çocuk yediği çikolatanın kabını yere atar, B ülkesinde kalmış olan çocuk ise bu kabı alıp çöp tenekesine atar. Görüldüğü gibi bilgili olmak istenen sonucu vermemiştir.
Kendi ifadelerim içerisinde kullandığım bir açıklama vardır. Bu da zekanın bir tarla gibi olduğu ve aklın ise bu tarla üzerindeki bitki örtüsü gibi olduğu şeklindedir. Tarla küçükse az bitki yetişir, büyükse çok bitki yetişir. Ama bazı tarlalar vardır ki, büyük olmasına rağmen verimsiz olduğu için fazla bitki yetişmez, bazı tarlalarda vardır ki küçük oldukları halde verimli oldukları için çok bitki yetişir. Sizin tarlanızın büyük ya da küçük olması önemli değildir, önemli olan onu verimli hale getirmektir. Eğimli bireyler, yukarıdaki örneklendirmelerde olduğu gibi sigara içmeyen, yere çöp atmayan, insanlara iyi davranan kişilerdir. Bu ifadelerin açılımı ise empati duyguları şeklinde karşılığını bulacaktır. Bu nedenden dolayı da eğitimli kişiler toplum tarafından sevilen kişilerdir. Eğitimli kimselerin istendik davranışlar göstermesi nedeniyle başarıya ulaşmaları daha kolaydır. Benim burada ifade ettiğim şeyi Goleman, "Duygusal Zeka" adlı kitabında ele almıştır. Ben burada olayı farklı yönden irdelemek istedim. Unutmayın ki başarı için bilgiden çok alışkanlık gereklidir. Bu alışkanlıklar için ise hiçbir zaman geç kalınmış değildir. Başarı dolu bir gelecek yaşamanız ümidiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

Öğrenci bazında ele alınmaya başlanan ve daha ileriki dönemlerde yaşamlarını sürdüren insanların kafalarına takılan soruların temelinde ast olarak deneyler ve deneylere bağlı olarak bilim yatmaktadır. Bilimsel çalışmaların öğrenci bazında değeri büyüktür ve deneyler olmadığı zaman öğrencilerin anlaması oldukça zordur.
Sizler çocuklarınıza istediğiniz kadar hücreyi ve özelliklerini anlatın, onu kafasında tasarlaması zordur. Ancak üç boyutlu bir düzenek ile gösterdiğiniz zaman kavram optimum olacaktır. Siz bir çocuğa istediğiniz kadar sigaranın zararlarından bahsedin, bunun onun beyninde sigara içmeme mantığını geliştirmesi zordur. Ancak siz bir deneyde suyun içerisinde bulunan pamuğa sigaranın etki etme modellemesini gösterdiğiniz takdirde ve bu modelin sigara içenler için aynen geçerli olduğunu ifade ettiğinizde, o çocukta sigaraya karşı tiksinti oluşturabilirsiniz. Bu ifade modellemelerini kullanmadığınız taktirde her hangi bir ilerleme kaydetmeniz mümkün değildir.
Deneyler ışığı altında yetişen çocuk, ileriki dönemlerde mantık süzgeci ve bilim felsefesi mantığı çerçevesinde sorgular... Peki neyi? Çevresinde gördüğü ve göremediği her şeyi... Sonuç itibari ile de yeni yetişen nesillerin sorgulamaları için bilimsel verileri baz alarak çocuklarımızı yetiştirmemiz uygun olacaktır.
Bundan yirmi yıl önce kalorimetre kabı ile termometreyi ifadeler içerisinde düşünen çocuk ve çocuklar, yirmi yıl sonra da termodinamik hesaplamalarında rol alan formüller üretecektir. Termometre ile sıcaklığın ve kalorimetre kabı ile de ısının ölçümlerinin yapıldığını göstermeniz; sizin ona sözel olarak binlerce defa ifade etmenizden daha etkin ve ölçülü bir anlatım modeli oluşturmanızı sağlayacaktır. İlk on yıllık süreç içerisinde derecenin sıcaklık ifadesinde, joule ve kalori kavramının ise ısı ifadesinde kullanıldığını benimseyip hazmeden çocukta soru işaretleri yerini çözüm ifadelerine bırakacaktır. Bu süreç ise ikinci on yıllık süreç içerisinde gerçekleşecektir.
Ben bu yazımda , çocukların deneyden sonra ki ilk on yılda kafalarına takılacak sorulara cevap bulmaya çalışacağım... Bütün sorulara mı? Tabi ki bu mümkün değildir. Sadece bir kaçına...
Bir öğretmen suyun serüvenini anlatırken bunu deneyle göstermek için içi su dolu bir kap getirir ve bu kabı ısıtır. Kabın ağzından bir süre sonra buhar çıkmaya başlar ve öğretmen bu buhara doğru tuttuğu düz tepsi de oluşan su damlacıklarını öğrencilere göstererek sorar; "gördünüz mü?"Sonra devam eder; " Su önce sıvı haldeydi ve sonra gaz haline geçti ve daha sonra tekrar sıvı hale geçti... İşte bu yaşamın gerçeğidir."
Yaşamın gerçeği olan maddenin hal değiştirmesi gerçeğidir. Maddenin hal değiştirmesi için sizin onu ekzotermik ya da endotermik bir reaksiyona tabi tutmanız gerekli; yani kısaca ısı alan ya da ısı veren bir reaksiyona tabi tutmanız gerekli. Katı bir maddeyi sıvı hale getirmek için onu bir ısı kaynağının üstüne koymanız gerekecektir. Binlerce joule ile ifade edilen ısı kaynağından o maddeye geçen enerji bizim ısı dediğimiz şeydir. Dakikalar içerisinde ise o maddenin üstünde bulunan termometrenin skalasının kayması ise bize o maddenin sıcaklığının arttığını göstermektedir. İşin garip tarafı da, o katı maddenin sıvı hale geçmesi için gerekli ısı da onun donması için gerekli olan ısıya eşittir ve bu formül ile ifade edildiğinde;

Q=m*Ld
Q= Maddenin donması için dışarı verilen ısı
M=Kütle
Ld=Donma ısısı

Q=m*Le
Q=Maddenin erimesi için gerekli ısı
M=Kütle
Le=Erime ısısı

Ld=Le

Bu ifadelerden anlaşılacağı üzerine erime sıcaklığında bulunan bir gram maddeyi eritmek için gerekli olan ısı miktarı ile donma sıcaklığında bulunan bir maddeyi dondurmak için dışarıya vereceği ısı miktarı birbirine eşittir. Bu ifadelerden anlaşılacağı üzerine bir maddenin donma sıcaklığı ile erime sıcaklığı da birbirine eşittir. Bunu ifade edersek:
Donma sıcaklığı= Erime sıcaklığı

Aynı ifadeler sıvı haldeki bir maddenin gaz haline geçmesi için gerekli olan buharlaşma ısısı ile gaz halindeki bir maddenin sıvı hale geçmesi için gerekli olan dışarıya ısı vermesi olan yoğuşma ısısı birbirine eşittir. Bunu ifade edersek:
Lb=Ly

Aynı şekilde sıcaklık ifadeleri de birbirine eşittir. Bunu ifade edersek:

Buharlaşma sıcaklığı= Yoğuşma sıcaklığı

LÜTFİ ŞAHİN

03/07/2013 6:53
Tarih içerisinde bir çok çalışma ve çalışmalar, yeterli saygıyı görmemiş ve daha ileriki yıllar içerisinde hem bu çalışmalar hem de bu çalışmaları yapan bilginler, gerekli saygı değerlerini üzerlerine çekmişlerdir.
Bu çalışmalardan birisini yapan bilginlerden birisi de Braid'dir. Bu kişinin yapmış olduğu ve adına ileride hipnoz denilen ifadeler bütünü, o yıllarda gerekli saygıyı görmemiştir. O zaman dilimi içerisinde gerekli önemin verilmediği bu çalışma bütünü, daha ileriki yıllarda önemle ele alınmıştır.
Hipnoz nedir? İsterseniz önce bunu biraz irdeleyelim. Bir çoğumuz hipnozu bir uyku hali olarak düşünür; ama hipnozdaki beyin dalgaları ile uyanıklık halindeki beyin dalgaları benzemekte, uyku halindeki beyin dalgalarına ise benzememektedir. Hipnoz ifadesinde insanların bilinçleri açıktır ve kişiye istemediğiniz bir şeyi yaptıramazsınız.
Hipnoz olacak hastaların ilk önce ikna edilmeleri ve hangi konular üzerine konuşacakları hakkında bilgi verilmeleri gerekmektedir. Hipnoz esnasında kişi, istemediği şeyleri söylememekte ve hipnoza ön hazırlık olan safhadaki konular üzerinde odaklanmaktadır.
Odaklanma diyorum, evet hipnoz bir odaklanma ya da diğer ifade ile insanın bir konuya konsantre olma durumudur. Bu konu ister çocukluğunun sorgulanması olsun, isterse de sigara alışkanlığından uzaklaşmaya çalışan bir birey... bu ifadenin önemi olmayıp, kişinin odaklanması hipnozun ana prensibidir.
Amerika'da ki ünlü bir kişisel gelişim uzmanı vermiş olduğu seminerler içerisinde, bir kişi çikolatayı çok sevdiğini ve ondan vazgeçemediğini ifade etmiştir. Semineri veren uzman ona yemek yememesini ve günlük istediği kadar çikolata yemesini ancak iki litreden fazla suyu da tüketmemesini söyler. Çikolatayı sevdiğini ifade eden kişi için bu güzel bir tekliftir ve seminer boyunca buna uyacağını söyler. Daha üç gün geçmeden bu kişi çikolatadan tiksinmiş bir vaziyette uzmana çektiği sıkıntıları anlatır.
Evet, insan ast itibari ile konsantre olduğu ölçüde bir olayın üzerine gidebilmektedir. Yukarıdaki örneğim aslında kişinin çikolataya olan bağımlılığı ve yaptığı uygulama ile ondan tiksinmesidir. Bu kişi hipnoz edilmemiş, ama olaya adapte olması için bir öneri sunulmuştur. Hakeza bu kişi eğer istekli olsaydı ve hipnoza tabi tutulmayı kabul etmiş olsaydı aynı sonuca ulaşacaktı.
Bir çok insan okul yaşamından itibaren sigaranın zararlarını içeren uyarılar ile karşılaşır, ama bazı insanlar yine de sigarayı içer. Olay insanın kendini sevmesi ve kendine inanması ile çözüm bulmaktadır. İnsan, eğer ki kendine inanır ve sigaranın kendisine vereceği zarara konsantre olabilirse, muhtemel ifadeler çerçevesinde sigaraya hiç başlamayacaktır. Sigara içen bir kişi de eğer ki sigaranın zararlarına yeteri kadar adapte olabilirse, sigarayı bırakacaktır.
Hipnoz seansları ile sigarayı bırakmış kişiler mevcuttur, ama insanın önce bunu kendisinin istemesi gerekmektedir. Eğer bir insan eşinin isteği ile hipnoz seansına katılmışsa, muhtemel ifade ile eşine kızdığı zaman daha fazla sigara içecektir.
Tamamen mantıklı telkine dayanan hipnotik terapiyi aslında bizler her gün uygulamaktayız, ancak yeterince konsantre olursak o işi başarmaktayız. Hepimiz iyi bir ev, iyi bir araba istemekte; ancak olayın özü telkine ve kendine inanmaya dayanmaktadır. Hepimiz sağlıklı yaşamak isteriz; ancak sağlık için gerekli koşullara kendimizi adapte edersek sağlıklı yaşarız.
Kırk yaşında olan bir kişi kalp rahatsızlığı çekmekte, ama yememesi gereken yağlı, unlu mamülleri yemekte ısrar etmektedir. Siz ne dersiniz bu işe? "Bu ne perhiz, ne lahana turşusu" dersiniz gibi geliyor. Ama maalesef bu hatalara hepimiz düşmekteyiz. Önemli olan, bizim kendi dediğimiz şeyleri başaracak kapasiteye sahip olduğumuza inanmamızdır, bunun başarılması içinde konsantre olunması gerekmektedir. Bu kişi eğer ki uzun yaşadığı zaman yaşayacağı güzel şeyleri hayal etse ve konsantrasyonunu bu şekilde toplamayı başarsa, muhtemelen perhizine dikkat edecektir. Torunlarını sevme isteği, onların evlendiklerini görme arzusu, eşiyle yaşayacağı güzellikleri düşünmesi vb bir çok olayı düşünerek kendine vereceği telkinler, aslında onun kendi kendini hipnoz etmesidir.
Unutmayın ki güç sizin içinizdedir, önemli olan ise bu gücü kelimelere döküp başarmanızdır. Sizlere başarılı bir gelecek temenni ederim...


LÜTFİ ŞAHİN

"Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol." (1)
Olduğu gibi görünen gerçek kişilik sahipleri olduğu gibi sırf çıkar sağlamak amacıyla tavır ve davranışlarını değiştiren kişileri de görmek mümkündür.
Sigaranın zararlarından uzunca bir süre bahseden bir uzmanı düşünelim... Bu uzman konferanstan çıktığı zaman bir sigara yakarsa ne dersiniz; "bu ne perhiz, ne lahana turşusu" lafını duyar gibi oluyorum. Evet bu uzman olduğu gibi görünmemiş ve anlattıklarını kendisi uygulamamıştır.
"İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendin bilmezsen
İlim nice okumaktır" (2)
Bu mısraların sahibi olan Yunus ilim sahibi insanların özelliklerini çok güzel bir şekilde ifade etmiştir.
Tarih içerisinde hem olduğu gibi görünen ve hem de kendini bilen büyük alimler yetişmiştir. Bu alimlerden birisi de; Hamid Hamidüddin'dir. Somuncu Baba adıyla tanınmasının sebebi ise halka somun dağıtmasıdır.
Somuncu Baba 1331 yılında Kayseri'nin Akçakaya köyünde doğmuştur. Şemseddin Musa Kayseri'nin oğlu olup soyu Peygamberimize ulaşır. Peygamberimizin 24. Kuşaktan torunudur.
Somuncu Baba ilk tahsilini babası Şemseddin Musa Kayseri'den almıştır. Daha sonraki ilim tahsilini sürdürmek için Şam, Tebriz ve Erdebil'e gitmiştir. Alaaddin Erdebili'den ve Bayezid'i Bistami'den eğitim almıştır.
İcazet aldıktan sonra ilmi yaymak için Bursa'ya yerleşmiştir. Bursa'da çilehanesinin yanında yaptırdığı ekmek fırınında somun pişirip çarşı, pazar dolaşarak "Somunlar Müminler" diyerek dağıtmasından dolayı "Somuncu Baba" ve "Ekmekçi Koca" olarak tanınmıştır.
Yıldırım Beyazıd Niğbolu Zaferi'ni kazanınca Bursa Ulu Camii'ni yaptırmıştır. Ulu Camii'nin açılış hutbesini Somuncu Baba okumuş ve Fatiha Suresini yedi farklı şekilde yorumlamıştır. Bu hutbeyi dinleyen halk Somuncu Baba'ya büyük teveccüh göstermiştir. Gösterişi sevmeyen Somuncu Baba Bursa'dan ayrılarak Aksaray'a gelmiştir.
Birçok talebe yetiştiren Somuncu Baba'nın en tanındık talebeleri arasında Hacı Bayramı Veli, Aziz Mahmut Hüdayi, Akşemseddin gibi alimleri sayabiliriz.
Somuncu Baba'nın bugün bilinen birkaç eseri şunlardır; Şerh-i Hadis-i Erba'in, Zikir Risalesi, Silah'u-l Müridin.
Somuncu Baba fazla eser vermemiş, bunun yerine insanların yetişmesi için çaba harcamıştır.
Somuncu Baba'nın iki oğlu vardır. Bunlar; Yusuf Hakiki ve Halil Taybi'dir.
Bu büyük zat 1412 yılında Darende'de vefat etmiştir. Kabri şerifleri Darende'de şimdiki Şeyh Hamid-i Veli Camii içerisinde yer almaktadır.

DİPNOTLAR
(1) Mevlana
(2) Yunus Emre

KAYNAKLAR
(1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Somuncu_Baba

LÜTFİ ŞAHİN