SİNİR SİSTEMİ Yazıları - Lütfi Şahin ve Edebiyat
EtiketŞu anda SİNİR SİSTEMİ konusu ile ilgili sayfalara bakmaktasınız.
Bu konuyla ilgili toplam 6 içerik bulunuyor.
Sinir hücrelerinin bağlantı noktaları olan sinapsları, aksonları ve dendritleri incelemenin öneminden bahseden nörologlar; aynı zamanda sinir hücrelerinin öneminden bahsetmişlerdir. Ama sinir sistemi 21. yy'a girdiğimiz halde hala tam olarak çözüme kavuşmuş değildir. Sinir sisteminin çözümü ise sadece nörologların değil, tüm bilim uzmanlarının işine gelecektir. Zeka düzeyi yüksek insanlar isteyen eğitimcilerin, hastalıklar konusunda ilerleme kaydetmek isteyen mikrobiyologların, genetiksel faktörleri inceleyen genetik uzmanlarının... Bu ve buna benzer ifade açılımlarını uzatmamız mümkündür.
Sinir hücresi ve zeka kavramlarının açıklık kazanması bütün bilimsel ifadeler için önemli olmakla beraber, muhtemel ifadeler çerçevesinde en önemli olarak ele alınan bilimsel çerçeveler bütünü ise "eğitim" ifadesi altında bir araya getirilmiştir. "Zeka ifadesinin çözüm bulması demek, eğiticimler için çölde su bulan biri kadar önemlidir" dersek yanlış bir ifade kullanmamış oluruz. Düşünsenize, zekanın çözüm bulması ile beraber iyi yetişmiş ve medeniyet düzeyi yüksek nesillere doğru hızlı bir ilerleme kaydederek ulaşılmış olacaktır.
Konunun önemi yüzlerce yıldır bilinmekle beraber, tam açıklığa hala kavuşturulabilmiş değildir. Ancak Stanford-binet zeka testinin bulunmasından bu yana olaylar daha da değişik boyutlara ulaşmanın hazzını yaşamaktadır. O zaman diliminde bahsedilen ifade şekli, tekli zeka modellemesi şeklindeydi. Ancak eğitim uzmanlarının çalışmalarını yoğunlaştırması ile beraber, insanların daha kapsamlı olduğu ve bu tek tip model yerine daha geniş boyutları olan ifadeye sahip olduğu şeklindeydi. Kimi insan vardır, resime karşı gelişim göstermektedir; kimi insan vardır, mantıki yönü gelişmiştir; kimi insan vardır, sosyal yönü gelişmiştir; kimi insan vardır, kinestetik olarak gelişmiştir... Bu ve buna benzer ifadeleri uzatmamız mümkündür. Şu anki çalışmalardan anlaşılacağı üzere sekiz farklı zeka modellemesi ortaya konulmuş durumdadır.
Eğitimcilerin ifade şekilleri, bu son çalışmalarla beraber hem yön ve hem de yöntem değiştirmiştir. Daha önceleri tekli zeka modelini benimsemiş olan eğitimciler, ifadenin basit olmadığını daha iyi kavramışlardır. "Bir çocuk illa matematik dersine ilgi duyacaktır" diyen eğitim uzmanları bu ifadelerden sonra demişlerdir ki: "hayır, bir çocuk hangi yönde kabiliyet gösteriyorsa o yönde eğitilmelidir." Doğru olan bu ifade gelişmiş ülkelerin eğitim bünyeleri içerisine oturmuş durumdadır. Ana sınıfından itibaren çocuğun kabiliyetine bakılmakta ve daha ileri ki yıllarda bu yönde çocuğa eğitim uygulanmaktadır. Böylece sağlıklı nesiller yetiştirilmektedir.
Ben eğitim ifadesi içerisinde kendi düşündüğüm bir tarzı daha önceki yazılarımda sundum; bu ifadeye tekrar yer vermenin önemli olduğunu düşündüm. Benim ifade şeklimde çocuklar zeka modelinden sadece birinde değil, hepsinde belli oranda gelişme göstermelidir. Bu gelişim belki birinde fazla, birinde az olmalı; ancak hepsinde de gelişim göstermelidir. Ben bu ifadeyi kullandığım zaman diyebilirsiniz: "siz daha önceki modeli mi kabul ediyorsunuz?" Tabi ki hayır. Daha önceki modellemelerde verilen ödevlerde konu tamamen tek derse yönelikti, şu anki modelde de öğrencinin gelişim düzeyine uygun zeka modellemesine göre yine tek bir ifadeye yöneliktir. Benim ifademde ise bir ödev verildiği zaman birden çok ifadeyi ve beceriyi bünyesinde taşıması şeklindedir. Yazı ve anlatım olmalı ki dilsel zeka; resim olmalı ki görsel zeka; mantıksal verilere uygun olmalı ki mantık ifadesi... Bu ve buna benzer ifadeleri çoğaltmamız mümkündür.
Bu ifadenin derste en iyi uygulama karşılığı ise beyin fırtınası olarak karşılık bulmuştur. Daha çok fen derslerinde uygulanan, ancak bütün derslere uyarlanabilecek beyin fırtınasında amaç, bilinen bir konuda öğrencilerin karşılıklı tartışmasıdır. Bu tartışma ifadesini geniş boyutta ele alsak ve öğrencileri gruplara ayırsak, her gruptaki öğrencilerin bir zeka modeli ön planda olsa... Tartışma sürerken her grup diğer grupların düşünce şeklini görecek ve sonuç itibarı ile de öğrenciler bütün zeka modellemelerinde gelişim gösterecektir. Bu modelleme ifadesinde aynı zamanda öğrenciler tartışma kurallarına uyarak empatiyi geliştirecektir. Bu ifadeyi eğitimciler uygulamaktadır; ancak bir farkla, öğrencinin gelişim gösterdiği zeka modellemesi ön planda tutulmadan bu olay yapılmaktadır. Bu ifadenin başarılı olacağını düşünmekteyim, denemekte de fayda görmekteyim...

LÜTFİ ŞAHİN

05/07/2013 2:29
Zamanlar içerisinde insanların en sadık yardımcılarından birisi olan ve insanları tehlikeli yabani hayvanlara karşı korumuş olan "köpek" dediğimiz hayvanlardır. Ancak bu ifadenin açılımı zaman zaman bozulmaktadır.
Evlerde beslediğimiz köpek ve kedi gibi canlılar, zaman gelmekte en tehlikeli virüsün taşıyıcılığını yapmaktadır. Bu virüs ise "Rabies" adı verilen ve meydana getirdiği hastalıkta kuduz olarak bilinen etkendir.
Bu virus normal şartlar altında evcil canlılarda fazla taşıyıcılık göstermemesine rağmen, yabani hayvanlardan geçiş ile hastalanabilmektedir. Yabani hayvanlardan özellikle yarasalar bu virusun taşıyıcılığını yapmaktadır. Bunun dışında atlar, koyunlar ve diğer tüm memelilerde bu hastalık görülebilmektedir.
Bu hastalık etkeninin insana bulaşması genellikle hastalık etkenini taşıyan canlının ısırması sonucu gerçekleşmektedir. Bunun dışında hastalık etkenini taşıyan canlının salyasının insanda bulunan bir yaraya teması sonucunda da risk oluşmaktadır. Hayvanın idrarından ya da dışkısından geçme söz konusu değildir.
Kuduz hastalığı merkezi sinir sistemi hastalığıdır. Etkeni taşıyan canlı bir insanı ısırdığı zaman virus kaslara, oradan periferik sinirlere ve oradan da merkezi sinir sistemine hareket eder. 10 gün ile 2 yıl arasında değişen bir kuluçka döneminden sonrada hastalık baş gösterir. Merkezi sinir sistemine yerleştikten sonra virus hızlı bir şekilde canlının tükmüğüne de geçer ve bu nedenden dolayı hastalanan canlı tükmüğünü tutamaz.
Hastalık eğer ki aşı ile tedavi edilmeyecek olursa, sonuç ölümdür. İnsan ısırılacak olursa hemen yara sabunlu su ile yıkanmalı ve daha sonra bir sağlık kuruluşuna gidilmelidir. Isıran hayvan gözlem altında tutulmalıdır. Isırılan insana 0, 3, 7, 14. günlerde aşı yapılır, ayrıca immunoglobilin verilir. Aşılar artık koldan uygulanmakta ve çok nadiren alerji oluşturmaktadır. Eğer ki alerji oluşturacak olursa, alerji için uygulanan teknikler uygulanmalıdır.
Kuluçka evresinde ortaya çıkan belirtiler kısaca şöyledir: ilk belirti olarak boğaz ağrısı görülür. Ateş ve kusma bunu takip eder. Halsizlik ve mimiksiz yüz ifadesi görülür. Sudan korkmada bunu takip eder. Daha sonra ise felç durumu görülür.
Kuduzdan korunmak için önlemler alınmalıdır. Bu önlemlerin başında evcil hayvanların aşılanması önemlidir. Evcil hayvanların her yıl aşılarının yapılması kuduzdan korunmada en önemli etkendir. Ayrıca yabani hayvanlar ile evcil hayvanların temas kurmaması önemlidir. Mümkünse evcil hayvanların özellikle salyaları ile temas etmemeye çalışmalıyız.
Solunan havadan kuduzun bulaşması nadirendir ve laboratuar şartlarında görülmektedir. Bu nedenden dolayı laboratuar çalışanları ile veteriner hekimlerin dikkat etmesi önemlidir. Bunun yanında çocuklarımızı bilinçlendirmemiz gereklidir.
Hayvanların sağlığı önemlidir, ancak bir insanın hayatı çok daha fazla önemlidir. Bu nedenden dolayı da kuduz hastalığına karşı dikkat edilmesi çok önem arz etmektedir.

LÜTFİ ŞAHİN

Kapalı bir kutu olması tarih boyunca değişmemiş olan ve hala da sırlı bir kutu olma özelliği gösteren beyin ve zeka kavramları; insanlığın daha çok araştırma yapmasını gerektirecek kadar kapsamlı bütünler zinciri içerisinde yer almaktadır. Beyinin yapı ve fonksiyonları, teknolojinin bu kadar ilerlemiş olmasına rağmen sır gibi gizemini korumayı başarmıştır.
Son yüzyıl içerisinde, sinir sisteminin histoloji uzmanları tarafından tarif edilmesi ve bilgisayar sistemlerinin de geliştirilmeye başlanması ile beraberde olaylar daha geniş çerçevede görülmeye başlanmıştır. Beyin denilen kapalı kutunun sinir hücresi fazlaca olmak üzere bağ doku ile desteklenmiş bir şekilde bulunduğu tespit edilmiştir. Sinir hücrelerinin yapı ve görevlerinin ise basit düzeylerde olmadığı ortaya konmuş ve araştırmaların çok daha ileri düzeyde yapılması gerektiği, şu ana kadar bulunan bulguların bizlere fısıldadığı nameler gibi kulağımızda çınlamaktadır.
Nedir sinir sistemi? Nelerden oluşur? Bu ve benzeri sorulara eğilerek olaya giriş yapmamız uygun düşecektir... Elektriksel sinyallerin yoğun olduğu hücrelerin meydana getirdiği sinir sisteminin temel hücre birimi; "nöron" adı verilen sinir hücreleridir. Yağ oarnı fazla olan bu nöronlar, temel unsur olarak iletimi sağlamak ile görevli birer uyarıcı gibi çalışmaktadırlar. Burada iletim uçlarının birinin adı dendrit, diğerinin adı ise aksondur. İletim ise dentritlerden aksonlara doğru olmaktadır. Burada hem dendrit ve hem de akson uçları nöron adı verilen sinir hücrelerine bağlı bir şekilde bulunmakta ve dendrit adı verilen uçlardan alınan bilgi, nöronun diğer ucunda bulunan aksonlara iletilerek bütün sinir dokunun uyarımı sağlanmaktadır. Burada iletimin temeli ile sodyum pompalarına bağlı üretilen elektriksel sinyaller şeklindedir. Yani anlaşılacağı üzere insan vücudu elektrik üreten bir işleve de sahiptir. Sodyum-potasyum pompası denilen pompalar sayesinde iletim sağlanmakta ve bir uçtan diğerine geçişin temeli elektriksel sinyaller ile olmaktadır. Sinir hücrelerinin arasıbnda kalan boşluklarda iletim ise birer protein yapısında olan nörotransmitterler sayesinde sağlanmaktadır. Nörotransmitter adı verilen bu maddelerin az yada çok olması ise değişik sorunları beraberinde getirmektedir.
Sinir hücresi olan nöronların temelinde ise yağ oranı fazla bir şekilde olmak üzere protein ve az miktarda da karbonhidratlar bulunmaktadır. Burada nöronların çevresini kaplayan kılıflar çok önemli olup, çokça lipit partiküllerinden oluşmuştur.
Nöronların önemli bir özelliği ise kendilerini yenileyememeleridir. Bölünme özelliğine sahip olmayan nöronlar, belli bir yaştan sonrada harap olmaktadır. Özellikle otuz yaşından sonra günlük yüz bin civarında nöronun yok olması ile, yaşa bağlı bunama ortaya çıkmakta ve bu da insanların istemediği bir durumdur. Öfke ve strese bağlı olarak bu yıkılma oranı daha fazla artmaktadır.
Nöronların birbiri ile etkileşimi sonucu düşünce denilen kavram ortaya çıkmakta; ama düşüncenin merkezi olan zeka olayı tanım olarak bile açıklanamamaktadır. Nedir zeka? Yada ne değildir? Bu sorular için insanlar bazı tanımlamalar yapmıştır. Bunlardan bir kısmını burada sizlere iletmek istiyorum... "Zeka, soyut düşünce yeteneğidir." "Zeka, alet yapma yeteneğidir." "Zeka, matematiksel düşünce yeteneğidir." Bu ve buna benzer onlarca tanımlama yapılmış, ancak zekanın tam bir tanımı ortaya konulamamıştır. Bu tanımlamaların hepsi doğrudur, ancak yeterli değildir. İnsan sadece soyut düşünmez, sadece alet yapmaz, sadece matematikle uğraşmaz... Bu şekilde listeyi uzatmamız mümkündür. İnsan bütün bunların hepsini yapan, aynı zamanda sosyal olan bir varlıktır. Bütün bunları birleştirdiğimiz zaman ise çokça dile getirilen çoklu zeka teoremini düşünmemiz gerektiği ortaya çıkmıştır. Belli bir kültüre göre yapılan satanford-binet zeka testinin artık kimse doğru bir gösterge olduğuna inanmamakta, Daniel Goleman'ın çalışmaları ile ortaya çıkan duygusal zeka ve arkasından gelen Muhammed Bozdağ'ın çalışmaları ile ortaya konulan ruhsal zeka kavramları bizlere insanın ne kadar kapsamlı olduğunu bir daha ispatlamaktadır.
Bu çalışmaların birer sentezi olacak şekilde getirilen çoklu zeka teoremi, Dünya'daki tüm eğitim modellerinde kabul görmüştür. İşin ilginç yanı ise maddesel bir boyut olduğu düşünülen öğrenme ve düşünce yeteneğinin, madde dışı bir olgu tarafından destek gördüğü olgusu da, ruh kavramını kabul etmeyen kimselerin önüne birer ruh abidesi gibi konulmaktadır. Yukarıda izah etmeye çalıştığım nöron etkileşimlerinin, zeka denilen mefhumu oluşturmak için yeterli olmadığı günümüz bilginleri tarafından kabul görmektedir. Olayın sadece elektriksel sinyal etkileşimleri sonucu oluşmayacak kadar kapsamlı olduğu, son yıllardaki çalışmalar sonucu daha iyi ortaya konulmuştur. Önemli olan ise bu konuda çalışmaların yapılması ve insanlığa faydalı olacak şeylerin ortaya konulmasıdır.
Zeka üzerine birçok kitap ve makale yazılmıştır. Ancak günümüze kadar hiç kimse zekanın tam olarak
tarifini yapamamıştır. Akıl ve zeka mefhumları olduğu gibi farazi tarifler ile açıklanmaya çalışılmıştır.
Zeka nedir? Ne işe yarar? Bu gibi sorular tarih boyunca birer meçhul olarak kalmıştır. İlk başlarda yapılan açıklamalarda zekanın soyut düşünme yeteneği; alet kullanma yeteneği; matematiksel ifade yeteneği;
yeni ortamlara uyum yeteneği gibi şeyler söylenmiştir. Bunların hepsi doğru; ancak yeterli açıklamaları getirmemektedir. Günümüzde yapılan çalışmalarda zeka mefhumunun çok karmaşık olduğu ve bir tip değil, yüzlerce tip zekanın olduğu belirtilmiştir. Daha önceki yıllarda sadece teorik zeka ele alınmış ve zeka ifadesi IQ ile belirtilmeye çalışılmıştır.
IQ ifadesi ilk olarak stanford-binet tarafından kullanılmıştır.Yapmış oldukları test ile ilk defa zeka ölçümünü yapmışlar ve sonuç IQ ile ifade edilmiştir.
Ancak günümüzde kullanılan çoklu zeka teoremi ile insanın sadece teorik zekaya sahip olmadığı ortaya çıkmıştır. Sadece IQ değil,EQ ve SQ ifadeleri de zekayı tanımlamada kullanılmıştır.
EQ dediğimiz ifade duygusal zeka için ve SQ dediğimiz ifade ise ruhsal zeka için kullanılmaktadır. İşte, çoklu zeka teoremi genel olarak bu zeka tiplemelerinin beraberce kullanılmasına dayandırılmaktadır.
Nedir EQ? İsterseniz önce bunu irdeleyelim... İnsanoğlu sadece mantığı ile hareket etmemektedir, aynı zamanda birer duygu yumağı olarakta hareket etmektedir. İnsanda korku,sevgi,öfke gibi birçok duygusal mefhum yer almaktadır. İşte EQ bu duyguların doğru kullanımı oranında artmakta ve yanlış kullanımı oranındada azalmaktadır. Kısaca EQ dediğimiz mefhum duygusal zekanın kullanımı ile ilgilidir.
Duygusal zeka gelişimi yüksek olan insanlarda empati duygusu çok gelişmiştir. Empati nedir? Kısacası insanın yapmış olduğu davranışlarda kendisini karşısındaki insanın yerine koymasıdır, diyebiliriz. İnsan yapmış olduğu davranışta karşısındakinin incinip incinmeyeceğine,kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak anlayabilmektedir. İşte duygusal zekanın gelişim sürecinde empati çok önemli bir rol oynamaktadır.
Yapılan çalışmalar sonucunda, başarının IQ ile değil EQ ile daha çok orantılı olduğunu göstermiştir. Aile içerisinde ve toplum hayatında duygusal zekası yüksek olan insanları daha fazla başarılı olduğu ortaya konmuştur. Normal şekilde IQ su yüksek olan bir insan yaptığı işi kendisine maletmekte,EQ su yüksek olan bir insan ise başarıyı çevresindeki insanlara maletmektedir. Bu nedenden dolayıda çevresindeki insanlar tarafından sevilmekte ve toplum hayatında çok başarılı olmaktadırlar.

KAYNAKLAR
1-Muhammet MERTEK,Hissi Zeka,Sızıntı dergisi,Kasım 2001,Sayı 274
2-Dr. Selim AYDIN,çoklu zeka mı,kabiliyetmi?,Sızıntı dergisi,Ağustos 2005,Sayı 319

LÜTFİ ŞAHİN

05/07/2013 20:13
Teknoloji devriminin büyük bir hızla yaşandığı ve muhtemelen o zaman dilimindeki insanlarında aynı şeylerden bahsettikleri 20. yy ve daha sonraki döngü içerisinde insanlar görmüştür ki; en büyük teknolojik harikalar dizesi insanda gizlidir.

Teknoloji dizesi sadece insanda değil, tüm canlı versiyonlarında gizli olduğu ise daha sonraki yıllarda muamma ifadeleri içerisinde söylem almıştır. Bir kuşun uçma hassasiyeti, bir balığın yüzme mekanizması, bir kaplumbağanın korunma sistemi... Bu ve buna benzer teknik ifadeler, aslında mükemmelliğin temsil edildiğini gösterircesine bizlere kanıtlar sunmaktadırlar. Kuşların kanat sistemleri taklit edilerek uçaklar, yunusların yüzme sistemleri taklit edilerek gemiler, kaplumbağaların koruma mekanizmaları taklit edilerek zırhlı araçlar yapılmıştır. Bizler taklit etmedik diyen kişiler ise, aslında bilinçaltında bu bilgileri barındırdıklarını utanarak ifade etmektedirler. Olay sadece tümdengelim ifadeleri ile sınırlı olmayıp, tümevarım ifadeleri içinde kullanabiliriz.

Sadece canlının kendisi değil, daha özel kısımları da insanlar için ilham kaynağı oluşturmuştur. Gözlere bakılıp kameralar, kulaklara bakılıp mikrofonlar, kaslara bakılıp motorlar... Bu ve benzeri ifadeler, bizlere mükemmel varlıklar olan canlıları ve bu canlılar içerisinde en mükemmeli olan insanı görmemizi sağlayacaktır.

İnsanın en mükemmel kısımlarını oluşturan sistemler bütünü de, insanların taklit etme yetisini kabartıp bilgisayar teknolojisini ve buna bağlı bilişim sistemlerinin geliştirilmesini sağlamıştır. Nedir bu sistemler bütünü? Bir çoğunuzun okurken cevap verdiğini tahmin ettiğim üzere beyindir... Beyin ve onun etraflıca oluşturulmuş hücreler dizesi. Ancak özelleşmiş olan bu hücreler dizesine verilen bir özel ad vardır ki buna; sinir sistemi adını veriyoruz.

Sinir sistemi genel olarak elektriksel impulslar ve nörotransmitterler vasıtasıyla iletimi sağlayan ve yönetici birim olarak ifade edilen hücreler dizesinden oluşmaktadır.

Sinir sistemini incelerken en gelişmiş varlık olan insanı ele almak istiyorum... genel manada sinir sistemi iki kısımda incelenmektedir. Birincisi merkezi sinir sistemi olup beyin ve omurilikten oluşmaktadır. İkinci kısım ise çevresel sinir sistemidir.

Beyin, sinir hücreleri yumakları ve bunların bağlantılarından oluşmaktadır. Aksaon ve dendrit adı verilen bu bağlantı telleri sayesinde iletim sağlanmakta ve bu bağlantı telleri tüm sinir hücrelerinde bulunmaktadır. Düşüncenin ve bilinçli yapılan hareketlerin merkezi olan beyin genel manada üç kısımda ifade edilmektedir. En büyük kısım olan ön lob; sinir bağlantılarının geçtiği ve göz ile kulak reflekslerinin kontrol edildiği orta beyin ve beyincik ile omurilik soğanından oluşan arka beyin. Beyincik vücudun dengesini sağlar, kas faaliyetlerini düzenler; omurilik soğanı adı ile anılan kısım ise sindirim, dolaşım, solunum, salgılama, kusma, öksürme, hapşırma çiğneme gibi faaliyetleri yönettiğinden hayat düğümü adı ile de anılmaktadır. Beyindeki bu üç lopta çok önemli görevlere sahip olup bunların hepsi de olmazsa olmaz denilen görevlerdir. Omurilik kısmı ise kalıtsal refleks ve kazanılmış reflekslerin kontrolünü sağlar. Beyinden vücudun alt kısımlarına kadar uzanan omurlar içerisinde yer alan kısma omurilik adı verilmektedir ve refleksleri yönetir, iletimin ulaştırılmasını sağlar.

Çevresel sinir sistemi ise diğer organlar ile beyin arasında iletimi sağlayan sinir sistemleri bütünüdür. Bu da kendi arasında ikiye ayrılır... Birincisi somatik sinir sistemi olup isteğimizle yapılan davranışları (yazı yazma, şarkı söyleme gibi ) yönlendirir. İkincisi ise otonom sinir sistemi olup kontrol dışı kısımların yönlendirilmesini sağlar...


LÜTFİ ŞAHİN

15/07/2013 4:27
Kapalı bir kutu olması tarih boyunca değişmemiş olan ve hala da sırlı bir kutu olma özelliği gösteren beyin ve zeka kavramları; insanlığın daha çok araştırma yapmasını gerektirecek kadar kapsamlı bütünler zinciri içerisinde yer almaktadır. Beyinin yapı ve fonksiyonları, teknolojinin bu kadar ilerlemiş olmasına rağmen sır gibi gizemini korumayı başarmıştır.
Son yüzyıl içerisinde, sinir sisteminin histoloji uzmanları tarafından tarif edilmesi ve bilgisayar sistemlerinin de geliştirilmeye başlanması ile beraberde olaylar daha geniş çerçevede görülmeye başlanmıştır. Beyin denilen kapalı kutunun sinir hücresi fazlaca olmak üzere bağ doku ile desteklenmiş bir şekilde bulunduğu tespit edilmiştir. Sinir hücrelerinin yapı ve görevlerinin ise basit düzeylerde olmadığı ortaya konmuş ve araştırmaların çok daha ileri düzeyde yapılması gerektiği, şu ana kadar bulunan bulguların bizlere fısıldadığı nameler gibi kulağımızda çınlamaktadır.
Nedir sinir sistemi? Nelerden oluşur? Bu ve benzeri sorulara eğilerek olaya giriş yapmamız uygun düşecektir... Elektriksel sinyallerin yoğun olduğu hücrelerin meydana getirdiği sinir sisteminin temel hücre birimi; "nöron" adı verilen sinir hücreleridir. Yağ oarnı fazla olan bu nöronlar, temel unsur olarak iletimi sağlamak ile görevli birer uyarıcı gibi çalışmaktadırlar. Burada iletim uçlarının birinin adı dendrit, diğerinin adı ise aksondur. İletim ise dentritlerden aksonlara doğru olmaktadır. Burada hem dendrit ve hem de akson uçları nöron adı verilen sinir hücrelerine bağlı bir şekilde bulunmakta ve dendrit adı verilen uçlardan alınan bilgi, nöronun diğer ucunda bulunan aksonlara iletilerek bütün sinir dokunun uyarımı sağlanmaktadır. Burada iletimin temeli ile sodyum pompalarına bağlı üretilen elektriksel sinyaller şeklindedir. Yani anlaşılacağı üzere insan vücudu elektrik üreten bir işleve de sahiptir. Sodyum-potasyum pompası denilen pompalar sayesinde iletim sağlanmakta ve bir uçtan diğerine geçişin temeli elektriksel sinyaller ile olmaktadır. Sinir hücrelerinin arasıbnda kalan boşluklarda iletim ise birer protein yapısında olan nörotransmitterler sayesinde sağlanmaktadır. Nörotransmitter adı verilen bu maddelerin az yada çok olması ise değişik sorunları beraberinde getirmektedir.
Sinir hücresi olan nöronların temelinde ise yağ oranı fazla bir şekilde olmak üzere protein ve az miktarda da karbonhidratlar bulunmaktadır. Burada nöronların çevresini kaplayan kılıflar çok önemli olup, çokça lipit partiküllerinden oluşmuştur.
Nöronların önemli bir özelliği ise kendilerini yenileyememeleridir. Bölünme özelliğine sahip olmayan nöronlar, belli bir yaştan sonrada harap olmaktadır. Özellikle otuz yaşından sonra günlük yüz bin civarında nöronun yok olması ile, yaşa bağlı bunama ortaya çıkmakta ve bu da insanların istemediği bir durumdur. Öfke ve strese bağlı olarak bu yıkılma oranı daha fazla artmaktadır.
Nöronların birbiri ile etkileşimi sonucu düşünce denilen kavram ortaya çıkmakta; ama düşüncenin merkezi olan zeka olayı tanım olarak bile açıklanamamaktadır. Nedir zeka? Yada ne değildir? Bu sorular için insanlar bazı tanımlamalar yapmıştır. Bunlardan bir kısmını burada sizlere iletmek istiyorum... "Zeka, soyut düşünce yeteneğidir." "Zeka, alet yapma yeteneğidir." "Zeka, matematiksel düşünce yeteneğidir." Bu ve buna benzer onlarca tanımlama yapılmış, ancak zekanın tam bir tanımı ortaya konulamamıştır. Bu tanımlamaların hepsi doğrudur, ancak yeterli değildir. İnsan sadece soyut düşünmez, sadece alet yapmaz, sadece matematikle uğraşmaz... Bu şekilde listeyi uzatmamız mümkündür. İnsan bütün bunların hepsini yapan, aynı zamanda sosyal olan bir varlıktır. Bütün bunları birleştirdiğimiz zaman ise çokça dile getirilen çoklu zeka teoremini düşünmemiz gerektiği ortaya çıkmıştır. Belli bir kültüre göre yapılan stanford-binet zeka testinin artık kimse doğru bir gösterge olduğuna inanmamakta, Daniel Goleman'ın çalışmaları ile ortaya çıkan duygusal zeka ve arkasından gelen Muhammed Bozdağ'ın çalışmaları ile ortaya konulan ruhsal zeka kavramları bizlere insanın ne kadar kapsamlı olduğunu bir daha ispatlamaktadır.
Bu çalışmaların birer sentezi olacak şekilde getirilen çoklu zeka teoremi, Dünya'daki tüm eğitim modellerinde kabul görmüştür. İşin ilginç yanı ise maddesel bir boyut olduğu düşünülen öğrenme ve düşünce yeteneğinin, madde dışı bir olgu tarafından destek gördüğü olgusu da, ruh kavramını kabul etmeyen kimselerin önüne birer ruh abidesi gibi konulmaktadır. Yukarıda izah etmeye çalıştığım nöron etkileşimlerinin, zeka denilen mefhumu oluşturmak için yeterli olmadığı günümüz bilginleri tarafından kabul görmektedir. Olayın sadece elektriksel sinyal etkileşimleri sonucu oluşmayacak kadar kapsamlı olduğu, son yıllardaki çalışmalar sonucu daha iyi ortaya konulmuştur. Önemli olan ise bu konuda çalışmaların yapılması ve insanlığa faydalı olacak şeylerin ortaya konulmasıdır.


NOT:Bu yazımı canım oğlum Ali Buğra ŞAHİN`e ithaf ediyorum...

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [1/2] 1 2 Sonraki