BİYOGRAFİ MAKALELERİ Kategorisi - Sayfa 2 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda BİYOGRAFİ MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 21 içerik bulunuyor.
"Onun ışığı vurmazdan önce ölü bir nakıştım sadece taş duvarlarınızda. O, elindeki yay ile vurmazdan önce tellerime; hep aynı nameyi çalıp söyleyen, kendi sesine yabancı bir kuru rebaptım. Ben onun avucunda bağlar, bahçeler, ağaçlar görür; deryalar gibi geniş, deryalar kadar berrak sular görürüm. Onun avucunda çıkan ağaçların gölgesinde dinlenirim. Lakin siz bunların hiçbirini göremezsiniz." (1)
Bu sözleri söyleyen Mevlana; gönül ehli olan arkadaşının, sırdaşının yokluğu nedeniyle bu sözleri söylemiştir. O gönül dostunun adı:Şems-i Tebrizi'dir.
Şems-i Tebrizi 1185 yılında Tebriz şehrinde doğmuştur. Babası Melik Dad oğlu Ali'dir. Şems-i Tebrizi Şemseddin yani dinin güneşi lakabıyla anılmıştır.
Şems-i Tebrizi genç yaşta Tebrizli Ebubekir Sellat'tan dersler almıştır. Daha sonraki yıllarda Sacaslı Şeyh Rukneddin'den, Tebrizli Selahaddin Mahmut ve mutasavvıf Necmüddin Kübra'nın halifelerinden Centli Baba Kemal'den dersler almıştır.
Şems-i Tebrizi ününü duyduğu bütün şeyhlerden dersler almaya çalışmış ve bu nedenden dolayı diyar diyar gezmiştir. Bu gezginliğinden dolayı kendisine Şemseddin Parende (uçan Şemseddin) denilmiştir.
Devamlı arayış içerisinde olan Şems-i Tebrizi bir gün gördüğü rüyanın etkisinde kalır. Rüyasında kendisinin gönül dostunu bulması karşılığında neyini vereceği sorulur. O da "kelle mi" diye cevap verir. Ona Mevlana'yı arayıp bulması söylenir.
Şems, Mevlana'yı Konya'nın sokaklarında bulur. Şems ile Mevlana'nın ilk karşılaşmaları ilginçtir.
"Şems Mevlana'nın katırının yularını tutar ve ona sorar:
-Sen, alimlerin sultanı Baba Veled'in oğlu Mevlana mısın?
-Benim.
-Söyle bana içlerinden hangisi daha büyüktü; ermiş Bayezid-i Bistami mi, yoksa Hz Muhammed mi?
-Nasıl soru bu? Hiç şüphe yok ki Hz Muhammed daha büyüktür.
Mevlana yoluna devam ederken Şems-i Tebrizi arkasından bağırır:
-Peki Hz Muhammed daha büyükse neden "seni bilmem gerektiği gibi bilemedim" dedi ve Bayezid " Zafer benimdir! İtibarım ne büyüktür. Çünkü sadece Hakla doluyum" dedi.
-Hz Muhammed hala Allah'ı arıyordu ve bildikleri durmak için ona yeterli gelmiyordu. Bayezid ise Allah'ın içinde kaybolmuştu. O vardığını sandı; ama varmak diye bir şey yoktu."
Mevlana ile Şems'in dostluğu yaklaşık üç yıl sürer. Bu süre zarfında Mevlana'da büyük değişiklikler olmuştur.
Konya'da kendisi hakkında söylenen laflardan bunalan Şems Şam'a gider. Mevlana için dostundan ayrı kalmak çok zordu. Üç sefer mektup yazar Şems'e, ama cevap alamaz. Dördüncü mektubunda Şems cevap verir.
Şam'da bir süre duran Şems Mevlana'nın ricasını kırmaz ve Konya'ya geri döner. Mevlana bir daha Şems'in gitmemesi için evlatlığı Kimya Hatun ile evliliklerine vesile olur.
Şems 1247 tarihinde yedi kişi tarafından katledilmiştir. Şems "beni öldürecekseniz namazdayken öldürün" demiştir. Kanlı mendilininde Mevlana'ya ulaştırılmasını istemiştir.
Bugün Konya'da Mevlana Türbesi'nin olduğu yerde Şems makamı denilen yerde yatmaktadır.

DİPNOTLAR
(1) Mevlana

KAYNAKÇA
(1) Yağmur Sinan, Aşkın Gözyaşları 1, sayfa 48-49
(2) http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eems-i_Tebrizi

LÜTFİ ŞAHİN

Tarih okundukça daha fazla araştırma yapmayı gerektirecek bilginlerin yaşamları ile süslüdür. Bu bilginler kendi toplumlarına ışık tuttukları gibi, tüm insanlığa da ışık tutmuşlardır.
Yaşamları bile bizlere öğütler vermiş olan bu bilginler insanlığa ne yapmaları gerektiğini ya da ne yapmamaları gerektiğini söylememişler, adeta bunları bizlere yaşatmışlardır. Onların hayat hikayelerini okudukça aslında ne yapmamız gerektiğini ya da ne yapmamamız gerektiğini görmüşüzdür.
Evet, bu insanlar başarılı olmuşlar ve bu başarılarıyla bizlere öğütler vermişlerdir. Hayatında başarı isteyenler bu bilginleri araştırabilirler, hayatlarında mutluluk isteyenler bu bilginleri araştırabilirler ve hayatlarında başka fonksiyonları isteyenler... bu bilginlerin yaşamlarından çok güzel örnekler bulacaktır.
Başarılı olmanın en temel şartının sabırlı olmaktan geçtiğini ifade edecek olan bir kişisel gelişim uzmanı adeta bir sabır abidesi olan ve bu sabrın gereğini 40 yıl boyunca yerine getiren Yunus Emre'den örnekler verecektir. Evet, Yunus 40 yıl boyunca dergahına eğri odun getirmeye utanmıştır ve adeta bir sabır abidesi olmuştur.
Yaşantısında mutluluğu yakalamak isteyenlere seminer veren bir kişisel gelişim uzmanının vereceği en güzel örnek ise Mevlana olacaktır. Uzman, Mevlana'nın hoşgörüyle, tavazuyla, sevgiyle yakalamış olduğu mutluluğu örneklerinde ayrıntısıyla dile getirecektir.
Daha bir çok örneği tarihin aydınlık sayfalarında görebiliriz. Bu örnekler "ilmin ve sevginin evrensel olacağı" düşünülünce aslında tüm insanlık için geçerlidir.
Böylesi bir yaşam tarzını benimseyip insanlığa örnek olmuş bir Türk Bilgini: Ali Kuşcu...
Asıl adı Ali Bin Muhammed olan Ali Kuşcu 1403 tarihinde Semerkant'ta Dünya'ya gelmiştir. Babası olan Muhammed, Timur Kralı ve aynı zamanda astronomu olan Uluğ Bey'in kuşcusu olduğu için bu lakap verilmiştir.
Küçük yaşlardan itibaren matematik ve astronomiye ilgi duyan Ali Kuşcu, Bursalı Kadızade Rumi, Gıyaseddin Cemşid ve Muinuddin Kaşi'den dersler almıştır. Daha sonraki yıllarda bilgisini arttırmak için Kirman'a gitti.
Kirman'daki eğitimini tamamlayan Ali Kuşcu, Uluğ Bey'in yanında yardımcı ve rasathanesinde müdür oldu.
Daha sonraki yıllarda 2. Mehmet'in davetiyle İstanbul'a gelen Ali Kuşcu Ayasofya Medresesi'ne müderris oldu. 16 Aralık 1474 tarihinde İstanbul'da vefat etmiştir.
Ali Kuşcu yaşamı boyunca bir çok eser yazmıştır. Eserlerinden bazıları şunlardır:
-Risale-i fi'l Hey'e
-Şerh-i Tici Uluğ Bey
-Risale-i fi'l Fethiye
-Risale-i fi'l Muhammediye
-Unkud-üz-Zevahir fi Man-ül- Cevahir

KAYNAKLAR
1-http://tr.wikipedia.org/wiki/Ali_Ku%C5%9F%C3%A7u

LÜTFİ ŞAHİN

Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmiş olan büyük bilgin, Buhara yakınlarındaki Afşan'da Dünya'ya gelmiştir. 21 Haziran 1037 tarihinde Hamedan'da vefat etmiştir.
İbn-i Sina'nın gerçek adı; Ebu'l- Ali el ' Hüseyin b. Abdullah İbn-i Sina'dır. İbn-i Sina daha küçük yaşlarda zekası ve hafızası ile insanları etkilemiştir. Babasının adı Abdullah olan İbn-i Sina ilk derslerini babasından almıştır. Daha sonra ise Natili ve İbn-i Zahid'den mantık, matematik ve gökbilimi ile ilgili konularda ders almıştır.
İbn-i Sina daha on yaşındayken bir çok konuda bilgi sahibi olmuştu. Çok az uyuyan bilgin, zamanının çoğunu kitap okuyarak ve düşünerek geçirirdi. Kafası o kadar iyi çalışıyordu ki; uyanıkken çözemediği sorunları uyku sırasında çözüyordu.
2. Nuh adlı hükümdarı sağlığına kavuşturduğunda daha 16 yaşında olan İbn-i Sina'ya sarayın kütüphanesinden faydalanma imkanı verilmiştir. Tıp alanında bu kadar küçük yaşlarda bu kadar bilgiye sahip olması hayranlıkla ifade edilmiştir.
İbn-i Sina sadece tıp alanında değil, diğer bir çok alanda ilerlemiştir. Ama onun ilerlediği alanların başında felsefe gelmiştir. Felsefe hakkında bir çok araştırmalarda bulunan bilgin, Yunan felsefesi ile din felsefesini birleştirmeyi başarmıştır.
İbn-i Sina hakkında anlatılan bir olay dikkat çekicidir... zamanında arştırmalarda bulunan İbn-i Sina, Aristo'nun felsefesi ile ilgili bir olayı çözememiştir. Buhara'nın sokaklarında dolaşırken kitap satıcılarından birisi Farabi'nin yazmış olduğu bir kitabı göstererek bir çok olayı bu kitap ile çözebileceğini ifade eder. İbn-i Sina bir satıcının bildiği ve kendisinin bilmediği bu durum karşısında hayıflanır. Kitabı okuyan İbn-i Sina sorunu çözer ve o kadar sevinir ki secdeye kapanır. Farabi daha Dünya'da yaşadığı halde onun adına fakirlere sadaka dağıtır.
İbn-i Sina'nın felsefeye en büyük katkısı Farabi ile daha sonra yaşamış olan Gazali arasında köprü oluşturmasıdır. Aristo felsefesini ele alan Farabi'yi araştırarak olaylar zincirini çağlar sonrasına taşıyan İbn-i Sina'dır.
İbn-i Sina bilim ile ilgili çalışmalara deneylerle başlamıştır. İbn-i Sina felsefesinde bilimin ilk aşamasının sezgi olduğunu ifade etmiştir.
Varoluşu iki kısımda incelemiş olan İbn-i Sina, Dünya'da ilk önce bitkilerin varolduğunu, daha sonra ise diğer canlıların oluştuğunu belirtmiştir.
Yaşamı boyunca 150 den fazla eser bırakmış olan bilgin tam 700 yıl boyunca Avrupa ülkelerinde "Avicenna" ismi ile anılmıştır. Bilimin neredeyse tüm alanlarında ilerleme kaydetmiş olan bilgin, aynı zamanda musiki ve şir ile de ilgilenmiştir.
Bilgin birkaç eseri hariç bütün eserlerini Arapça yazmıştır. O devirde eserleri Arapça yazmak adeti vardı. Ancak bu ve buna benzer nedenlerden dolayı Avrupa'da önceleri İranlı bilgin olarak tanınmıştır.
En büyük eserlerinden birisi olan Şifa adlı eseri ismine rağmen tıptan daha çok felsefe, metafizik, kimya ve musiki konularını içermektedir. Tıp ile ilgili eseri ise Kanun adlı kitabıdır.
Avrupa ülkelerinin en büyük üniversitelerinde kitapları okutulmuş olan bilginin bu gün bile portreleri Avrupa ülkelerinde uygun yerlere asılmaktadır.
Günümüzde maalesef insanlar 16 yaşında basit şeylerin peşinde koşmakta, ayaklarının yere değmesi 30 lu yaşları bulmaktadır. İbn-i Sina ise daha çocukluk yaşlarında itibaren bilime büyük katkılar sağlamıştır.
Sizlerde İbn-i Sina gibi bilime katkılar sağlayabilirsiniz, bunun için ilk önce kendinize inanmanız gerekmektedir. Belki de aranızda İbn-i Sina'dan daha zeki insanlar vardır, önemli olan ise inanmak ve başarmaktır.

LÜTFİ ŞAHİN

"İstanbul elbet feth olunacaktır. Onu feth eden kumandan ne güzel kumandandır, onu feth eden asker ne güzel askerdir." (Hz Muhammed 'sav-)
Hz Muhammed'in bu müjdesinin oğlunun gerçekleştireceğini asırlar sonra 2. Mehmet'in babası 2. Murat'a söyleyen alim, mutasavvıf ve şair kişi: Hacı Bayram-ı Veli.
Doğum ismi Numan Bin Ahmet, lakabı Hacı Bayram olan bu büyük zat 1352 yılında Ankara'nın Çubuk Çayı üzerinde yer alan Zülfadl Köyü'nde Dünya'ya gelmiştir.
Hacı Bayram-ı Veli ile sohbetlerde bulunan 2. Murat bu alim kişinin öğrencilerinin sadece ilim ile uğraşmasını istemiş ve öğrencileri vergiden muaf tutmuştur.
Hacı Bayram-ı Veli eserlerinde Türkçe kullanmış ve Anadolu'da birlik ve beraberliğin sağlanmasında önemli etken olan bir alim durumuna gelmiştir.
Bir gün medreseye birisi gelir ve der ki: "Hamideddin Veli'nin size selamı var, sizi Kayseri'ye davet ediyor." Buna cevap veren Hacı Bayram-ı Veli şöyle der: "Baş üstüne, bu davete icap etmek lazım." Derhal Kayseri'ye giden Hacı Bayram-ı Veli, Somuncu Baba lakabı ile anılan Hamideddin Veli'nin yanına bir kurban bayramında ulaşır. Bu duruma sevinen Somuncu Baba şöyle der: "İki bayramı birden kutluyoruz." O zamandan sonra Hacı Bayram-ı Veli, Bayram lakabını almış olur.
1412 tarihinde hocası Somuncu Baba'nın vefat etmesi üzerine Ankara'ya dönen Hacı Bayram-ı Veli öğrencilerine dersler verir.
Kendisi ziraat ile meşgul olmuş olan Hacı Bayram-ı Veli, öğrencilerine ziraat ya da bir zanaat ile uğraşmalarını söylemiştir.
Görüldüğü gibi hiç boş durmayan ve devamlı çalışan bu büyük zat verdiği pozitif enerji ile değil zamanındaki insanları, bizleri bile olumlu bir şekilde etkilemiştir.
2. Murat nasihatler istemiş ve ona nasihatlerde bulunmuştur. Bulunduğu nasihat İmam-ı Azam'ın öğrencisi Ebu Yusuf'a ettiği nasihattı. Verdiği nasihat şöyleydi: "Tebean içinde herkesin yerini tanıyıp bil; ileri gelenlere ikramda bulun. İlim sahiplerine hürmet et. Yaşlılara saygı, gençlere sevgi göster. Halka yaklaş, fasıklardan uzaklaş, iyilerle düşüp kalk. Kimseyi küçümseyip hafife alma. İnsanlığında kusur etme. Sırrını kimseye açma. İyice yakınlık peyda etmedikçe kimsenin arkadaşlığına güvenme. Cimri ve alçak kimselerle ahbablık kurma. Kötü olduğunu bildiğin hiçbir şeye ülfet etme. Bir şeye hemen muhalefet etme. Sana bir şey sorulursa ona herkesin bildiği şekilde cevap ver. Seni ziyarete gelenlere faydalanmaları için ilimden bir şey öğret ve herkes öğrettiğin şeyi belleyip tatbik etsin. Onlara umumi şeyleri öğret, ince meseleleri açma. Herkese itimad ver, ahbablık kur. Zira dostluk, ilme devamı sağlar. Bazen de onlara yemek ikram et. İhtiyaçlarını temin et. Onların değer ve itibarlarını iyi tanı ve kusurlarını görme. Halka yumuşak muamele et. Müsamaha göster. Hiçbir şeye karşı bıkkınlık gösterme, onlardan biri imişsin gibi davran."
Öğrencisi olan Akşemseddin ise 2. Mehmet'in hocalığını yapmıştır.
Hacı Bektaşi Veli'den etkilenen bu büyük zat, şiirlerinde bunu belli etmiştir.
1429 yılında vefat eden bu büyük zatın türbesi kendi ismi ile anılan caminin yanındadır ve ziyaret edilmektedir.
Bizlerde o zat gibi güzelliklere vesile olmak istiyoruz. Oluşturduğu pozitif enerji asırlar sonra bile bizlerin yüreğinde izler bırakmaktadır. Umarım bu büyük zatlar gibi pozitif enerji yayarız.

LÜTFİ ŞAHİN

"Marifet iltifata tabidir" (1)
Yukarıdaki atasözü aslında bütün toplumların dikkat etmesi gereken bir sözdür ve üzerinde uzun bir süre düşünülmesi gerekir.
Tarih içerisinde marifetli bireyleri yüceltmiş ve yükseltmiş olan toplumlar, adeta lokomotifi takip eden vagonlar misali kendileri de yücelmiş ve yükselmişlerdir. Tarihin hangi evresini incelerseniz inceleyin, bu durumu görmeniz mümkündür.
Büyük İskender ile Aristo arasında geçen konuşma gerçekten güzeldir. Büyük İskender Aristo'ya sorar:
-Bir isteğin var mı?
Aristo büyük bir ciddiyetle cevaplandırır:
-Gölge etme, başka ihsan istemem.
Büyük bir hükümdar kendisini dev aynasında görüp ukala bir tavır içerisine girmemiş ve bir bilginin ihtiyaçlarını gidermek istemiştir. Aristo'nun verdiği cevap ise İskender'in ceza vermesi için değil, düşünmesi için öğüt olmuştur.
Arapların büyük medeniyetler oluşturdukları zaman dilimlerinde bilginlerine, sanatkarlarına velhasıl bütün yetenekli bireylerine saygı gösterdikleri görülmektedir. Aynı şey Roma Tarihi içinde geçerli, İngiliz Tarihi içinde ve bütün diğer toplumların tarihleri içinde geçerlidir. Hüner sahibi, yetenekli bireyleri el üstünde tutan toplumlar adeta ivme kazanmış ve çok ileri düzeylere ulaşmayı başarmıştır.
Bizim toplumuzda tarih içerisinde her zaman ilim adamlarını, sanatkarları vb yetenekli insanlarını hep el üstünde tutmuştur. Bu yetenekli bireylere bir çok örnek vermek mümkündür.
Mimar Sinan, Mevlana, Biruni, Akşemsettin, Şeyh Edebali, Nasreddin Hoca, Aziz Mahmut Hüdayi ve daha yazılabilecek binlerce yetenekli insanı bizim toplumumuz el üstünde tutmuş ve tutmaya da devam etmektedir.
Bizim toplumumuzda yetişmiş ve modern denilen Avrupa'nın yüzlerce yıl sonra yapmaya çalıştığı roket sistemlerini ilk defa yapan bir mucittir "Lagari Hasan Çelebi."
1633 tarihinde Osmanlı Padişahı 4. Murat'ın kızının doğum gecesinde Lagari Hasan Çelebi yapmış olduğu roketi ateşleyerek yaklaşık 300 metre yükselmiştir. Daha sonra takma kanatlarıyla Sinan Paşa Kasrı önüne yumuşak bir iniş yapmıştır. (2)
4. Murat, Lagari Hasan Çelebi'yi ödüllendirir ve bir kese akçe hediye eder. Ayrıca yetmiş akçelik bir maaş bağlanır ve sipahi ocağına kaydedilir.
Lagari Hasan Çelebi geri kalan ömrünü Kırım'da geçirir. Ne gariptir ki modern anlamdaki ilk roket denemeleri de yüzlerce yıl sonra Kırım'ı da içine alan Ukrayna'da gerçekleştirilmiş olmasıdır.
Modern eğitim uzmanları aslında yukarıdaki atasözünü destekler mahiyetteki eğitimi uygulamaktadır; "ödül ve ceza." Çalışan, kendini yetiştiren öğrencilere ödül verilerek desteklenmekte, verilen görevleri yapmayan, derslerine çalışmayan öğrencilerde cezalandırılmaktadır.
Aramızda nice zeki bireyler var, ama önemli olan azim ile çalışmaktır. Denemeden zeki olup olmadığımızı bilemeyiz. Matematikte başarılı değilsek, edebiyatta başarılı olabiliriz; edebiyatta başarılı olamazsak sanatta olabiliriz... yeter ki yılmadan, usanmadan çalışalım. Sizlerin başarılı bir hayat yaşamanızı temenni ederim.

DİPNOTLAR:
(1) http://www.turkcebilgi.org/sozluk/atasozleri/marifet-iltifata-tabidir-21479.html
(2) Alkan Selçuk, Uçan Süper Beyin: Lagari Hasan Çelebi, Süper Beyin Dergisi, sayı 20, sayfa 34.


LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [2/5] Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki