BİYOGRAFİ MAKALELERİ Kategorisi - Sayfa 3 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda BİYOGRAFİ MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 21 içerik bulunuyor.
"Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Ben yaşadıkça Kur''''an''''ın bendesiyim
Ben Hz.Muhammed''''in ayağının tozuyum
Biri benden bundan başkasını naklederse
Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim..."
Yukarıdaki sözlerin sahibi olan ve küçüklüğünü ifade ettikçe büyüyen bir alim: Mevlana. 30 Eylül 1207 yılında Belh şehrinde Dünya'ya gelen Mevlana, daha çocukluk yıllarından itibaren bilgisi ve aklıyla insanları etkilemiştir. Mevlana'nın babası "bilginlerin sultanı" lakabı ile anılan Bahaeddin Veled'dir. Mevlana'nın annesi ise Mümine Hatun'dur.
Mevlana'nın babası, değişik nedenlerden dolayı Belh şehrinden ayrılıp Karaman'a yerleşmiştir. Karaman'da yedi yıl kalan bu şerefli aileyi, Selçuklu Hükümdarı Alaeddin Keykubat Konya'ya davet eder. Aile Konya'ya gelerek İplikçi Medresesine yerleşir.
Mevlana'nın babasının ölümü üzerine, insanlar Mevlana'nın etrafında toplanır ve onun ilminden istifade eder. Son derece mütevazi olan Mevlana, insanlara öğütler verir ve bu öğütlerin bir çoğunda mütevazi olmanın öneminden bahseder. Duygusal zekanın önemli özelliklerinden birisi olan empati duygusuna, Mevlana'nın bu hassasiyetinde bulabiliriz.
Sizler etraflıca düşünün , toplumda kibirli olan ve kendini beğenen insanların durumunu...bu tip insanlar ne kadar sevilir, ya da ne kadar başarılı olurlar. Başarı kişiden kişiye göre değişmektedir, bu doğrudur. Ancak günü birlik başarı yerine yüzlerce yıl süren ve hala ahengini bozmamış bir başarı varken; sizler günü birlik başarı yaşamak ister misiniz?
"Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap..." (Mevlana) Bu ifadeyi benimsemiş olan Mevlana, "benim aklım bana yeter, başkasına danışmama gerek yok" ifadesini kullanmamıştır. Zaten böyle bir ifadeyi kullanmış olsaydı, ismi asırlar boyunca yaşamazdı; mütevazi ve kendini yetiştirmiş bir insan.

DOSTU ŞEMS-İ TEBRİZİ
15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizi ile karşılaşan Mevlana, onda nuru görmüş ve onu çok sevmiştir. Mevlana ile Şems'in karşılaşmaları oldukça düşündürücüdür.
Devamlı arayış içerisinde olan Şems-i Tebrizi bir gün gördüğü rüyanın etkisinde kalır. Rüyasında kendisinin gönül dostunu bulması karşılığında neyini vereceği sorulur. O da "kelle mi" diye cevap verir. Ona Mevlana'yı arayıp bulması söylenir.
Şems, Mevlana'yı Konya'nın sokaklarında bulur. Şems ile Mevlana'nın ilk karşılaşmaları ilginçtir.
"Şems Mevlana'nın katırının yularını tutar ve ona sorar:
-Sen, alimlerin sultanı Baba Veled'in oğlu Mevlana mısın?
-Benim.
-Söyle bana içlerinden hangisi daha büyüktü; ermiş Bayezid-i Bistami mi, yoksa Hz Muhammed mi?
-Nasıl soru bu? Hiç şüphe yok ki Hz Muhammed daha büyüktür.
Mevlana yoluna devam ederken Şems-i Tebrizi arkasından bağırır:
-Peki Hz Muhammed daha büyükse neden "seni bilmem gerektiği gibi bilemedim" dedi ve Bayezid " Zafer benimdir! İtibarım ne büyüktür. Çünkü sadece Hakla doluyum" dedi.
-Hz Muhammed hala Allah'ı arıyordu ve bildikleri durmak için ona yeterli gelmiyordu. Bayezid ise Allah'ın içinde kaybolmuştu. O vardığını sandı; ama varmak diye bir şey yoktu."
Şems ile dostluğu Şems'in vefatına kadar devam eder. Şems, deniz olan Mevlana'yı adeta bir okyanus haline getirmeyi başarır.



KİŞİLİĞİ VE EĞİTİME OLAN KATKILARI
"Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" sözleri ile büyük bir kişilik sahibi olduğunu adeta asırlara ispatlamıştır. Mevlana insanın özü ve sözü ile aynı olmasının önemini bu sözü ile ifade etmiştir.
Sözlerinde ve ifadelerinde sevgiden ve mütevazilikten bahseden Mevlana, yüzlerce yıl boyunca tüm insanlığın sevgisini kazanmıştır. Bu gün psikoloji uzmanlarının ifade ettikleri mutluluk reçetelerini, Mevlana yüzlerce yıl önce ifade etmiştir. Psikologlar yapmış oldukları çalışmalarda kibirli insanların mutluluğu yakalayamadıklarını ve acı çekmeye müsait olduklarını belirtmektedirler. Mevlana ise bu ifadeleri yüzlerce yıl önce ifade etmiş ve adeta demiştir ki:"iğneyi kendine, çuvaldızını başkasına batır."
Hayatta sadece mesleki kariyer basamaklarını hedefleyen insanlar, iyi bir baba ya da anne, iyi bir eş ve iyi bir arkadaş olma yolunda ne kadar başarılı olmuşlardır. Hakeza, iğneyi kendisine, çuvaldızını başkasına batıran tipte felsefeye sahip bireylerin daha başarılı oldukları, hayata daha pozitif baktıkları istatistiklerin göstergelerindedir.
Yüzlerce öğrenci yetiştiren Mevlana'nın belli başlı eserleri şunlardır:
-Mesnevi
-Büyük Divan
-Fihi Ma-Fih
-Mecalis-i Seb'a
-Mektubat

VEFATI
17 Aralık 1273 günü Hakk'ın rahmetine kavuşan Mevlana'nın vasiyeti üzerine cenaze namazını Sadreddin-i Konevi kıldıracaktır, ancak Konevi Mevlana'yı o kadar sevmektedir ki; cenazesinde baygınlık geçirir. Bu nedenden dolayı cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırmıştır.

KAYNAKLAR: (1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Muhammed_Celaleddin-i_Rumi


LÜTFİ ŞAHİN

03/07/2013 6:38
"Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi,
İster puta tapan ol yine gel, ,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya sevgiden başka bir tohum ekmeyiz biz...
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir."
Yukarıdaki sözlerin sahibi olan Mevlana Celaleddin-i Rumi, 30 Eylül 1207 yılında Belh şehrinde Dünya'ya gelmiştir. Mevlana'nın babası "bilginlerin sultanı" lakabıyla anılan Bahaeddin Veled'dir. Mevlana'nın annesi ise Mümine Hatun'dur.
Daha çocukluk yıllarında bilgisi ve aklı ile dikkatleri üzerine toplayan Mevlana'nın ailesi, ilk önce Karaman'a gelmiş ve bir süre burada durduktan sonra Konya'ya gelmiştir.
Belli bir zaman sonra Mevlana'nın babası vefat etmiş ve insanlar onun mirasçısı olan Mevlana'nın etrafında toplanmışlardır.
Yukarıdaki sözleri sarf eden Mevlana için önemli olan sevgi ve insana hizmet etmek vardı. Mevlana'nın yukarıda kast ettiği tarla ifadesi yoruma açık olup, benim tanımlamalarım içinde zeka ve kalp ifadesi için kullanılmıştır.
Doğrudur, sevgi kalp ile bağlantılıdır, ancak ona yön veren zekadır. Deha bir kişiliği olan Mevlana, tüm insanlığı sevmiş ve sahip olduğu zeka da onun bu yönde ilerlemesini sağlamıştır.
Mevlana'dan daha zeki olan bir çok insanın, enerjisini iyilik ve insana hizmet için kullanmadığı göz önüne alınacak olursa; Mevlana'nın hem zeki ve hem de insana hizmet konusunda bir deha olduğu sonucuna ulaşırız.
Toplumlar, kendine zarar veren insanları istemeyecektir; faydalı insanların yetişmesi içinde büyük setlerin aşılmasını sağlayan insanlara ihtiyaç duyulacaktır. İşte Mevlana hem kendi zamanının ve hem de gelecek zamanların yol göstericilerinden birisi olmuştur.
"Gel, gel; ne olursan ol yine gel" ifadesi ast itibari ile günümüz insanları için bir öğüttür. Komşuluk ilişkilerinin azaldığı, empati ve insana saygının azaldığı günümüz dünyasında, herkese kapısını açık tutmuş bir dehaya ihtiyaç varsa; bunun için Mevlana adı yetmektedir.
Sadece bizim ülkemizin insanlarının değil, tüm Dünya insanlığının akın akın ziyaret ettiği bu deha insan, aslında bizlere bir çok davranışı ile örnek olmuştur. Şems-i Tebrizi'ye duyduğu sevgi, saf ve çıkarsız sevmenin insana vereceği huzuru anlatması bakımından önemlidir.
Maalesef günümüzde insanlar, saf ve katıksız sevgi yerine çıkar ilişkilerine dayalı birlikteliklerin peşinde koşmaktadırlar. Ama zekanın önemli bir özelliği de empati ve nezakettir. Günü birlik çıkar ilişkilerinin peşinde koşmuş olan insanlar, fazla başarılı olamamakta ve sadece günü kurtarma çabası içine girmektedirler.
İnsana hizmet etmek gibi büyük gayesi olan Mevlana ise, hem kendi zamanında ve hemde gelecek zamanlar içerisinde değer bulmuştur. Sadece Konya değil, sadece Türkiye değil, tüm Dünya Mevlana ile gurur duymuş ve duymaya da devam etmektedir.
Bir çok eserler bırakmış olan Mevlana 17 Aralık 1273 tarihinde vefat etmiştir. Onu saygı ile anıyor ve onun gibi insanlara hizmet etmeyi amaçlıyoruz. Umarım başarılı oluruz...

LÜTFİ ŞAHİN

03/07/2013 6:29
"Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,
Bizim dergahımız, umitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Ben yaşadıkça Kur''an''ın bendesiyim
Ben Hz.Muhammed''in ayağının tozuyum
Biri benden bundan başkasını naklederse
Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim..." (MEVLANA)
Yukarıdaki sözlerin sahibi olan ve küçüklüğünü ifade ettikçe büyüyen bir alim: Mevlana. 30 Eylül 1207 yılında Belh şehrinde Dünya'ya gelen Mevlana, daha çocukluk yıllarından itibaren bilgisi ve aklıyla insanları etkilemiştir. Mevlana'nın babası "bilginlerin sultanı" lakabı ile anılan Bahaeddin Veled'dir. Mevlana'nın annesi ise Mümine Hatun'dur.
Mevlana'nın babası, değişik nedenlerden dolayı Belh şehrinden ayrılıp Karaman'a yerleşmiştir. Karaman'da yedi yıl kalan bu şerefli aileyi, Selçuklu Hükümdarı Alaeddin Keykubat Konya'ya davet eder. Aile Konya'ya gelerek İplikçi Medresesine yerleşir.
Mevlana'nın babasının ölümü üzerine, insanlar Mevlana'nın etrafında toplanır ve onun ilminden istifade eder. Son derece mütevazi olan Mevlana, insanlara öğütler verir ve bu öğütlerin bir çoğunda mütevazi olmanın öneminden bahseder. Duygusal zekanın önemli özelliklerinden birisi olan empati duygusuna, Mevlana'nın bu hassasiyetinde bulabiliriz.
Sizler etraflıca düşünün , toplumda kibirli olan ve kendini beğenen insanların durumunu...bu tip insanlar ne kadar sevilir, ya da ne kadar başarılı olurlar. Başarı kişiden kişiye göre değişmektedir, bu doğrudur. Ancak günü birlik başarı yerine yüzlerce yıl süren ve hala ahengini bozmamış bir başarı varken; sizler günü birlik başarı yaşamak ister misiniz?
"Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap..." (Mevlana) Bu ifadeyi benimsemiş olan Mevlana, "benim aklım bana yeter, başkasına danışmama gerek yok" ifadesini kullanmamıştır. Zaten böyle bir ifadeyi kullanmış olsaydı, ismi asırlar boyunca yaşamazdı; mütevazi ve kendini yetiştirmiş bir insan.
15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizi ile karşılaşan Mevlana, onda nuru görmüş ve onu çok sevmiştir. Ancak bu beraberlikleri uzun sürmemiş ve Şems kısa bir süre sonra vefat etmiştir. Bu duruma çok üzülen Mevlana, dışarıya uzun süre çıkmamıştır.
Sözlerinde ve ifadelerinde sevgiden ve mütevazilikten bahseden Mevlana, yüzlerce yıl boyunca tüm insanlığın sevgisini kazanmıştır. Bu gün psikoloji uzmanlarının ifade ettikleri mutluluk reçetelerini, Mevlana yüzlerce yıl önce ifade etmiştir. Psikologlar yapmış oldukları çalışmalarda kibirli insanların mutluluğu yakalayamadıklarını ve acı çekmeye müsait olduklarını belirtmektedirler. Mevlana ise bu ifadeleri yüzlerce yıl önce ifade etmiş ve adeta demiştir ki:"iğneyi kendine, çuvaldızını başkasına batır."
Hayatta sadece mesleki kariyer basamaklarını hedefleyen insanlar, iyi bir baba ya da anne, iyi bir eş ve iyi bir arkadaş olma yolunda ne kadar başarılı olmuşlardır. Hakeza, iğneyi kendisine, çuvaldızını başkasına batıran tipte felsefeye sahip bireylerin daha başarılı oldukları, hayata daha pozitif baktıkları istatistiklerin göstergelerindedir.
17 Aralık 1273 günü Hakk'ın rahmetine kavuşan Mevlana'nın vasiyeti üzerine cenaze namazını Sadreddin-i Konevi kıldıracaktır, ancak Konevi Mevlana'yı o kadar sevmektedir ki; cenazesinde baygınlık geçirir. Bu nedenden dolayı cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırmıştır.

LÜTFİ ŞAHİN

1208 yılında Eskişehir'in Sivrihisar İlçesine bağlı Hortu köyünde Dünya'ya gelen Nasreddin Hoca'nın babası köy imamı Hoca Abdullah Efendi ve annesi de aynı köyden Sıdıka Hatun'dur.
Sivrihisar'da medrese eğitimini tamamlayan Nasreddin Hoca babasının ölümü üzerine Hortu köyüne gelerek imam olmuştur. 1237 yılında Akşehir'e gelen Hoca değişik bilginlerden ders almıştır.
Hoca'nın hayata bakışı ve yaklaşımı gayet ince olup, yaklaşımlarında mizahi yönler ortaya çıkmıştır. Halkın gönlünde taht kurmuş olan Hoca, yüzlerce yıl süren ve hala devam eden sevgiyi hak etmiştir.
Nasreddin Hoca'nın mizahi yönü fıkralara ilham olmuş ve insanlara öğüt vermesi bakımından önemli olmuştur. Nasreddin Hoca'nın eşeğe ters binmesi olayına bizler mizahi yönden baktık; ama bu olay ince bir zekanın ürünü olamaz mı?
Hoca'nın eşeğe ters binmesi olayına ince açıklamalar getirmeye çalışan bir grup insanın görüşüne göre, Hoca'nın tarlası köyün doğusunda olup Hoca eşeğe düz bindiği zaman güneş gözüne vuracaktır. Hakeza Hoca akşam eve dönerken güneş devrini tamamlamış olduğundan yine eşeğe düz bindiğinde güneş gözüne gelecektir.
Hoca'nın bir başka fıkrasında ise kavuk hikaye edilmektedir. Kendisine eski yazı ile gelen kişiye yazıyı okuyamadığını söylemiştir. O kişide "şu kavuğundan utan" demiş ve bunun üzerine Hoca'da kavuğunu çıkartıp o kişinin kafasına geçirmiş ve demiştir ki; "marifet kavuktaysa buyur da oku." Bu şu an bile bizlere çok öğütler vermektedir. Marifetin insanın çalışmasında gizli olduğunu ince ince anlatmış olan Hoca, yüzlerce yıl sonraya bile mizahi ve ince zekaya sahip olduğunu ispatlamıştır.
Hoca'nın bir başka mizahi hikayesinde Akşehir Gölünü mayalaması konu edilmiştir. Gölün kıyında bulunan Hoca'ya sormuşlar; "Hoca bu yoğurt dolu kap ile ne yapıyorsun." O da cevaplamış; "Göle maya çalıyorum." Yanında bulunanlar demişler;" Hoca hiç göl maya tutar mı?" Hoca cevaplamış;" ya birde tutarsa..."
Hayatını boşa yaşayanlar ve boş umutların peşinde koşanlar için verilmiş güzel bir cevaptır. Gölün maya tutmayacağı aşikardır, ama daha umutsuz olayların peşinde koşanların bile olduğunu adeta resmetmektedir.
Halk Hoca'yı o kadar sevmiştir ki, onun zamanında olmayan Timur ile hayali konuşturmuş ve bununla ilgili mizahi olaylar ortaya konmuştur. Hoca'yı sultanlarla hayali olarak konuşturmuş olan halk, onu sevmiş ve sevmeye de devam etmektedir.
Günümüzde insanlar daha fazla mal ve mülk peşinde koşmakta ve bu da insanları aşırı şekilde strese sokmaktadır. Hayata bir gülümseme ile bakabilen insanlar, hem kendi sağlıkları için ve hem de çevrelerine yaydıkları pozitif enerji ile yakında bulunan insanların hayata bakış açıları yönünden güzel işler yapmış olmaktadırlar. Hayatta insanların mutlu ve huzurlu yaşamaları için enerji sarfetmiş olan bireyler, empati duygunu geliştirmiş oldukları için sevilen ve son derece başarılı bireyler olarak yaşamlarını sürdürmektedirler.
Nasreddin Hoca gibi bireyler iğneyi kendilerine ve çuvaldızını başkalarına batırmışlardır. Etki- tepki yasasının bilinmediği o devirlerde Hoca adeta fizik profösörlerine ve psikologlara öğütler vermiştir. Sen mutluysan, çevrene de mutluluk saçarsın prensibi altında sizlerin de mutlu ve pozitif enerji saçan bireyler olmanızı ümit ediyorum.

LÜTFİ ŞAHİN

5 Eylül 978' de Dünya'ya gözlerini açan ve adeta tarih içerisinde "astronominin ve matematiğin babası olacağım" diyecek kadar büyük bir dahi olan kişi:Biruni.
Tam adı Ebu Reyhan Muhammed Bin Ahmed El Biruni'dir. Harezm'de Dünya'ya gelen Biruni yaşamı içerisinde 180'den fazla eser yazmıştır. Ancak günümüze çok az eseri ulaşabilmiştir.
Müslüman olan Biruni'nin Türk kökenli olduğunu söyleyenler olduğu gibi Fars kökenli olduğunu iddia edenler de olmuştur.
Küçük yaşta babasını kaybeden Biruni'yi Harizmşahlar korumuştur. Sarayda matematik ve astronomi tahsili yapmıştır. Buradaki ilk hocaları İbn-i Irak ve Abdussamed Bin Hakim'dir.
İlk kitabını 17 yaşındayken yazan Biruni daha sonra İran'a gitmiş ve burada da çalışmalarını sürdürmüştür.
Yazdığı eserlerden Aristo'yu bildiği anlaşılmaktadır. Zamanın büyük alimlerinden İbn-i Sina ile bazı konularda ters düşmüştür. İbn-i Sina ile yaptığı yazışmalardan bu durum ortaya çıkmaktadır.
Biruni kitap okumaktan daha çok direk bilimle uğraşmanın insanı daha çok geliştireceğini savunmuştur. Bu durum günümüzdeki yaparak-yaşayarak eğitim yöntemine uymaktadır.
1017 yılında Gazneli Mahmut Harezm Devleti'ni yıkınca Biruni Gazni şehrine giderek Gaznelilerin himayesine girmiştir. Sarayda büyük itibar gören Biruni Gazneli Mahmut'un Hindistan seferine katılmıştır. Hindistan alınınınca burada Nendene şehrine yerleşmiş ve bilimsel çalışmalarına devam etmiştir. Burada Sanskritçeyi öğrenerek Hintlilerin kültürleri üzerine araştırmalar yapmıştır.
İleriki yıllarda Gazni şehrine gitmiş ve yaşamının geri kalanını burada tamamlamıştır.
Modern astronominin kullandığı bir çok veriyi daha o yıllarda eserlerinde dile getiren Biruni'nin matematik, coğrafya, tarih, kimya, sosyoloji, farmakoloji, tıp, felsefe, fizik, psikoloji gibi onlarca dalda yazılmış eserleri mevcuttur. Yaşamı içerisinde birde roman yazmış olan Biruni'nin astroloji üzerine yazdığı bir kitabı da mevcuttur.
Yaşamı içerisinde yüzlerce eser yazmış olan Biruni'nin en önemli eserleri şunlardır:
1-El-Âsâr''il-Bâkiye an''il-Kurûni''i-Hâli-ye
2-El-Kanûn''ül-Mes''ûdî
3-Kitâb''üt-Tahkîk Mâ li''l-Hind
4-Tahdîd''ü Nihâyeti''l-Emâkin li Tas-hîh-i Mesâfet''il-Mesâkin
5-Kitâbü''l-Cemâhir fî Mâ''rifet-i Cevâ-hir
6-Kitâbü''t-Tefhîm fî Evâili Sıbaâti''t-Tencîm
7-Kitâbü''s-Saydele fî Tıp
Batı ülkelerinde Alberuni ya da Aliboron adıyla anılan Biruni için ırk denilen kavramın önemi yoktu. Aynı zamanda bütün dinlere de saygı göstermiş bir bilgindir.
Tıp alanında ilk defa sezeryanla bir bayanın doğum yapmasını sağlayan Biruni, aynı zamanda eczacılık ile ilgili eserleriyle de dikkatleri üzerine çekmiştir.
13 Aralık 1048 tarihinde vefat etmiştir.

KAYNAKÇA:
1-http://tr.wikipedia.org/wiki/El-Bir%C3%BBni

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [3/5] Önceki 1 2 3 4 5 Sonraki