BİYOGRAFİ MAKALELERİ Kategorisi - Sayfa 4 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda BİYOGRAFİ MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 21 içerik bulunuyor.
"Osmanlı'yı Osmanlı yapan en önemli faktörlerden birisi alimlerine gösterdiği hürmettir." (Lütfi ŞAHİN)
Osmanlı beyliğinden devlet oluşuna, devlet olmasından imparatorluk dönemine ve daha sonra yıkılış dönemine kadar her zaman alimlerini ve ilim ile uğraşan insanlarını el üstünde tutmuştur. Bu hem yönetimde bulunan kişiler için geçerli olmuş, hem de halkın kendisi içinde geçerliliğini korumuştur.
"İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendin bilmezsen
İlim nice okumaktır"
Yukarıdaki dizelerin sahibi Yunus'un ifadesine uygun bir tarzda kendini arayan bu kişilerden birisi de Osman Bey idi. Osman Bey, kendini bulmak için büyük bir alimin dergahına gidiyordu. Bu alimin adı ise: "Şeyh Edebali" idi.
Karaman'da Dünya'ya gelen Edebali'nin tam olarak doğum tarihi bilinmemekle beraber miladi 1206 olduğu tahmin edilmektedir. İlk eğitimini Karaman'da tamamlayan Edebali, daha sonraki ilim öğrenme sevdasını Şam'da sürdürmüştür. Hadis, tefsir ve daha bir çok alanda kendisini yetiştirmişti. Zamanın büyük alimlerinin sohbetlerinde bulunmuştur. Sohbetlerinde bulunduğu alimlerden birisi de "Mevlana" idi. Tohum atılmış ve Edebali'de artık çevresine ışıklar saçıyordu.
Eskişehir'e yerleşen Edebali'nin saçtığı ışıktan istifade etmek isteyen çok sayıda insan vardı ve bu kişilerden birisi de "Osman Bey" di. Sık sık Edebali'nin dergahına gelen Osman Bey, onun sohbetlerinden ve derslerinden büyük haz alıyordu.
Osman Bey'in olduğu bir gün Edebali bir rüya görür ve bu rüyasını Osman Bey'e de anlatır. Osman Bey'in babasının ölümünden sonra bey olacağını ve soyundan gelen evlatlarının büyük bir saltanata sahip olacağını söyler.
Edebali kızı Bala Hatun ile Osman Bey'i evlendirir.
Osman Bey'e bir çok nasihatler verir. Osman Bey'e verdiği nasihatların içerisinde ilme önem vermesi gerektiği yer alır. En büyük düşmanın insanın kendi nefsi olduğu bu nasihatların içerisinde yer alır.
Ahilik teşkilatı ile de içli dışlı olan Edebali, birlik ve beraberliğin sağlanmasında önemli rol oynamıştır.
Mevlana gibi kendisine hoşgörüyü ve sevgiyi ölçü edinmiş bir insanın sohbetlerinde bulunan Edebali'den de başka türlü davranması beklenmez. Kendisi de sevgiyi, hoşgörüyü ve ilmi yaymış bir ışık kaynağı olmuştur.
Edebali uzun bir hayat sürmüş ve tahmini 1326 senesinde vefat etmiştir. Naaşı Bilecik'e defn olunur.
Yaşamı ilim ile geçmiş bir insan, hepimizin imrenmesi gerektiğini zannedersem sadece ben düşünmeyeceğimdir. Her insan Edebali gibi insanlara pozitif enerji vermeyi ve ışığı bitmeyen bir mum gibi etrafını aydınlatmayı isteyecektir.
Şu anki kişisel gelişim uzmanlarının anlatmış olduğu şeylerden birisi de" geçmişte yaşamış kişilerin hayatlarından örnekler almak olduğu" şeklindeki ifadelerdir. Edebali'de örnek alınması gereken bir alimdir.
Hepinizin pozitif enerji taşıyan ve mutlu bir şekilde hayatlarını sürdüren bireyler olarak yaşamanız temennisiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

"Allah'ım! Fayda vermeyen ilimden, sana saygıyla ürpermeyen gönülden, doymak bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım." (1)
İslami ilimleri kendine südur edinen Osmanlı için son zamanlarda pozitif ilimler adeta önemsenmez olmuştu. Hz. Muhammed'in hadis-i şerifi olan yukarıdaki söze göre insanlara faydalı pozitif ilimlerinde faydalı ilim olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Yunus dizelerinde ne güzel demiştir:
"İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendin bilmezsen,
İlim nice okumaktır"
İnsanın kendisini bilmesi için pozitif ilimleri de bilmesi gerekmektedir. Pozitif ilimlere değer vermiş bir alim: Katip Çelebi'dir.
Asıl adı Mustafa olan Katip Çelebi 1609 tarihinde İstanbul'da doğmuştur. Katip Çelebi Doğu'da Hacı Halife, Batı'da ise Hacı Kalfa adıyla tanınır.
Katip Çelebi çocukluk çağlarında iyi bir eğitim almıştır. 4. Murat Dönemi'nde girişilen Doğu seferlerine katip olarak katılmıştır.
Tarihten tıbba, coğrafyadan astronomiye kadar geniş bir ilgi alanına sahip Katip Çelebi'nin aynı zamanda zengin bir kitaplığı vardı.
1645'de sıra kendisine geldiği halde terfi ettirilmediği için kalemdeki vazifesinden istifa etti. 1648'de yazdığı Takvimü't Tevarih adlı eserinden dolayı şeyhülislam Abdürrahim Efendi aracılığıyla kalemde ikinci halifeliğe getirildi. Bundan sonra da Katip Çelebi peş peşe eserler vermeyi sürdürdü. Yirmiye yakın eser veren Katip Çelebi'nin en önemli eserleri tarih, coğrafya ve bibliyografya alanlarındadır.
Görüldüğü gibi yapılan bir yanlış Katip Çelebi'nin moralini bozmuş, ancak pes etmemiştir. Sonunda da hak ettiği yere getirilmiştir.
Katip Çelebi'nin tarih alanındaki yapıtlarının ilki 1642 yılında tamamladığı Arapça Fezleke'dir.
En tanınmış yapıtlarından olan Tuhfetü'l- Kibar fi Esfari'l- Bihar'da kuruluş döneminden 1656 yılına kadar Osmanlı denizciliğinin bir tarihçesi yanında Osmanlı donanmasının, tersane ve bahriye örgütünün işleyişini işler.
Coğrafi yapıtların en öenmlisi olan Cihannüma Osmanlı coğrafyacılığında yeni bir çığır açmıştır.
Katip Çelebi İslam coğrafyacılarının bazı bilgilerinde yanlışlarının olduğunu ifade etmiştir. Bunun nedeninin ise harita kullanmamalarından kaynaklandığını belirtmiştir.
Katip Çelebi 1657 yılında vefat etti. Mezarı Vefa'dan Unkapanı'ndaki Mahmudiye Köprüsüne inen büyük caddenin sağ kenarındadır.
Katip Çelebi çalışkan, iyi huylu, vakarlı, az konuşan, çok yazan biri olarak bilinmektedir.
Katip Çelebi Batı bilimleriyle ilgilenmiş ve bunları Doğu bilimleriyle karşılaştırıp sentezini yapmış ilk Türk bilim adamlarından birisidir.

DİPNOTLAR: (1) Hz. Muhammed. (sav)

KAYNAKLAR
1-http://www.edebiyatogretmeni.net/katip_celebi.htm
2-http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%A2tip_%C3%87elebi


LÜTFİ ŞAHİN

"Gel, gel, ne olursan ol yine gel,
İster kafir, ister mecusi,
İster puta tapan ol yine gel, ,
Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir,
Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...
Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya sevgiden başka bir tohum ekmeyiz biz...
Beri gel, beri ! Daha da beri ! Niceye şu yol vuruculuk ?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...
Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız!
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir."
Yukarıdaki sözlerin sahibi olan Mevlana Celaleddin-i Rumi, 30 Eylül 1207 yılında Belh şehrinde Dünya'ya gelmiştir. Mevlana'nın babası "bilginlerin sultanı" lakabıyla anılan Bahaeddin Veled'dir. Mevlana'nın annesi ise Mümine Hatun'dur.
Daha çocukluk yıllarında bilgisi ve aklı ile dikkatleri üzerine toplayan Mevlana'nın ailesi, ilk önce Karaman'a gelmiş ve bir süre burada durduktan sonra Konya'ya gelmiştir.
Belli bir zaman sonra Mevlana'nın babası vefat etmiş ve insanlar onun mirasçısı olan Mevlana'nın etrafında toplanmışlardır.
Yukarıdaki sözleri sarf eden Mevlana için önemli olan sevgi ve insana hizmet etmek vardı. Mevlana'nın yukarıda kast ettiği tarla ifadesi yoruma açık olup, benim tanımlamalarım içinde zeka ve kalp ifadesi için kullanılmıştır.
Doğrudur, sevgi kalp ile bağlantılıdır, ancak ona yön veren zekadır. Deha bir kişiliği olan Mevlana, tüm insanlığı sevmiş ve sahip olduğu zeka da onun bu yönde ilerlemesini sağlamıştır.
Mevlana'dan daha zeki olan bir çok insanın, enerjisini iyilik ve insana hizmet için kullanmadığı göz önüne alınacak olursa; Mevlana'nın hem zeki ve hem de insana hizmet konusunda bir deha olduğu sonucuna ulaşırız.
Toplumlar, kendine zarar veren insanları istemeyecektir; faydalı insanların yetişmesi içinde büyük setlerin aşılmasını sağlayan insanlara ihtiyaç duyulacaktır. İşte Mevlana hem kendi zamanının ve hem de gelecek zamanların yol göstericilerinden birisi olmuştur.
"Gel, gel; ne olursan ol yine gel" ifadesi ast itibari ile günümüz insanları için bir öğüttür. Komşuluk ilişkilerinin azaldığı, empati ve insana saygının azaldığı günümüz dünyasında, herkese kapısını açık tutmuş bir dehaya ihtiyaç varsa; bunun için Mevlana adı yetmektedir.
Sadece bizim ülkemizin insanlarının değil, tüm Dünya insanlığının akın akın ziyaret ettiği bu deha insan, aslında bizlere bir çok davranışı ile örnek olmuştur. Şems-i Tebrizi'ye duyduğu sevgi, saf ve çıkarsız sevmenin insana vereceği huzuru anlatması bakımından önemlidir.
Maalesef günümüzde insanlar, saf ve katıksız sevgi yerine çıkar ilişkilerine dayalı birlikteliklerin peşinde koşmaktadırlar. Ama zekanın önemli bir özelliği de empati ve nezakettir. Günü birlik çıkar ilişkilerinin peşinde koşmuş olan insanlar, fazla başarılı olamamakta ve sadece günü kurtarma çabası içine girmektedirler.
İnsana hizmet etmek gibi büyük gayesi olan Mevlana ise, hem kendi zamanında ve hemde gelecek zamanlar içerisinde değer bulmuştur. Sadece Konya değil, sadece Türkiye değil, tüm Dünya Mevlana ile gurur duymuş ve duymaya da devam etmektedir.



KİŞİLİĞİ
"Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol" sözlerinin sahibi olan Mevlana insanın özü ve sözü ile bir olması gerektiğini vurgulamıştır.
Konuya uygun bir hikaye anlatmayı uygun görmekteyim. Anlatacağım hikayenin adı "kişilik böyle olmalı."
"Ahmet, felsefe öğretmeninin verdiği proje ödevini düşünüyor ve bir türlü karar veremiyordu. Ne yapmalı? Nasıl sonuca ulaşmalıydı? Bunların kararını veremiyor ve bir aydır ne yapacağını düşünüyordu...
***
Ahmet'in evine gelen büyükbabası ve büyükannesi, Ahmet'in sıkıntılarını bir nebze azaltmış, ya da Ahmet böyle hissediyordu. Ne var ki, düşünceli durumu tamamen bitmemiş ve bu da Ahmet'in dedesinin gözünden kaçmamıştı... Torununa gülümseyerek konuşur:
-Benim adı adıma, huyu huyuma benzer torunum... Bir sıkıntın varsa söyle de beraber çözüm bulalım...
Dedesini çok seven ve onun aklına güvenen Ahmet, biraz sıkılgan bir tavırla konuşur:
-Dedeciğim, bizim felsefe öğretmeni bir proje ödevi verdi, onu nasıl yapacağımı düşünüyordum... Kişilik nasıl olmalı? Bunu deneyle ifade edin. Bu tarzda bir ödev. Kişiğin nasıl olması gerektiğini az çok biliyorum, ancak bunu nasıl deneye dökmem gerektiğini bilmiyorum...
-A benim güzel torunum, kişilik su dolu bir kaba değil, demir bir kiloya benzemeli... Öyle değil mi?
Bilmece gibi konuşan dedesini anlamamıştı. Dedesine sorma ihtiyacı hissetti ve sordu:
-Pek anlamadım dedeciğim, biraz açar mısın?
-Ben sana ip ucunu verdim, geri kalanını sen bul...
***
Haftalar birbirini kovalamış ve sonunda Ahmet için büyük gün gelmişti... Ahmet, dedesinin anlatmak istediğini çözdüğünü düşünüyor ve buna uygun tarzda yanında malzemeler getirmişti.
Derse giren öğretmeni Ahmet'i tahtaya kaldırmış ve soru sormaya başlamıştı:
-Hazır mısın?
-Hazırım öğretmenim...
-O zaman anlat bakalım...
Sıranın üstüne iki kap koyan Ahmet birinci kabı göstererek sınıftaki arkadaşlarına anlatmaya başlar:
-Arkadaşlar , bazı kişilikler var dır ki, bu kap gibi boştur.
Daha sonra getirdiği suyu bu kaba boşaltır ve daha sonra kabın içindeki suyu başka bir kaba döker. Bu kap daha büyüktür. Daha sonra birinci kabın içine meyve suyu döker ve bunu da büyük kabın içine döker. Sonra arkadaşlarına dönerek şunları söyler:
-Arkadaşlar şu an gösterdiğim bu kap örneği, olmaması gereken kişiliğe en güzel örnektir. Güçlü insanların karşısında başka, zayıf insanların karşısında başka olan bu kişilik örneği, olmaması gereken kişiliğe en güzel örnektir.
Öğretmeni sorar:
-Peki, bir kişilik nasıl olmalıdır?
Getirdiği şeffaf ve içi dolu olan diğer kabı çıkaran Ahmet konuşur:
-Olması gereken kişilik böyle olmalıdır. Her durum ve şartta kişiliği değişmemeli ve konumunu korumalıdır.
Ahmet'i bütün sınıf ayakta alkışlamıştı. Bütün öğrencilerin çok zor dediği ödevi Ahmet, güzel bir şekilde anlatmıştı. Ahmet:
-Son söz olarak Mevlana'nın güzel bir sözü ile konuşmamı sonlandırmak istiyorum... "Ya göründüğün gibi ol, ya da olduğun gibi görün."

ESERLERİ
Bir çok öğrenci yetiştiren Mevlana'nın belli başlı eserlerini de şu şekilde sıralayabiliriz:
-Mesnevi
-Büyük Divan
-Fihi Ma-Fih
-Mecalis-i Seb'a
-Mektubat


VEFATI
Bir çok eserler bırakmış olan Mevlana 17 Aralık 1273 tarihinde vefat etmiştir. Onu saygı ile anıyor ve onun gibi insanlara hizmet etmeyi amaçlıyoruz. Umarım başarılı oluruz...

KAYNAKLAR:(1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Muhammed_Celaleddin-i_Rumi
(2)Şahin Lütfi, Mevlana ve Deha, Beyin Gücü Dergisi, Kasım, 2010.
(3) http://www.lutfisahininsitesi.com/index.asp?PageID=53

LÜTFİ ŞAHİN

"Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol." (1)
Olduğu gibi görünen gerçek kişilik sahipleri olduğu gibi sırf çıkar sağlamak amacıyla tavır ve davranışlarını değiştiren kişileri de görmek mümkündür.
Sigaranın zararlarından uzunca bir süre bahseden bir uzmanı düşünelim... Bu uzman konferanstan çıktığı zaman bir sigara yakarsa ne dersiniz; "bu ne perhiz, ne lahana turşusu" lafını duyar gibi oluyorum. Evet bu uzman olduğu gibi görünmemiş ve anlattıklarını kendisi uygulamamıştır.
"İlim ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir,
Sen kendin bilmezsen
İlim nice okumaktır" (2)
Bu mısraların sahibi olan Yunus ilim sahibi insanların özelliklerini çok güzel bir şekilde ifade etmiştir.
Tarih içerisinde hem olduğu gibi görünen ve hem de kendini bilen büyük alimler yetişmiştir. Bu alimlerden birisi de; Hamid Hamidüddin'dir. Somuncu Baba adıyla tanınmasının sebebi ise halka somun dağıtmasıdır.
Somuncu Baba 1331 yılında Kayseri'nin Akçakaya köyünde doğmuştur. Şemseddin Musa Kayseri'nin oğlu olup soyu Peygamberimize ulaşır. Peygamberimizin 24. Kuşaktan torunudur.
Somuncu Baba ilk tahsilini babası Şemseddin Musa Kayseri'den almıştır. Daha sonraki ilim tahsilini sürdürmek için Şam, Tebriz ve Erdebil'e gitmiştir. Alaaddin Erdebili'den ve Bayezid'i Bistami'den eğitim almıştır.
İcazet aldıktan sonra ilmi yaymak için Bursa'ya yerleşmiştir. Bursa'da çilehanesinin yanında yaptırdığı ekmek fırınında somun pişirip çarşı, pazar dolaşarak "Somunlar Müminler" diyerek dağıtmasından dolayı "Somuncu Baba" ve "Ekmekçi Koca" olarak tanınmıştır.
Yıldırım Beyazıd Niğbolu Zaferi'ni kazanınca Bursa Ulu Camii'ni yaptırmıştır. Ulu Camii'nin açılış hutbesini Somuncu Baba okumuş ve Fatiha Suresini yedi farklı şekilde yorumlamıştır. Bu hutbeyi dinleyen halk Somuncu Baba'ya büyük teveccüh göstermiştir. Gösterişi sevmeyen Somuncu Baba Bursa'dan ayrılarak Aksaray'a gelmiştir.
Birçok talebe yetiştiren Somuncu Baba'nın en tanındık talebeleri arasında Hacı Bayramı Veli, Aziz Mahmut Hüdayi, Akşemseddin gibi alimleri sayabiliriz.
Somuncu Baba'nın bugün bilinen birkaç eseri şunlardır; Şerh-i Hadis-i Erba'in, Zikir Risalesi, Silah'u-l Müridin.
Somuncu Baba fazla eser vermemiş, bunun yerine insanların yetişmesi için çaba harcamıştır.
Somuncu Baba'nın iki oğlu vardır. Bunlar; Yusuf Hakiki ve Halil Taybi'dir.
Bu büyük zat 1412 yılında Darende'de vefat etmiştir. Kabri şerifleri Darende'de şimdiki Şeyh Hamid-i Veli Camii içerisinde yer almaktadır.

DİPNOTLAR
(1) Mevlana
(2) Yunus Emre

KAYNAKLAR
(1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Somuncu_Baba

LÜTFİ ŞAHİN

03/07/2013 2:52
Ailesi Belh'ten gelerek Buhara'ya yerleşmiş olan büyük bilgin, Buhara yakınlarındaki Afşan'da Dünya'ya gelmiştir. 21 Haziran 1037 tarihinde Hamedan'da vefat etmiştir.
İbn-i Sina'nın gerçek adı; Ebu'l- Ali el ' Hüseyin b. Abdullah İbn-i Sina'dır. İbn-i Sina daha küçük yaşlarda zekası ve hafızası ile insanları etkilemiştir. Babasının adı Abdullah olan İbn-i Sina ilk derslerini babasından almıştır. Daha sonra ise Natili ve İbn-i Zahid'den mantık, matematik ve gökbilimi ile ilgili konularda ders almıştır.
Çok zeki bir çocuk olan bilginin çalışmaları dikkatleri çekiyordu. Çok az uyuyan ve gününün büyük kısmını kitap okuyarak ve düşünerek geçiren bilgin, bilimin neredeyse tüm alanlarında mesafe katetmiştir.
16 yaşlarında iken babasının görev yapmış olduğu sarayda 2. Nuh adındaki hükümdarı iyileştirmesi ise bilgisini ispatlamasına neden olmuştur. Bu başarısından ötürü sarayın kütüphanesinden istifade etmesine izin verilmiştir.
Bilginin tıp alanındaki en önemli eseri "Kanun" adlı kitabıdır. Tadavi yöntemlerinden ve değişik tıbbi yaklaşımlarından bahsettiği bu eseri, Avrupa ülkelerinde Latinceye çevrilmiş ve tam 700 yıl boyunca üniversitelerde okutulmuştur.
İbn-i Sina'nın bin yıl önce ifadelerinde hastalık yapan canlılardan bahsetmesi ilgi çekicidir. Mikroskobun olmadığı böyle bir zaman diliminde bilginin bahsettiği şeyler zekasını apaçık ortaya koymaktadır.
Bilginin kanun adlı eserindeki ifadeleri bugün bile doğrulanmaktadır. Bin yıllık zaman diliminde tüm eserleri doğru bir şekilde yazıldığını ortaya koymuştur.
Sadece tıp alanında değil, diğer bir çok alanlarda bilgisini ortaya koymuş olan bilginin eğitim felsefesinde, hayat felsefesinde, yaratılış felsefesinde, kimyada, astronomide söz sahibi olduğunu; bunların yanı sıra ince bir ruh yapısına sahip olduğunu ifade eder tarzda musiki ve şiir ile de ilgilendiğini görmekteyiz.
Bilginin en büyük eseri olan "Şifa" adlı eseri adına rağmen tıptan daha çok felsefe, kimya ve musiki gibi konuları içermektedir.
Hayatı boyunca 150 den fazla eser bırakmış olan bilginin eserleri daha çok arapçadır. Sadece birkaç eserini farsça yazmıştır. Bunun nedeni ise o zaman dilimindeki insanların eserlerini Arapça yazmaya meyilli olmalarıdır. Ancak bu ve bazı nedenlerden dolayı ilk önceleri Avrupa ülkelerinde İranlı Bilgin olarak anılmıştır.
Bilime en büyük katkıyı kendi zamanında yaşamış olan Farabi ile kendi zamanından sonra yaşamış olan Gazali arasında köprü oluşturmasıdır. Farabi Yunan felsefesi ve özellikle de Aristo'nun çalışmaları üzerinde çalışmalar vermiş; İbn-i Sina ise bu eserlerin tarih içerisinde anlaşılabilir düzeyde irdelenmesini sağlamıştır.
Yunan felsefesi ile din felsefesini bağdaştırmayı başarmış olan bilgin, yüzlerce yıl boyunca hem batının ve hem de doğunun hayranlığını üstüne çekmiştir.
Zamanında yaşamış olan Biruni gibi bir bilgin, kendisine kapısını açmış ve çalışkanlığını, zekasını taktir etmiştir. Biruni gibi bir bilginin bu iltifatları ise insanlarda kıskançlığa neden olmuş ve bu nedenden dolayı İbn-i Sina iftiraya bile uğramıştır.
Günümüzde maalesef insanlar 16 yaşında daha doğruyu eğriyi görememekte ve ayaklarının yere değmesi 30 lu yaşları bulmaktadır. İbn-i Sina ise 16 lı yaşlarda hastaları iyileştirebilmiş ve yazmış olduğu eserlerle yüzlerce yıl yaşamış ve yaşatılmıştır.
Sizler de İbn-i Sina gibi başarılı olabilir ve insanlara faydalı olabilirsiniz. Önemli olan kendinize inanmanız ve yüreğinizdeki sesi dinlemenizdir. Sizlere başarılı bir hayat dilerim...

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [4/5] Önceki 2 3 4 5 Sonraki