DİNİ MAKALELERİ Kategorisi - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda DİNİ MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 3 içerik bulunuyor.
Doğal çevremize baktığımız zaman varlıkların birbirleri ile büyük bir dayanışma içerisinde olduğunu görürüz. Bu dayanışmaya yuvalarına buğday tanesi taşıyan karıncalardan tutunda denizlerde dişlerinin etrafındaki pislikleri temizleyen köpekbalıkları ve balıklar arasındaki olaylara kadar görebiliriz.
İnsanı en güzel şekilde yaratmış bulunan Yüce Allah'ta, her emrettiği şeyde insanın iyi yaşamasını istemiş; ancak bir imtihandan geçirdiği için insanı özgür bırakmıştır. Yoksa Yüce Yaratıcı'nın her isteği hemen olmaktadır, ancak bizleri imtihan ettiği için serbest bırakmıştır.
Yüce Yaratıcı her şeyin sahibidir. Bizlere malı ve mülkü verirken de imtihanın gereği olsa gerek; bazılarımıza az mal ve bazılarımıza da çok mal vermiştir. Bizlere düşen ise birbirimiz ile yardımlaşmamız ve Allah'ın hoşuna gidecek davranışları yerine getirmemizdir. Allah (c.c.) bir ayetinde şunları bildirmektedir:
"Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır." (Zuhruf Sûresi, 43/32)
Bizlerin bir kısmına az mal, bir kısmına çok mal verdiğini ifade eden Yüce Yaratıcı, insanların birbirleri ile yardımlaşma içerisinde bulunmasını istemiştir. Bu yardımlaşma yapılırken ise sadece Allah'ın rızası gözetilmeli ve gösteriş için yardım yapılmamalıdır. Konu ile ilgili olarak Yüce Yaratıcı Kur-an'ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır:
"O takva sahibi olanlar, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever." (Âl-i İmran Sûresi, 3/134)
Yardımlaşma denildiği zaman sadece maddi anlamda değil, manevi anlamda da yardımlaşma önemlidir. İnsanın güler yüzlü olması, ana ve babasına iyi davranması, komşuluk ilişkilerine dikkat etmesi... Bu ve buna benzer ifadelerde aslında yardımlaşmadır.
Konu ile ilgili bazı ayetler şu şekildedir:
"Allah adaleti, ihsanı (insanlara iyilik yapmayı) ve akrabaya vermeyi sever." (Nahl Sûresi, 16/90)
"Herhangi birinize ölüm gelip de; 'Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!' demesinden önce, size verdiğimiz rızktan harcayın." (Münâfikûn Sûresi, 63/10)
Peygamber Efendimiz'in de konu ile ilgili bazı hadisleri şu şekildedir:
"Sadakanın efdali, vücudun tam olarak sıhhatte bulunup, mal canlısı olarak zenginlikten hoşlanıp fakirlikten korktuğun bir zamanda verdiğin sadakadır. Sen sadakanı, artık dünyadan umudunu kesip, 'şu malım filanın, bu malım da falanındır. ' diye vasiyet etmeye başladığın son döneme bırakma. Zira o vakit mal artık falan varisindir." (Müslim, Zekat 93; Nesai, Zekat 60; İbn Mace, Vesaya 4)
"Ey Âdemoğlu, ihtiyacından fazlasını Allah yolunda harcaman, senin için hayırlıdır. Onu hayra harcamayıp tutman da senin için kötüdür." (Riyazü's-Salihin, I, 574)
Yardımlaşma ile insanlar arasındaki bağlar daha fazla kuvvetlenmektedir. Her insan aynı şekilde olsaydı çalışacak insan olmazdı, ya da tam tersi iş verecek insan olmazdı. İnsanların birbirlerine yardım etmeleri de saygı ve sevgi bağlarının kuvvetlenmesi için önem arz etmektedir.

KAYNAKÇA
1-Prof.. Dr. Davut YAYLALI, İslam'da Yardımlaşma, Yeni Ümit Dergisi, Sayı 81

LÜTFİ ŞAHİN

İnsanlığın karanlık çağları yaşanmış ve her konuda yapılan yanlışlar olmuştur. Bu yanlışlar sonunda insanlar insanlığından çıkmış; köleler alınıp satılmış, çocuklar diri diri gömülmüş, kadınlar bir eşya gibi kullanılmış vb bir çok olay yaşanmıştır.

Bu çağda insanlar aynı zamanda hem maddi ve hem de manevi temizliğe önem vermemiştir. Maddi temizliğe önem vermemeleri neticesinde hastalıklar artmış ve buna bağlı olan ölümler gerçekleşmiştir. Bu hastalıklar arasında veba, tifo, kolera gibi hastalıklar vardı. Bu hastalıkların bir çoğuda temizlik kurallarına dikkat edilmediği için ortaya çıkmaktadır. Manevi temizliğe dikkat edilmediği için ise aile kavramı oluşmamış, faiz, fuhuş, köle ticareti gerçekleşmiştir.

Nihayet şafağın aydınlanma zamnındaki karanlığın bitmesi gibi karanlıklar bitmiş ve Dünya'yı güzel Resul Muhammed Mustafa (sav) şereflendirmiştir. Onun gelişi ile beraber İslam'ın şartları Allah tarafından hem ona ve hem de diğer insanlara emredilmiştir.

İslam Dini'nin temizliğe verdiği önem çok fazladır. İbadetler edilirken temiz olunması şarttır. Namazın dışındaki şartlar içerisinde temizlik vardır. Aynı zamanda bu temizlik normal abdest şeklinde olmayıp, cünup insanların boy abdesti almasını da gerektirmektedir. Güzel güzel olana deyip misvağın kullanımı da Dini'mizin istediği şeyler içerisinde yer almıştır. İnsanların diş temizliğini bilmedikleri bir dönem içerisinde misvağın kullanımı önemli bir gelişmedir. Şu anki teknolojik çalışmalarda göstermiştir ki, misvak ağızdaki zararlı bakterileri yok edip, faydalı bakterilere zarar vermemektedir.

Dini'miz her yeri ibadethane olarak görüp çevre temizliğine de önem vermiştir. Yere tükürmeyi hoş karşılamamıştır. Osmanlı zamanında yerdeki kirleri temizleyen görevliler mevcuttu. Her yerin ibadethane olduğunu ifade eden Dini'miz, herkesin buna dikkat etmesini istemiştir.

İdrar içerindeki zararlı maddeleri bizler biliyoruz, ama güzel olan bunun 1500 yıl önce Resulullah tarafından ifade edilmesidir. İdrar damlamış elbise ile ne namaz ne de abdest olmaz.

1500 yıl önce insanların mikrop kavramını bilmesi zordur. Peygamberimiz yağlı kapların yıkanması gerektiğini, açık bir şekilde kapların bırakılmaması gerektiğini ifade etmiştir.

Tırnak kesiminin önemini bizim Dini'miz çok güzel bir şekilde ifade etmiştir. Ayrıca koltuk altı ve kasıklardaki kılların temizliğine de önem vermiştir. Yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda tırnaklar uzadığı zaman buralarda bakterilerin çoğladığı görülmüştür. Koltuk altı ve kasıklardaki kıllarında bakteriler için iyi bir yuva olduğu tespit edilmiştir.

Dini'miz sadece dış temizliğe değil, aynı zamanda iç temizliğe de önem vermiştir. Kin, haset, kibir gibi duyguların yanlışlığı belirtilmiştir. İnsanların kardeşçe yaşamasını arzulamıştır.

Temizlik hakkındaki bazı hadisler şöyledir:

-Temizlik imandandır.

-Temizlik imanın yarısıdır.

-Yemekten evvel ve yemekten sonra ellerinizi yıkayınız Benim ümmetim kıyamet gününde yüzleri parlak, elleri ve ayakları nurlu olarak haşrolunacaktır.

-Müslümanlık temizdir, kirsizdir. Siz de temiz olun, temizlenin, Zira cennete temizler girer.

-Misvak kullanarak kılınan namazın, misvaksız namaza üstünlüğü yetmiş kattır.

-Namazın anahtarı temizliktir. [Tirmizi]

-Ağzınızı temizleyin, ağzınız Kur`an-ı kerim yoludur. [Ebu Nuaym]

-Cuma günü yıkanın, misvak kullanın ve güzel koku sürünün. [Buhari]

LÜTFİ ŞAHİN

05/07/2013 3:41
"Anlayana muallak taşı yeter, anlamayana kainat bile yetmez." (1)
Yukarıdaki ifade tarzım belki de sizlere garip gelecektir; ancak bu ifade çok doğrudur. Bu ifadenin doğruluğunu son satırlarımda isterseniz bir daha düşünelim...
571 senesinde Dünya'yı şereflendiren ve insanlığa doğruyu gösteren Resulullah Hz. Muhammed Mustafa (s.a.v.) gelmeden önce insanlığın durumu çok acı ve vahimdi. İnsanlar, diri diri kız çocuklarını gömüyorlardı. Kendi elleri ile yaptıklarına tapınıyorlardı. Faiz ve fuhuş had safhada idi... insanlar mal gibi alınıp satılıyordu. Ve Mekke'den o nurun doğduğu haberi geldi. Yetim doğan o nur, 6 yaşında öksüzde kaldı. Dedesinin himayesinde olan ve sonra amcasının himayesine verilen o nuru, acaba insanlar mı himaye etti?
Hayatı boyunca yalan söylemeyen ve yetim-öksüz olduğundan dolayı hayıflanmayan o nurun güzelliği daha genç yaşlarda ortaya çıkmıştı. Ama benim buradaki kastım sadece dış güzellik değil, aynı zamanda iç güzellik... Düşünsenize bütün kötülüklerin yaşandığı böyle bir evrede yalan bile söylemeyen bir insan ve bu insanın her hareketi iyiyi, güzeli ve doğruyu göstermekte...
Nur olan Resul, 40 yaşına geldiğinde vahiy meleği Cebrail tarafından Allah'ın emirlerini almaya başladı. İlk emirler gelmişti ve Allah hem Resulune ve hem de insanlara emrediyordu; "Oku"... O emirler ve yasaklar insanlığın ve canlıların rahat yaşaması için gönderildi ve 1500 yıl boyunca bozulmadan kalan Kuran-ı Kerim olarak okundu ve bizler tarafından da okunmaktadır. Allah (c.c.), her emrinde ve her yasakladığında insanlığın ve diğer canlıların iyi yaşamasını istemiştir. Bırakın hayvanlara, bitkilere eziyeti; zayıf insanlara bile eziyet eden insanlar, Rahmet Peygamberi'nin gelmesinden sonra doğru yola yönelmiş ve insanca yaşamaya başlamışlardır.
O Resul (s.a.v.) hayatı boyunca pek çok mucize göstermiş ve bu mucizeler inananların inancını artırmış, inanmayanların ise kinini... Peygamberimizin en büyük mucizesi olan Kuran-ı Kerim ise, 1500 yıldır bozulmamış ve her ayetiyle bizlere doğruyu göstermiştir. Kuran-ı Kerim'in tek bir ayetine benzer şeyler bile yazılamamış ve bu da onun Allah'ın Kitabı olduğunu doğrular şekilde insanlara delildir. Zamanlar içerisinde en büyük edebiyatçılar, bir ayetin bile benzerinin yazılamayacağını büyük bir hayranlıkla ifade etmişlerdir...
Ama bu olay yanında Peygamberimizin daha bir çok mucizesi gerçekleşmiştir. Bir mucizesi olan Ay'ın ikiye bölünmesi olayı başlı başına bir ispattır. 20. Yy içerisinde Ay'a giden Armstrong, Ay'da gördüğü ve bir uçtan diğer uca kadar giden yarığın fotoğrafını çekmiş ve bunu belgelendirmiş olduğu halde, bu anlayanlar için ders olmuştur. İnananların inancı artmış ve inanmak istemeyenlerin de inançsızlığı...
Peygamberimiz (s.a.v.), çok sıkıntılar çekmiştir. Bu sıkıntılı dönemlerinin birisinde ise Allah(c.c.) onu Miraca yükseltmiştir. Yükselme sırasında ve inme sırasında bir kayanın üzerinde olan Resulullah kaya yere inmeden "dur" demiştir. Yere yaklaşık 2 metre mesafe kaldığında kaya bu emri dinlemiş ve havada asılı kalmıştır. Bu gün yerçekiminden kurtulmak için tonlarca yakıtı kullanan roketlere inat, bu tonlarca kütleye sahip bu kaya parçası adeta yer çekimi ile alay etmektedir. Resulullah'ın emrini 15 asırdır dinleyen bu havada asılı kaya parçasına muallak taşı adı verilmiştir. Hamile kadınlar bu kayadan korkup çocuklarını düşürdükleri için kayanın altı taşlarla döşenmiştir. Bir ata sözü vardır... "Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az." Ben bu ata sözünü biraz değiştirdim ve diyorum ki; "Anlayana muallak taşı yeter, anlamayana kainat bile yetmez."
Olayı merak eden okurlarım, Kudüs ile ilgili belgesellere bakarlarsa bu muallak taşını da görecektir...
(1) Lütfi ŞAHİN

LÜTFİ ŞAHİN