EĞİTİM MAKALELERİ Kategorisi - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda EĞİTİM MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 15 içerik bulunuyor.
Beyin ve zeka ile ilgili yapılar insanoğlunun her zaman merakını çekmiştir. Tarih boyunca gerek müspet bilimler ile uğraşan tıp uzmanları ve biyologlar, gerekse de sosyal bilimler ile uğraşan sosyologlar ve psikologlar zeka ve hafıza ile ilgili kavramları merak etmiş, hep araştırmış araştırmıştır.
Zeka ve hafıza ile ilgili kavramlar sadece bu bilim dallarında değil, diğer bütün bilim dalları içerisinde ifade tarzı olarak yerini bulmuştur. Matematik öğretmenleri matematik dersinde iyi olan öğrencilerinin zekaca iyi olduğunu ifade etmiş, aynı şekilde edebiyat öğretmenleri de edebiyat konusunda iyi olan öğrencilerinin zekalarının iyi olduğunu ifade etmiştir.
Zeka ve hafıza ile ilgili kavramlar aynı zamanda eğitim uzmanları içinde önemli olmuştur. Düşünsenize zekası ve hafızası iyi olan öğrencilerin algılama sürecinin büyüklüğünü; bu da toplumların refahı için ideal bir veriler topluluğunun oluşmasını sağlayacaktır.
Uzmanlar yapmış oldukları çalışmalarda zeka ve hafıza kavramlarının doğuştan gelen özellikler olduklarını görmüşlerdir. Ancak bu uzmanların yılmasına değil, daha fazla araştırmalar yapmasına neden olmuştur. Netice itibariyle öğrenme teknikleri ortaya konulmuştur.
Öğrenme tekniklerini ortaya koyan uzmanlar, bir öğrencinin gördüğü şeylerin bir kısmını, duyduğu şeylerin bir kısmını, hem duyup hem de gördükleri şeylerin ise daha büyük bir kısmını kavradığını ifade etmişlerdir. Bu da öğretmen merkezli ifadenin sorgulanması gerektiğini ortaya koymuştur.
Öğretmen merkezli eğitimde öğretmen konuya hakim olmak zorundadır ve anlatan kişi rolünü üstlenmektedir. Öğrenciler ise öğretmenin anlattıklarının bir kısmını öğrenmekte, bu öğrendikleri bilginin büyük kısmını ise kısa bir zaman diliminde unutmaktadırlar.
Modern eğitim uzmanları öğretmenlik ifadesine son verecek ifadeleri kullanmışlar ve demişlerdir ki: "öğretmen ifadesi artık geçmişte kaldı, artık eğitimci ifadesini kullanmalıyız. Eğitimciler öğreten kişiler olmamalı, sadece rehberlik yapmalıdırlar. Yani öğrenciye balık vermek yerine balık tutmayı öğretmelidirler."
Başarı odaklı olan bu yöntem ile konusunu hazırlayan öğrenci derse hazırlıklı gelmekte, derste aktif rol almakta ve bu esnada öğretmen sadece rehberlik yapmaktadır. Öğrencinin ders içerisinde aktif olarak derse katılımı sırasında söyleyeceği yanlış bilgiyi düzeltme görevi öğretmene düşmekte, öğrenciler ise adeta bir dikte çalışması gibi olan bu yöntem ile bilgilerini uzun süreler muhafaza edebilmektedir. Bu yöntem ile ders esnasında girmiş olduğu beyin fırtınaları sayesinde aktif düşünce yapısı gelişmekte, bu da üreten bireylerin oluşmasını sağlamaktadır.
Öğrenci merkezli eğimde değişik taktikler uygulanabilir, ama bu taktiklerin içerisinde en güzel olanı kubaşık öğrenme yöntemidir. Öğrenciler yine derse hazırlanmakta, ama bu hazırlık sürecinde gruplar halinde ve birbirleriyle yardımlaşarak hazırlıklarını yapmaktadırlar. Derse katılan öğrenciler hazırlamış oldukları sunuları sınıflarındaki arkadaşlarına sunmakta, bu esnada sınıf içerisinde olan diğer arkadaşları ile beyin fırtınasına girmektedirler. Öğretmen ise sadece rehberlik yapmakta, ancak kazanım çok büyük olmaktadır.
Öğrenci merkezli eğimde daha bir çok taktik kullanılabilinir. Önemli olan ise öğrencilerin özgüvenlerini sarsmadan yetişmelerini sağlamaktır. Sağlam düşünceler için sağlam bilgi birikimi gerekmektedir. Bunun içinde ezberleyen değil, öğrenen bireylerin yetiştirilmesi gerekmektedir.
Sizler şu an belki öğrencisiniz, belki bir yetişkin... ama unutmamalı, hiçbir şey için geç kalınmış değildir. Sadece görerek değil, sadece duyarak değil aktif olarak bilgi birikimlerini edinirseniz başarılı olmamanız için bir neden olmadığını görürsünüz.
Başarılı bir ömür yaşamanız temennisiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

"Bilgili insan doğru şeyleri bilen kişidir. Eğitimli insan ise doğru bilgileri alışkanlık haline getirmiş kişidir." (Lütfi ŞAHİN)
Yukarıdaki ifadenin doğruluk payını beraberce irdeleyelim. Bu irdeleme işini ise daha çok örneklendirmelere bakarak yaparsak, konuyu günlük hayatımızda kendimizle kıyaslamamız daha kolay olacaktır.
Kayalar üzerine resimleri nakşederek bilgiyi miras bırakan insan topluluklarından tutunda, deri üzerine bilgiyi nakşeden insanlara kadar ve günümüzün Dünya'sındaki teknik meteryaller üzerine bilgiyi nakşeden insanlarda dahil önemli olan şey bilgidir. Bilginin nesillere aktarımını sağlayanlar ise eğitimcilerdir. Eğitimciler için ast olan şey ise bilgiyi vermek değil, onu öğrenci de alışkanlık haline getirmektir.
Sizler düşünebilirsiniz ki; öğretmenler kuru kuruya bilgi versin, çok bilgi versin, öğrenci ister alışkanlık haline getirsin, isterse getirmesin... Ancak bu düşüncenin yanlışlığı da zaman içerisinde ortaya çıkmıştır.
Dünya'ca ünlü tıp profösörünün bilgi düzeyi kimse tarafından tartışılmıyordu. Bu profösör, sigaranın zararlarını anlatan bir konferans vermek ister. Binlerce insan bu konferansa katılır. Bu bilginin söyleyeceği önemli bilgileri dinlemek isterler. Profösör, sigaranın başta akciğer kanseri olmak üzere onlarca tip kansere neden olabileceğinden bahseder. Beyin için ve diğer organlar için zararlarından bahseder. Neyse konferans birkaç saat sonra biter. Dışarıya çıkan profösör ile dinleyiciler tokalaşmak ister, ancak profösör bir sigara yakmış ve sonra tokalaşacağını söyler. Ne oldu, hani bu profösör bilgili değil miydi? Saatlerdir sigaranın zararlarından bahseden bu kişi, sigara içmekte. Doğrudur, bu profösör bilgili bir kimsedir, ancak bilgisini alışkanlık haline getirmemiştir. İlköğretimi bitirmiş olan bir şahıs, az bilgiye sahip olabilir, ancak iyi bir eğitimden geçmiş ise sigara kullanmayacaktır.
İkinci örneğimi daha teknik bir çerçevede ele almak istiyorum. İki tane gelişmiş ülke düşünelim. Bu ülkelerden ilki teknoloji konusunda gelişmiş olan A ülkesi olsun, diğer ülke ise eğitim konusunda gelişmiş olan B ülkesi olsun. Bu iki ülke birbiriyle bir iddiaya girerler ve derler ki "biz sizden daha iyi öğrenci yetiştiririz." Tek yumurta ikizi olan ve tüm genetiksel özellikleri aynı olan iki bebekten birisini A ülkesi, diğerini ise B ülkesi alır. A ülkesi teknolojiyi ve bilgisayar sistemlerini kullanarak kendi ülkelerindeki çocuğun beynine elektrotlar aracılığı ile bilgi yüklerler. B ülkesindeki çocuk ise psikomotor gelişimine uygun bir tarzda eğimden geçirilir. Bu çocuklar on yaşına geldiklerinde ülke konseyleri toplanır ve çocukları sınarlar. A ülkesinde kalmış olan çocuk bütün sorulara doğru cevap verir. B ülkesinde kalmış olan çocuk ise bazı soruları yanıtlayamaz. Konsey A ülkesinde kalan çocuğun kazandığını ifade edecektir. Tam bu sırada, A ülkesinde kalmış olan çocuk yediği çikolatanın kabını yere atar, B ülkesinde kalmış olan çocuk ise bu kabı alıp çöp tenekesine atar. Görüldüğü gibi bilgili olmak istenen sonucu vermemiştir.
Kendi ifadelerim içerisinde kullandığım bir açıklama vardır. Bu da zekanın bir tarla gibi olduğu ve aklın ise bu tarla üzerindeki bitki örtüsü gibi olduğu şeklindedir. Tarla küçükse az bitki yetişir, büyükse çok bitki yetişir. Ama bazı tarlalar vardır ki, büyük olmasına rağmen verimsiz olduğu için fazla bitki yetişmez, bazı tarlalarda vardır ki küçük oldukları halde verimli oldukları için çok bitki yetişir. Sizin tarlanızın büyük ya da küçük olması önemli değildir, önemli olan onu verimli hale getirmektir. Eğimli bireyler, yukarıdaki örneklendirmelerde olduğu gibi sigara içmeyen, yere çöp atmayan, insanlara iyi davranan kişilerdir. Bu ifadelerin açılımı ise empati duyguları şeklinde karşılığını bulacaktır. Bu nedenden dolayı da eğitimli kişiler toplum tarafından sevilen kişilerdir. Eğitimli kimselerin istendik davranışlar göstermesi nedeniyle başarıya ulaşmaları daha kolaydır. Benim burada ifade ettiğim şeyi Goleman, "Duygusal Zeka" adlı kitabında ele almıştır. Ben burada olayı farklı yönden irdelemek istedim. Unutmayın ki başarı için bilgiden çok alışkanlık gereklidir. Bu alışkanlıklar için ise hiçbir zaman geç kalınmış değildir. Başarı dolu bir gelecek yaşamanız ümidiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

Sinir hücrelerinin bağlantı noktaları olan sinapsları, aksonları ve dendritleri incelemenin öneminden bahseden nörologlar; aynı zamanda sinir hücrelerinin öneminden bahsetmişlerdir. Ama sinir sistemi 21. yy'a girdiğimiz halde hala tam olarak çözüme kavuşmuş değildir. Sinir sisteminin çözümü ise sadece nörologların değil, tüm bilim uzmanlarının işine gelecektir. Zeka düzeyi yüksek insanlar isteyen eğitimcilerin, hastalıklar konusunda ilerleme kaydetmek isteyen mikrobiyologların, genetiksel faktörleri inceleyen genetik uzmanlarının... Bu ve buna benzer ifade açılımlarını uzatmamız mümkündür.
Sinir hücresi ve zeka kavramlarının açıklık kazanması bütün bilimsel ifadeler için önemli olmakla beraber, muhtemel ifadeler çerçevesinde en önemli olarak ele alınan bilimsel çerçeveler bütünü ise "eğitim" ifadesi altında bir araya getirilmiştir. "Zeka ifadesinin çözüm bulması demek, eğiticimler için çölde su bulan biri kadar önemlidir" dersek yanlış bir ifade kullanmamış oluruz. Düşünsenize, zekanın çözüm bulması ile beraber iyi yetişmiş ve medeniyet düzeyi yüksek nesillere doğru hızlı bir ilerleme kaydederek ulaşılmış olacaktır.
Konunun önemi yüzlerce yıldır bilinmekle beraber, tam açıklığa hala kavuşturulabilmiş değildir. Ancak Stanford-binet zeka testinin bulunmasından bu yana olaylar daha da değişik boyutlara ulaşmanın hazzını yaşamaktadır. O zaman diliminde bahsedilen ifade şekli, tekli zeka modellemesi şeklindeydi. Ancak eğitim uzmanlarının çalışmalarını yoğunlaştırması ile beraber, insanların daha kapsamlı olduğu ve bu tek tip model yerine daha geniş boyutları olan ifadeye sahip olduğu şeklindeydi. Kimi insan vardır, resime karşı gelişim göstermektedir; kimi insan vardır, mantıki yönü gelişmiştir; kimi insan vardır, sosyal yönü gelişmiştir; kimi insan vardır, kinestetik olarak gelişmiştir... Bu ve buna benzer ifadeleri uzatmamız mümkündür. Şu anki çalışmalardan anlaşılacağı üzere sekiz farklı zeka modellemesi ortaya konulmuş durumdadır.
Eğitimcilerin ifade şekilleri, bu son çalışmalarla beraber hem yön ve hem de yöntem değiştirmiştir. Daha önceleri tekli zeka modelini benimsemiş olan eğitimciler, ifadenin basit olmadığını daha iyi kavramışlardır. "Bir çocuk illa matematik dersine ilgi duyacaktır" diyen eğitim uzmanları bu ifadelerden sonra demişlerdir ki: "hayır, bir çocuk hangi yönde kabiliyet gösteriyorsa o yönde eğitilmelidir." Doğru olan bu ifade gelişmiş ülkelerin eğitim bünyeleri içerisine oturmuş durumdadır. Ana sınıfından itibaren çocuğun kabiliyetine bakılmakta ve daha ileri ki yıllarda bu yönde çocuğa eğitim uygulanmaktadır. Böylece sağlıklı nesiller yetiştirilmektedir.
Ben eğitim ifadesi içerisinde kendi düşündüğüm bir tarzı daha önceki yazılarımda sundum; bu ifadeye tekrar yer vermenin önemli olduğunu düşündüm. Benim ifade şeklimde çocuklar zeka modelinden sadece birinde değil, hepsinde belli oranda gelişme göstermelidir. Bu gelişim belki birinde fazla, birinde az olmalı; ancak hepsinde de gelişim göstermelidir. Ben bu ifadeyi kullandığım zaman diyebilirsiniz: "siz daha önceki modeli mi kabul ediyorsunuz?" Tabi ki hayır. Daha önceki modellemelerde verilen ödevlerde konu tamamen tek derse yönelikti, şu anki modelde de öğrencinin gelişim düzeyine uygun zeka modellemesine göre yine tek bir ifadeye yöneliktir. Benim ifademde ise bir ödev verildiği zaman birden çok ifadeyi ve beceriyi bünyesinde taşıması şeklindedir. Yazı ve anlatım olmalı ki dilsel zeka; resim olmalı ki görsel zeka; mantıksal verilere uygun olmalı ki mantık ifadesi... Bu ve buna benzer ifadeleri çoğaltmamız mümkündür.
Bu ifadenin derste en iyi uygulama karşılığı ise beyin fırtınası olarak karşılık bulmuştur. Daha çok fen derslerinde uygulanan, ancak bütün derslere uyarlanabilecek beyin fırtınasında amaç, bilinen bir konuda öğrencilerin karşılıklı tartışmasıdır. Bu tartışma ifadesini geniş boyutta ele alsak ve öğrencileri gruplara ayırsak, her gruptaki öğrencilerin bir zeka modeli ön planda olsa... Tartışma sürerken her grup diğer grupların düşünce şeklini görecek ve sonuç itibarı ile de öğrenciler bütün zeka modellemelerinde gelişim gösterecektir. Bu modelleme ifadesinde aynı zamanda öğrenciler tartışma kurallarına uyarak empatiyi geliştirecektir. Bu ifadeyi eğitimciler uygulamaktadır; ancak bir farkla, öğrencinin gelişim gösterdiği zeka modellemesi ön planda tutulmadan bu olay yapılmaktadır. Bu ifadenin başarılı olacağını düşünmekteyim, denemekte de fayda görmekteyim...

LÜTFİ ŞAHİN

03/07/2013 3:01
"Çocukların hayal güçlerinin gelişmesi, mantıklarının gelişmesinden daha çok önemlidir." (Lütfi ŞAHİN)
Okuluna giden bir öğrenci ile öğretmeni arasında geçen konuşmalar, bize bazı fikirler konusunda sahip olduğumuz yargıları ortaya koymaktadır.
Öğretmen:
-Çocuğum ben sana hidrojen atom modelini karton üzerine çizmeni istemiştim.
-Hocam, hep nükleer enerji veren maddeleri merak ediyordum, bu nedenden dolayı toryumun atom modelini yaptım.
-Peki neden böyle yaptın?
-Hocam mıknatısları ve metalleri kullanarak bu modelin daha güzel yapılacağını düşündüm, bundan dolayı.
Belli mantık çerçevesi içerisinde büyümüş olan bu öğretmen, sabit fikirler içerisinde basit bir ödev vermiş ve kurallar koymuştur: kartona ve hidrojen atomu...
Hayal gücüne sahip olan çocuklarımız, mantık dediğimiz ve neye dayandırılarak doğru olduğu belli olmayan ifadeler içerisinde sıkıştırılmışlardır. Tokalaşma işlemi bizim toplumumuzda mantıklıdır, ama Avustralya'da tokalaşma yerine uzaktan el sallama tercih edilmiştir. Hakeza artık bizlerde domuz gribinden korunmak için uzaktan el sallamayı tercih ediyoruz ya, bunu Avustralyalılar hep yapıyorlardı.
Yıllar içerisinde sabit mantığın öneminden bahseden bilginler ve eğitimciler; Gardner gibi bilginlerin çalışmaları ve nöroloji uzmanlarının beynin sadece mantık fonksiyonlarından oluşmadığını ifade etmeleri sonucu; çoklu zeka ve empati ifadelerinden bahsedilmeye başlanmıştır. Sadece sol lobdan oluşmayan beyin ve fonksiyonları aynı zamanda sağ loba da sahip olduğunu nörologlara göstermiştir.
Fizikte kuramlar üreten Einstein bir dahidir, beyninin sol lobunu ustaca ve hızlı bir şekilde kullanmaktadır. Mantık verilerini kapsamlı bir şekilde birleştirmeyi başaran Einstein, aynı zamanda bir dehadır. Dahi olması onun kapsamlı düşünce yapısına sahip olmasını sağlamıştır. Normal bir birey bir alfabeye baktığı zaman A-D aralığını düşlerken, Einstein A ile Z aralığındaki tüm harfler arasında bağlantı kurabilmektedir. Normal birey çocukluğundan itibaren belirli mantık çerçevesi içerisine sokulmaya çalışılmış ve sonuçta başarılı olunmuştur; A-D arasındaki harfler arasında işlem yapmaktadır. Einstein ise kendisine geri zekalı diyen öğretmenlerine karşılık sıra dışı olmuş ve A-Z aralığındaki tüm harfler üzerinde işlem yapabilecek yetiye ulaşmıştır. Evet, Einstein'e yıllarca öğretmenleri ve arkadaşları geri zekalı demişlerdir. Sıra dışı düşünmenin karşılığında bunu göz önüne almış olan Einstein, genel ve özel relativite kuramları ile beraber zekasının üstünlüğünü ispatlamıştır. Normal bir birey aynı zamanda A-D aralığındaki bilgilerin sentezini yapmış ve kendisinde bu bilgileri toplamış iken Einstein A-Z aralığındaki bilgilerin sentezini yapmış ve bu bilgileri kendisinde toplamıştır; bu nedenden dolayı Einstein deha olarakta anılmıştır.
Sol lobu gelişmiş olan Einstein için durum böyle, ama sağ lobu gelişmiş olan Mozart için durum... Evet yine aynı. Sol lobun mantığı gelişmiş olan Einstein'e karşın sağ lobu gelişmiş olan Mozart'ı verebiliriz. Normal bir bireyde Do-Mi arasındaki sentez ve görme olayı varken Mozart'ta Do-Si arasındaki notaların sentezi ve görmesi olayından bahsedebiliriz.
Sizler ukala ya da geri zekalı sözlerine tahammül eder misiniz? Bunu bilemiyeceğim, ancak sıra dışı düşünen bu zeki insanlar, kendilerini bir kalıba sokmamışlardır. Yukarıdaki öğrenci örneğinde olduğu gibi, farklı ve hayal edebilen insanlar, bir çok veriyi farklı şekillerde sentez edebilir ve bu da yaratıcı mucitlerin ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Sizlerin başarılı ve sıradışı düşünmenizi ümit ederim...

LÜTFİ ŞAHİN

"Sevginin olduğu yerde saygı vardır... Saygının olduğu yerde ise insan vardır." (Lütfi ŞAHİN)
Eğitim, ifadesi bakımından "bireylerde doğru davranışları oluşturma" ifadelerinin tümüdür. Sizler diyebilirsiniz ki; "eğitim istendik davranış değişikliği meydana getirmektir." Ama ben bu ifadeyi doğru davranış ifadesi şeklinde kullanmayı uygun buldum. İstendik davranış, ama neye göre ya da kime göre. Bir toplum ya da bir grup için istendik olan bir davranış belki de diğer topluluk için istendik davranış olmayabilir. Bu nedenden dolayı ben ifadeyi doğru davranış olarak ele almayı uygun buldum.
Eğitim küçük yaşlardan itibaren başlar ve olmayan davranış modellemesi yerine, yerine koyma ile davranışları oluşturma vardır; bu nedenden dolayı davranış değişikliği meydana getirme ifadesini oluşturmadım. Bu ifadeler yerine oluşturma kavramının daha uygun olduğunu düşündüm.
Eski Yunan felsefesi çerçevesi içerisinde ele alınan ifade çocuğun büyüğün minyatürü olduğu şeklinde idi, ama artık böyle olmadığı bilinmekte ve öğretmen merkezli eğitim yerine, öğrencinin aktif olarak derslere katıldığı, öğrenci merkezli ifadenin daha uygun olduğu düşünülmektedir.
Siz bir öğrenciye istediğiniz kadar çikolatayı fazla yediği zaman uğrayacağı zararlardan bahsedin, bu onda yeni davranış modellemesi oluşturmayacaktır. Hele birde çocukta bulunan ilgi çekme ifadesini de ele alacak olursak, siz çocuğa her laf söylemeniz; onun için ilgi olduğu bilincini uyandıracaktır.
Sınıfta toplanmış olan öğrenciler içerisinde bir grup oluşturulsa ve bu grup çikolatanın dişler üzerinde meydana getireceği zararları anlatan bir ifadeyi oyunlaştırarak diğer öğrencilere sunsalar... evet, işte en öğrenci merkezli ifadeye ulaşmış olursunuz.
Öğretmenler yapmış oldukları çalışmalar içerisinde planlarını yaparken yaparak- yaşayarak ifadesini ele alırlar. Öğrenci kendisi yapacak ve kendisi yaşayacak; bunun en iyi tarzda karşılık bulduğu olaylardan birisi de drama adı verilen veriler bütünüdür.
Drama ile çocuklar, yaşayabilecekleri olayların bir nevi provasını yapmaktadırlar. Drama ile bırakın sosyal ortamları, müspet ifadeler bile ele alınabilir.
Öğrencide oyunlaştırma sonucu ileride yaşayacakları roller sınıflandırılabilir ve öğrencinin benlik kazanımı sırasında bunun önemi büyüktür. Siz bir grup öğrenciye görev verseniz ve alkolün kişide meydana getireceği tahribatı göstermesini isteseniz... öğrencilerin sadece sarhoş olmuş bireyleri taklit etmeleri bile diğer öğrencilerin, sosyal boyuttaki soru işaretlerine cevap bulmalarını sağlamış olrsunuz. Hele birde bu oyunlaştırma sırasında bir doktor rolü ile bir alkolik insanın konuşmaları ele alınacak olursa, öğrencilerin hepsinde kalıcı davranışlar oluşturulmuş olur;bu ise alkolden tiksinme şeklinde meydana gelecektir.
Drama ile toplumun çekirdeği olan aile kavramı ele alınabilir ve çocuklarda üstlenecekleri rollerin hayattaki karşılıkları gösterilebilinir. Anne olacak kzı çocukları, baba olacak erkek çocukları... buna benzer ifadeleri çocuklar gözleri önünde gerçekleştirilen oyunda rahatça görebilirler.
Doktor olmak isteyen çocuklar, öğretmen olmak isteyen çocuklar, polis olmak isteyen çocuklar... bütün bu meslek modellemeleri drama yoluyla çocuklara gösterilebilinir. Bu ise çocuklarda benlik kavramının gelişimi esnasında, nasıl yol alacağının kafasında oluşumunu sağlayacaktır.
Siz öğrencilerimiz, bizlerin gelecekleri sizlersiniz... sizde kendi aranızda drama ifadesini kullanabilir ve yaşamınızı renklendirebilirsiniz. Aslında hayatın kendisi bir tiyatro oyunu değil midir? Sizlerde kendi modelinize uygun ifadeleri hayatınızda yaşarsınız. Sizlerin güzel bir hayat yaşamanızı temenni ederim...

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [1/3] 1 2 3 Sonraki