FELSEFE MAKALELERİ Kategorisi - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda FELSEFE MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 3 içerik bulunuyor.
08/07/2014 0:42
Uzay terim olarak yüz yıllar önce bilinmese de, gökyüzüne bakan gözler onu tasvir eden dillere bilgi aktarımını yapmıştır. Gece karanlığında gökyüzüne bakan insanların bir kısmı yıldızları ve ayı, gündüz gökyüzüne bakan insanların bir kısmı da güneşi tanrı haline bile getirmişler ve yüz yıllar boyu gök cisimlerinin sırrı çözülememiştir.

İlk zaman dilimleri içerisinde gökyüzünün bir kağıt üzerine yapılmış şekillerden ibaret olduğu ve Dünya’nın da öküz boynuzunda olduğu savunulmuştur. Bazı çıkarcı insanlar da bu gök kubbedeki cisimlere bakarak gelecekten haber verdiklerini ifade etmişlerdir. Sizin anlayacağınız, yüzyıllar boyu gök cisimleri ile yer küredeki biz insanlar arasında bilimsel yönden bir uyum olmasa da, gök cisimlerinin taşıdığı kanunlar çerçevesinde insanlar yaşamını sürdürmüştür.

Akşam vakti yıldızlar çıkmış, ay pırıl pırıl görünmüş; sabah olunca da güneş bütün sıcaklığı ile insanları ısıtmış ve ışıtmıştır. Bu yüz yıllar boyu bilim ifadesi ile karşılığını bulmasa da böyle devam etmiştir.

Yapılan çalışmalar ve özellikle de son zamanlarda yapılan çalışmalar neticesinde Dünya’nın bir öküz boynunda olmadığı ve çekim kuvvetleri esasına bağlı olarak bir merkez etrafında döndüğü tespit edilmiştir. Bu merkezinde Güneş olduğu ve Güneş’inde milyarlarca yıldızdan bir tanesi olduğunun ifade edilmesi ile astronomi denilen bilim yerli yerine oturmaya başlamıştır. Hele birde Dünya adındaki yaşadığımız yer kürenin de bir gezegen olduğu ve kainat adı verilen uçsuz bucaksız ortamdaki tek gezegen olmadığı ifadesi tam bir bilimsel gerçekler zincirinin yerini bulmasına neden olmuştur.

Bu çalışmalar sırasında dışlanan Kepler, Galileo gibi bilginler uzay cisimleri hakkında bilgi vermiş; daha şanslı olan Newton yer çekimi konusunda çalışmalar yapmış; doğulu bilginlerden Biruni ve Ali Kuşcu da gibi bilginler yer almıştır.

Yapılan teknolojik gelişmeler neticesinde Dünya’nın Güneş adlı bir yıldızın etrafında döndüğü ve Güneş’inde daha büyük bir enerji yumağının etrafında döndüğü ve bu yumağın adının da Samanyolu Galaksisi olduğu tespit edilmiştir.

İşin daha ilginç olan tarafı ise, Samanyolu galaksisi gibi milyarlarca galaksinin olduğu tespit edilmiş ve bunun sadece bir evren olduğu; bu şekilde binlerce evrenin bulunduğu da tahmin edilmektedir.

Karadeliklerin ve akdeliklerin ise bu evrenler arasında geçiş kapıları olduğu düşünülmekte ve bu evrenler dizesine ise paralel evrenler adı verilmektedir. Biz ise bu evrenlerden sadece birisinde yaşayan uzaylılar olmaktayız… Ya da gezegen adıyla “Dünyalı”…

LÜTFİ ŞAHİN

08/07/2014 0:40
İnsanoğlu tabiatı itibarıyla meraklı olup, bu merak onu çevresini incelemesi ve onu analiz etmesiyle sonuçlanan bir çalışmalar zinciri içerisine girmesine neden olmuştur. Kayıtlara göre en eski incelemeler, felsefenin babası olarak adlandırılan Aristo’ya dayanmaktadır. Aristo’nun ilk çalışmaları ise daha çok canlıların sınıflandırılması ile ilgili olup, ilk taksonomik bilgilerin temelleri bu şekilde atılmıştır.

Daha sonraki yıllar içerisinde yer alan Farabi ise felsefenin ikinci babası olarak nam salıp bir çok gelişmelerin temelini atmıştır. Özellikle eğitim alanında yer alan çalışmaları ile bilime büyük katkılar sağlayan ve onun attığı temeller üzerine inşa edilen eğitim sistemleri yüzyıllar boyu hem nicelik ve hem de nitelik olarak kaliteli öğrencilerin yetiştirilmesine zemin hazırlamıştır.

Tıp dehası ve aynı zamanda dahi olan İbni Sina ise hem felsefe ve hem de tıp konusunda bir çok araştırmalar yapmış ve bilimin gelişmesinde önemli rolü olmuştur. Kanun ve Şifa kitapları yüz yıllar boyu Avrupa’nın kaliteli üniversitelerinde okutulmuştur.

İlk uçan insan olan Hazerfen Ahmet Çelebi ise, yapmış olduğu çalışmalar ile özellikle Avrupalı bilginlerin hayal güçlerine ilham olmuştur.

Ali Kuşçu ve Uluğ Bey gibi bilginlerin astronomi üzerine yapmış oldukları çalışmalar, o yıllarda Dünya’nın düz olduğunu savunan Avrupalı bilginler için ilham kaynağı olmuştur.

Daha sonraki yıllarda gelen Galileo ve Kopernik gibi bilginler, doğulu bilginlerin söylediği şeyleri yüz yıllar sonra tekrar etmiş ve o günün Avrupalı insanları tarafından dışlanmalarına sebep olmuştur.

Hastalıkların gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar tarafından yapıldığını ifade eden Akşemseddin, sonraki gelen bilginlere öncülük etmiştir. 1400 ‘ lü yıllarda hastalarının içerisine şeytanların girdiğini iddia eden Avrupalı bilginlerin yanı sıra, mikrop ifadesini kullanan Akşemseddin gibi büyük bilginlerinde yaşadığı düşünülürse, aradaki uçurumun büyüklüğü daha açık ortaya çıkar.

İlk mikroskobun keşfi ile de bilim büyük bir ivme kazanmış, Pasteur gibi bilginler yaptığı çalışmalar sonucu aşı denilen kavramı tıp literatörüne sokmayı başarmıştır. Bu gün çocuklarımızın hastalanmaması için vurulan aşılar, Pasteur adındaki bilginin yaptığı çalışmalara dayanmaktadır. Daha sonraki yıllarda çalışmalar daha büyük boyutlara ulaşmış ve daha kapsamlı aşılar geliştirilmiştir.

Bu çalışmalardan bir tanesi de ampulu bulan Edison’un çalışmaları diyebiliriz. Edison, yapmış olduğu bu çalışmalar sayesinde özellikle bilimin teknik boyutta gelişmesine neden olmuştur. Bu gün evlerimizde, iş yerlerimizde kullandığımız ampulun temelini Edison adlı bilgin atmıştır.

Benim kitaplardan okuduğum ve büyük bir bilgin dediğim kişi ise Einstein’dır. Atomun içerisindeki enerjiyi formül ile ifade ederek relativite teoremini ortaya atmı ve aynı zamanda diğer bir çok konuda çalışmalar yapmıştır. Onun yaptığı çalışmalar, bu günün bilimine ışık tutmuş ve tutmaya da devam etmektedir.

Umarım yukarıda sayabildiğim ve adını saymadığım binlerce bilgin gibi bilginler gelirde bilimin daha ileri gitmesini sağlarlar, tabi ki bu benim temennim…


LÜTFİ ŞAHİN

08/07/2014 0:44
İnsanoğlu, yapısında yer alan merak, insanoğlunu araştırmaya ve olayların neden sonuç ilişkisini öğrenmeye itmiştir. Yüzyıllar içerisinde yapılan çalışmaların temelini insana hizmet olarak görülse de, bu araştırmaların asıl nedeni insanda yer alan meraktır. İnsana hizmet ise neden olmayıp bir sonuçlar zinciri olarak değerlendirilebilinir. Sizce bilgin dediğimiz kimseler az meraklı insanlar mı? Yaşamları incelendiği zaman, çocukluktan itibaren araştırmaya eğilimi olduklarını görüyoruz. Hakeza Dünya’da tek bir insan bile olmasa ve ünlü dediğimiz bilginlerden birisi, örneğin Edison Dünya’da tek başına yaşasa, araştırma yapmaz mıydı? Mutlaka yapardı… Buradan çıkaracağımız sonuç ise, yapılan çalışmaların temelini merak oluşturmaktadır.

Bu merak sonucu yapılan çalışmalar ise insanlığın rahatını sağlamıştır… Acaba öyle mi? Yapılan silahlar yüzünden aynı zamanda insanlığın huzuru da kaçmıştır. Bir takım insanlar daha rahat yaşamak için bilimsel çalışmalar adı altında silah yapımı konusunda araştırmalar yapmış ve bu yapılan çalışmalar neticesinde insanların huzuru kaçmıştır. Bana sorabilirsiniz; bu çalışmaların temelinde demi merak yatıyor? Bence öyle, düşünsenize, bazı insanlar rahat yaşamanın nasıl bir netice verdiğini görmek için bilimsel çalışma altında silahlar üzerinde uğraş vermiş ve genelleme itibari ile de ülkelerde bu rahatlıktan hisse sahibi olmak için bu silahlara milyarlarca dolar harcamayı lüzumlu görmüştür. Ama sonuç ne? Rahat olan tek bir ülke bile kalmamıştır. En güçlü ülkeden en zayıf ülkeye kadar bütün ülkeler adete diken üstünde oturur gibi oturmaktadır. Şu an yeryüzünde var olan silahlar ile Dünya binlerce sefer yok edilebilinir. Ve biz insanoğlu gayet akıllı ve gayet zeki olduğumuzu iddia ederek, kendi yaşadığımız Dünya’yı kendimize zehir ediyoruz.

Ben Darwin’i savunan bir kişi değilim, ama Darwin güçlünün her zaman kazanacağını ve ayakta kalacağını savunmuştur. Peki, yıllar önce yaşamış olan Darwin’e sorsak, şu an bir savaş çıksa hangi güçlü kazanacak. En zayıf ülkenin elinde bile atom teknolojisinin bomba yapımında kullanıldığı düşünülürse ve ülkelerinde bir güç gösterisi sırasında savaştıklarını hayal edersek sizce kazanan kim olur?

Yıllar önce Hiroşima ve Nagazaki kentlerine Amerikan kuvvetleri iki atom bombası atmıştı ve bu kentlerde yaşayan yüzbinlerce insan hayatını kaybetmişti. Peki güçlü kim? Japonya’yı yenen Amerika’mı, yoksa elektronik teknolojisi ile günümüz Dünya’sına meydan okuyan Japonlar mı? Bu gün Japonya’nın elinde de çok kuvvetli silahlar var, eğer yıllar öncesi uğranılan hezimeti ödetmek istese ve Amerika’da buna misilleme yapsa kazanan kim olcak, kaybeden kim?

Amerikan başkanını uyaran Einstein, atomun gücünü biliyordu ve başkanın atom bombasını kulanmamasını istiyordu. Bugün atılan bombaların zararını hala ödeyen Japonlar, kanserli doğan çocuklar ve mutasyona uğramış insanlar…

Yapılan deneyler ve kimyasallarla beraber bozulan ozon tabakası, insanların yaşamasına olanak bırakmayacak şekilde delinmiştir ve gün geçtikçe de buzulların erimesine bağlı olarak büyük açlık ve kıtlık yılları beklenmektedir.

Şimdi size soruyorum, bilim insanlara hep iyi şeyler kazandırmalı, peki bu yapılanlar ve geliştirilen silah teknolojisi insanlara iyi şeyler mi kazandırmıştır? Ya kazanan kim? Güçlü ülkeler mi, yoksa insanlar mı? Ya kaybeden kim? Zayıf ülkeler mi, yoksa insanlar mı?...

LÜTFİ ŞAHİN