FİZİK MAKALELERİ Kategorisi - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda FİZİK MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 14 içerik bulunuyor.
Elektromanyetik spektrum,bir çoğunuzunda tahmin edeceği üzere dalga hareketi yapan

partiküllerin üzerinde yer aldığı spektrumdur.Bu dalgaların üzerinde neler vardır?Radyo ve televizyon

dalgalarından,mikrodalgaya kadar bir çok dalga çeşidi bu tayf üzerinde yer almaktadır.Bizim konumuz olan ise görünen ışıklardır.

Görünen ışıklar nedir?Biz burada insan gözünü model alrak açıklama yapacağız.İnsan gözünün görebildiği ışıklar,

7 renkten oluşan ve bu 7 rengin bir araya gelmesi sonucu oluşan beyaz ışığı içine almaktadır.Bu ışıkların başında kırmızı ve

sonunda mor ışık yer almaktadır.Kısaca dalgaboyları 3900 ile 6500 Angström arasında yer alan ışıklar insan gözünün görebildiği ışıklar grubuna girmektedir.

Bunlardan kırmızı ışık 6500 Angström ile başlar ve sonunda 3900 Angström olan mor ışık ile biter.Peki, elektromanyetik spektrumda sadece bu ışıklar mı var?

Böyle bir soru kafanıza takılabilir.Hayır,sadece görünen ışıklar yer almamaktadır.Kırmızı ışıktan daha büyük dalga boyuna sahip olan ve tayfın sol tarafında yer alan

kızıl ötesi ışıklar ile mor ötesi ışıklardan daha küçük dalga boyuna sahip mor ötesi ışıklarda bu spektrumda yer almaktadır.İnsan gözünün görebildiği dalga düzeyi

o kadar küçüktür ki,devede kulak gibidir.

Bizim seyrettiğimiz televizyonların dalgalarıda spektrumda yeralır,dinlediğimiz radyonun dalgalarıda...İşte bu tip dalgalara kızıl ötesi ışıklar adı verilmektedir.

Hastahanelerde çekinilen rontgen ışıkları ve uzaydan dünyamıza ulaşan kozmik ışıklarda bu tayfta yer alır;bunlarda mor ötesi adını verdiğimiz ışık grubunda yer almaktadır.

Herşey o kadar denge içerisindedirki,ışık ve dalga tayfıda bu dengeden nasibini almıştır.Bizim yapmamız gereken ise bu dengeyi yaratana şükretmek ve de tefekkür ile seyretmektir...





Not:Bu makale yazılırken George Gamov`un eserlerinden faydalanılmıştır.


LÜTFİ ŞAHİN

Matematik, zevkli ve bir o kadarda hammaddesi olan bir veriler tabanı bütünler sistemidir. Bazıları için korkutucu gelse de matematik, hayatın olmazsa olmazları arasında yer alan bir nicel ifadeler bütünüdür. Biz zannederiz ki; matematik sadece bilim dallarında kullanılır... Hayır, matematik için ast olan hayatın bütünüdür.
Bu bütün içerisinde bakkaldan tarttırdığımız çekirdekten tutunda, bakkaldan alacağımız para üstüne kadar bütün hayatımızı çepeçevre çevirmiş bir dizeyi buluruz. Bu ifadeler içerisinde kullandığımız ifadelerden birisi de, uzunluk ölçüleri olup, matematiğin olmazsa olmazları arasında yer almaktadır. Alan hesaplamalarından tutunda analitik geometriye kadar geniş bir ifadeler bütünü içerisinde yer alan uzunluk ölçüleri, cebirsel ifadelerde yer alarak önemini bize bir kez daha anlatmıştır. Belki olay görsel boyutta olmamış, ancak sayısal ifadeler bazında değerlendirmelerin bir karşılığı olduğu gerçeği, bize öneme haiz uzunluk ölçülerini iyi bilmemiz gerektiğini daha iyi belirtmektedir.
Matematikle iç içe olan ve neredeyse tamamı matematiksel veriler bütünü üzerine kurulu olan fizik bilimi içinde uzunluk ölçülerinin ayrı bir yeri olduğu gerçeği, bizleri daha geniş boyutta düşünmeye davet etmektedir. Uzayda ışık yılı, uçak termodinamiğinde ve bağıl hızda kilometre, ivme hesaplamalarında metre... Bu ve bunun gibi milyonlarca zemin üzerine oturmuş olan fizik ve matematik denklemler bütünü, amaç itibari ile insana hizmeti esas edinmektedir.
Bu hizmet temelinde bir damla bırakmak isteyen bilginler, proton tribünleri ile ışık hızı ve relativite konusundaki veri üzerine kurulu bilgilerini, hayata aktarma ve gözlemleme amacını gütmektedir. Normal ifadeler çerçevesinde ise bu tribünler çok hızlı hareket etmekte ve içerisinde bulunan kristalize maddelerin verecekleri tepkimeleri test etmek için kullanılmaktadır.
Yıllar içerisinde bende gelişen bir bilimsel hipotez ise, maddenin boyutlarını değiştirmeye yönelik olmuştur. Bana ait olan bu hipotezde kullandığım veriler ise maddeler halinde şunlardır:
a- Kütlenin korunumu,
b- Maddenin enerji düzeyleri-Atomun enerji düzeyleri,
c- Nötron yıldızları ve maddenin saf kütlesi.
Bu verileri belli bir düzende birleştirmeyi denedim ve sonuç olarak; maddenin boyutlarını değiştirme imkanına sahip olduğumuz gerçeğine ulaştım. Bunu denemek için ise kullanacağımız teknik modellemede proton tribünlerini örnek alacağız. Bu dönme hareketi yapacak tribünümüzün dış katmaları yoğun biçimde beta tanecikleri(1) taşıyacaklar. Bu tribün çok hızlı bir dönme hareketi yapacak ve ortada bulunacak maddenin elektron seviyesini bir üst düzeye yükseltecek.(2) Ancak bu işlemi o kadar büyük bir yoğaltma ile yapacak ki; maddenin sadece son yörüngesindeki elektronları değil, iç kısmında kalan eletronlarında enerji düzeylerini değiştirecek.(3) Bu şekilde maddenin boyutunu değiştirme imkanına ulaşmış olacağız...

AÇIKLAMALAR:
1- Beta tanecikleri eksi yüklü tanecikler olup, aynı yüklü taneciklerin birbirini iteceği kaidesi ile ve hızla dönen tribünün etkisi sonucu maddenin elektronlarının enerji düzeylerinin etkilenmesi,
2- Statik elektrik üretimi şeklinde bir enerji düzeyi değişikliği olmayıp, bütün enerji modellemelerini etkileyerek bir nevi plazma şekline yakın maddenin oluşturulması,
3- Daha üst düzey enerji düzeyine ulaşan atomun boyutları da değişecektir.

NOT: Bu yazımı canım annem Şerife ŞAHİN ve canım babam İbrahim ŞAHİN' e ithaf ediyorum.

LÜTFİ ŞAHİN

06/07/2014 22:28
Dışarıda yer alan otomobillere baktığımız zaman, bir hareketin olduğu ve otomobilin eksoz denilen kısmından dumanın çıktığını görürüz. Diğer taşıt araçlarının da aynı şekilde hareket ettiklerini ve eksozlarından dumanların çıktığını görmekteyiz.

Evde kullandığımız araçlarında çalışması için bir prize ihtiyaç duyarız. Bu aletler ya hareket sağlamakta(rondo gibi), ya da ses sağlamaktadır(radyo gibi).

Ne şekilde olursa olsun, araçlar çalışabilmek için bir enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerji otomobil örneğinde olduğu gibi ya benzinden sağlanmakta, ya da evdeki araçlar örneğinde olduğu gibi elektrikten temin edilmektedir.

Amaç ise var olan bir enerji şeklini, istediğimiz kullanılabilir enerji şekline çevirmektir. Benzinde yer alan kimyasal bağlar koparılarak hareket enerjisi sağlanmakta ve otomobiller hareket ettirilmektedir. Aynı şekilde, elektronların hareketi ile sağlanan elektrik enerjiside evdeki araçlarımızda ya harekete ya sese ya da başka bir şeye dönüştrülmektedir.

Hakeza, elektriğin üretimide enerjinin şekil değiştirmesi olarak ifade edilebilinir… termik yada nükleer santrallerdeki enerji şekilleri, değişime uğratılarak elektrik enerjisine çevrilmektedir. Burada ya ısı enerjisi çevrilmekte, ya da hareket enerjisi çevrilmektedir. Hareket enerjisi ise daha çok barajlardaki sudan elde edilerek, bu enerji biçimi elektrik enerjisine çevrilmektedir. Aynı biçimde, rüzgar enerjisinden de elektrik enrjisi üretilebilmektedir.

Rüzgar enerjisi sadece elektrik enerjisi üretiminde değil, aynı zamanda yal değirmenlerinde buğday üretimi konusunda da faydalı olup, hareket enerjisine çevrilerek buğdayların öğütülmesi sağlanmaktadır.

Nükleer enerji adını verdiğimiz enerji şekli de değişime uğratılarak kullanılabilinir enerji haline çevrilebilmektedir. Bu yolla elektrik üretilebilmekte ve yeni çalışmalar sayesinde ısıtma konusunda devrim oluşturulmaktadır.

Yukarıda anlattığım ifadelerden anlayabileceğimiz bir sonuç;enerji vardan yok, yoktan var olmaz, sadece şekil değiştirir. Ya hareket elektriğe, ya ısı elektriğe, ya potansiyel kinetiğe… bu örnekleri çok fazla bir şekilde uzatmamız mümkündür.

Enerjinin kullanıldığı süre içerisindeki birimi, o makinenin toplam enerji harcamasını ifade etmektedir. Bu kullanılan enerjinin toplam süreye bölümü ise, bize o makinenin gücünü vermektedir.

Size bu olayı basit bir örnek ile ifade etmek isterim… iki ampulu ele alalım,bu ampullerden birisi 100 watt ve diğeri 120 watt olsun. Bu ifadeler, ampullerin gücü olup, birim zamanda yaktıkları elektrik enerjisini ifade etmektedir. Eğer siz bu ampulleri belli bir zaman diliminde yakarsanız, güç ile zamanı çarptığınız zaman toplam kullanılan enerji miktarını bulmuş olursunuz. Bu ifadeyi kitaplarda yazan ve formülüze edilmiş şekli ile kullanırsak; “güç= enerji/ zaman” diyebiliriz. Bunu enerji olarak ifade edersek; “enerji= güç*zaman” ifadesini kullanabiliriz.

Nükleer enerji adı verilen ifade ise bambaşka özellik göstermektedir. “E=m*c*c” ile ifade şeklini bulan enerji şekli, atomda yer alan enerjinin büyüklüğünü ifade etmemiz için yeterlidir.

Dünya’da artan insan nüfusu ve buna bağlı olarak azalan enerji kaynakları insanları başka kaynaklara yönlendirmiştir. Bunlardan en bariz olanları ise güneş ve hidrojendir. Güneş enerjisi ile çalışan araçlar kullanılmakta, hesap makinelerinde güneş pilleri kullanılmakta ve bir çok enerji gerektiren yerde kullanımı devam etmektedir.

Hidrojenin kullanımı ise platin çubuklar ile oluşturulan düzeneklerdeki soğuk füzyon tepkimeleri ile sağlanmaya çalışılmakta, oksijen ile yakılma sonucu oluşan daha düşük düzeydeki enerji modelleri ile de araçlar hareket ettirilmektedir.

LÜTFİ ŞAHİN

15/07/2013 4:44
Hareket halinde bulunan bir otomobilin, hareket etmek için benzine ya da benzer bir yakıta ihtiyaç duyduğunu hepimiz biliriz. Bu yakıt ya benzindir, ya mazottur ya da otogazdır... Ancak ne olursa olsun aracın hareketi için bir tüketimin yapılması gerekmektedir. Netice itibari ile de şu kanun aklımıza gelmektedir:"Madde vardan yok, yoktan var olmaz." Hakeza, enerjinin korunumu yasası da burada devamı mahiyetinde ifade edilmektedir:"Enerji vardan yok, yoktan var olmaz."
Termodinamiğin ikinci yasası der ki:"Uzayda yer alan enerji miktarı sabittir, sadece dönüşüm vardır." Burada durağan bir olaydan bahsedilmemektedir. Aksine, devamlı dinamiği olan bir dize hareketten bahsedilmektedir. Madde-enerji ve enerji-madde dönüşümü sürekli olmakta ve bu olay büyük bir denge içerisinde devam etmektedir. Sizin vücudunuzdan yayılan ya da bir tüpten yayılan alevin ısısı hiçbir zaman kaybolmamakta ve uzayın derin köşelerinde entropi dağılımına ön ayak olmaktadır.
Enerjinin vardan yok, yoktan var olmayacağı gerçeği ile enerjinin şekil değiştirme ilkeleri birleştiği zaman, kainat efsanesinin çalışma dizesi hakkında bilgi sahibi oluruz. İlk başta verdiğim otomobil örneğinde benzinin içerisinde bulunan kimyasal enerji, 4 zamanlı bir motor sayesinde hareket enerjisine çevrilmektedir. Burada ki dönüşüm ise, kimyasal bağların koparılması sonucu oluşan ısının harekete çevrilmesi şeklinde bir dize akımı sergilemektedir. İfade tarzı ile de, kimyasal bağları bulunan ve birer karbon ürünü olan benzin yakılarak ısıya ve bu ısıda harekete çevrilmektedir. Siz diyebilirsiniz ki; nasıl olurda ısı harekete çevrilebilinir? Ocağınızda kaynayan ve buhar vermeye başlayan bir çaydanlığa rüzgar gülünü yaklaştırdığınız zaman; buharın etkisi ile döndüğünü fark edersiniz. Burada ısının harekete çevrilmesine basit bir örnek vermiş bulunmaktayız. Bu örnekleri ise binlere ve hatta milyonlara çıkarmamız mümkündür.
Peki, bir işin yapılabilmesi için enerjiye ihtiyaç duyuluyorda, insanların yaptıkları işler için nasıl bir enerji şekli kullanılmaktadır? Bu sorunun cevabı ilköğretimden başlayıp neredeyse hayatımızın tamamını kapsayacak şekilde bizleri meşgul etmektedir. Bizler yaşamak için yiyecekler yer ve su içeriz, aynı zamanda havayı soluruz... İşte, işin özü burada yatmaktadır. Nasıl ki karbon ve hidrojen ürünü fazla olan ve petrol polimeri olan benzin yakıldığında hareket sağlanıyor, bizim yediğimiz yiyeceklerde büyük bir yanma reaksiyonu gerçekleştirerek enerji elde etmektedir. Bu arada oluşan ısı düzeyi de hem proteinlerin ve hemde vücudun diğer fonksiyonlarının düzgün çalışması için kullanılmaktadır. Entropi olarak dağılan vücut ısısı, uzayın entropi düzeyininde dengede tutulmasında rol oynamaktadır. Belki size son söylediğim garip gelmiştir, ancak bu dediğim doğrudur... Bizler çoğalırken aslında Dünya'nın ağırlığı artmamaktadır. Doğada var olan maddeler bir araya gelmekte ve netice itibari ile de onikisentrilyon ton olan dünya kütlesi korunmaktadır. Aynı biçimde, kainatın kütlesi korunmakta, bunun yanında kainatın enerji düzeyi de korunmaktadır. Big-bang teoremi doğrudur, ancak benim kastetiğim nokta, uzayın büyümediği değil, kütle ve enerjinin korunduğu prensibidir. Kainatta var olan atom molekülü ile, var olan joule ifadesi ile ifade edebileceğimiz enerji hep denge altındadır. Odun yandığında hiçbir şey kaybolmamakta, bir miktar enerji ile beraber gaz ve kül çıkmaktadır. Eğer kimya bilimi çok ileri düzeylere ulaşsa ve bu çıkan şeyler bir araya getirilse yine odunu oluşturabiliriz. Odun yandı, o zaman madde miktarı azaldı mı? Hayır, maddenin bir kısmı kızılötesi ışınlar halinde entropi dönüşümüne katıldı; yani yoktan var olmadı, vardan yok...
Nasıl ki fission olayı ile madenin parçalanması sağlanıyor ise, füzyon olayı ile de birleştirme sağlanabilmektedir. Eğer yakılan odunun çıkan artıkları, karbon düzeyine erişmiş bir süpernova tiplemesinde olduğu gibi bir araya getirilebilse; yani füzyon reaksiyonuna uğratılabilse, tekrar odunu oluşturmamız mümkündür. Nasıl ki biz odunu yakıp bir miktar enerji elde ettik, ömrünü bitiren yıldızlarda enerji denklemlerini bozarak yeni maddeler oluşturmakatdır. Burada kaybolan odun yerine bu yıldızlarda yeni madde tiplemeleri oluşmaktadır. Karbona ve hatta demire varıncaya kadar sıkışma meydana gelmekte ve bizim burada yakıp kül ettiğimiz odunda bu şekilde kainatta tekrar oluşturulmaktadır...

NOT:Bu yazımı canım oğlum İbrahim Muhammed ŞAHİN'e ithaf ediyorum.

LÜTFİ ŞAHİN

İnsanoğlu da diğer varlıklar gibi canlılık özelliği taşırlar. Kuşlar kanatlarıyla uçabilirler, aslanlar güçlü pençelere sahiptirler ve hızlı koşabilirler, balıklar suyun derinliklerinde rahat bir şekilde yüzebilirler... buna benzer şeyleri uzatabiliriz. Bu kadar özelliğe sahip canlılar içerisinde insan çok çaresiz görünmektedir. Ancak bütün bu canlılardan daha üstün olan bir şeye sahiptir, o da "aklıdır."
İnsanoğlu aklı sayesinde çıtalarda daha hızlı giden taşıtlar yapmış, kuşlar gibi uçmayı sağlayan uçaklar yapmış, bunların yanında daha bir çok çalışmaları gerçekleştirmiştir.
İnsanlar suyun üzerinde giden taşıtları da aklı sayesinde yapmış ve kilometrelerce ötede bulunan yerlere bu taşıtlar ile ulaşmışlardır. Peki bu taşıtlar suyun üstünde nasıl dururlar?
Tahmin ediyorum ki hepiniz kağıttan gemi yapmasını biliyorsunuzdur. Gemiyi yaptıktan sonra bu gemiyi su dolu bir kapta yüzdürdüğünüzde belli bir süre yüzdüğünü, daha sonra ise battığını görürsünüz. Peki ne oldu da ilk etapta yüzen gemi, daha sonra battı?
Kağıttan yaptığınız geminin suyun üzerinde birim yüzeye uyguladığı kütle miktarı, suyun birim hacmindeki kütle miktarından daha az olduğu müddetçe gemi yüzecektir. Ancak yaptığınız gemi belli bir süre içerisinde iyice ıslanacak ve birim hacmindeki kütle miktarı, suyun birim hacmindeki kütle miktarından fazla olacak ve bunun sonucu olarakta gemi batacaktır.
Aynı prensip ile denizlerde ve okyanuslarda giden gemiler yapılmıştır. Geminin tabanı geniş tutulmuş ve bu şekilde birim hacimdeki kütle miktarı, suyun birim hacmindeki kütle miktarından daha az olmuştur. Bu şekilde tasarlanan gemilerde rahat bir şekilde yüzdürülmüştür.

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [1/3] 1 2 3 Sonraki