FİZİK MAKALELERİ Kategorisi - Sayfa 2 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda FİZİK MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 14 içerik bulunuyor.
22/06/2013 2:15
Çevremize baktığımız zaman bütün her şeyin bir renginin olduğunu görürüz. Eğer ki renkler olmasaydı her şey birbirine karışmış bir şekilde görülecekti ki bu da bize nesneleri ayırt etmemizde zorluk yaşamamıza neden olacaktı.
Her şeyin kendine has bir rengi var. Hepinizin dikkatini çektiğini düşündüğüm bir husus ise bu renkleri ışıklı ortamda görebildiğimiz hususu. Evet, renkleri görebilmemiz için bir ışık kaynağına ihtiyaç vardır. Bu ışık kaynağı bir lamba olabileceği gibi doğal bir ışık kaynağı olan Güneş'te olabilir.
Akşam saatlerinde, ışığın olmadığı bir ortamda her şeyi siyah görürüz. Bu gördüğümüz siyahlığa gökyüzü de dahildir. Evet, gece vakti gökyüzü siyahtır, peki ya gündüz saatlerinde rengi nedir? Masmavi...
Ne oldu da geceleri siyah görünen gökyüzü gündüz saatlerinde mavi göründü. Hava da bir çok atomun bulunduğu bilinmektedir. Bu gaz halinde bulunan atomların ve moleküllerin içerisinde azot, oksijen, hidrojen, karbondioksit gibi maddeler yer aldığı gibi su molekülleri, toz zerreleri gibi maddeler de yer almaktadır.
Nasıl ki bütün nesneler reklerini ifade etmek için ışığa ihtiyaç duyuyor, gökyüzü de rengini belli etmek için ışığa ihtiyaç duymaktadır. Bu ışığı ise gündüz saatlerinde Güneş'ten almaktadır.
Güneş'ten gelen ışıklar tüm Dünya'mızı aydınlatmakta ve gökyüzününde rengini göstermektedir. Güneşten gelen bu ışıklar gökyüzünde bulunan atomlara çarpmakta ve bu atomlar arasından geçerken oluşan zorluktan dolayı da gökyüzü mavi renkte görünmektedir. Bunu anlamak için elektrikli sobalara bakmamız yetecektir. Elektrikli sobalarda fişi prize taktığımız zaman kablolardan elektrik geçmekte ve sobanın tellerinden elektrik geçerken zorluk yaşadığı için kızarmakta ve kırmızı bir renk görünmektedir. Aynı şekilde, Güneş'ten gelen ışıklar, havada bulunan atomların arasından geçerken zorlanmakta ve bu da gökyüzünün mavi renkte görünmesine neden olmaktadır.

LÜTFİ ŞAHİN

Yüzyılların vermiş olduğu bilgi doygunluğu içerisinde insanlar, madde ve enerji modellemeleri üzerinde yoğunlaşmış ve bunun ile ilgili hem farazi ve hem de kanun niteliğinde ve nitelden çok nicele dayandırılmaya çalışılan bir bilimler zincirini oluşturmuştur. Bütün bilim dallarının birbiri ile ilişkili olduğu düşünülürse, bu bilimler zinciri içerisinde matematiğin ve buna bağlı olarak gelişimini hızla sürdüren fizik ve bunun alt dalı olan enerji mekaniğini verebiliriz. Ben enerji mekaniği diyorum, buna fizikçiler ister optik ve yan dalları desin isterse dalga mekaniği desin; ancak bütün enerji modellemelerin temelinde maddenin; bütün maddenin temelinde de enerjinin olduğu aşikardır. Basit bir modelleme ile ifade etmeye çalışırsak; enerji maddenin az yoğun hali; tam tersi olarakta madde enerjinin daha yoğun halidir diyebiliriz. Yapılan çalışmalar neticelerini vermeye başlamış ve bizim evren düzlemimiz içerisinde yer alan elektromanyetik spektrumun benim bu bahsetmiş olduğum faraziye uygun olduğu da tespitler içerisinde yer almıştır.
Spektrum içerisinde yer alan ve insan ve diğer canlılar için büyük öneme haiz olan görünen dalgalar ise ayrı yere sahiptir. 3900-6500 angstrom dalga boylarında yer alan bu enerji modellemesi üzerinde yıllarca araştırmalar yapılmış ve girişim deneyleri ile kırılım deneylerinin birleştirilmesi sonucu hem partiküler düzeyde ve hemde dalga düzeyinde değerlendirilmesi gerektiği tespit edilmiştir. Relativistik parçanın dinamiklerini formülleştiren ünlü fizikçi Einstein ve ileriki dönemlerde yer bulan matematiksel ifadeler neticesinde, ışığın saniyede yaklaşık bir ifade ile üçyüzbin kilometre gibi bir hızla hareket ettiği tespit edilmiştir. Bu kadar hızla hareket eden enerji düzeyi ile ilgili çalışmalar günümüze kadar sürmüş ve sürmeye de devam etmektedir.
Bazı bilim çevreleri tarafından spekülasyon olarak ifade edilse de benim kabul ettiğim çalışmalardan biriside 2004 senesinde Azerbaycanlı bir araştırmacının yapmış olduğu ve ruhun görüntülenmesi ile ilgili çalışmadır. Ben size bu çalışmanın izahını yapmak istemiyorum, ancak örneklendirme babında ele almak amacıyla bu ifadeye yer vermek istedim. Acaba çok hızlı hareket eden nesneleri görüntüleme imkanı var mı? Ben kendime ait bir nitel hipotezi size bu yazımda sunmak istiyorum...
Düşünsenize, çok hızlı giden bir nesneyi görüntüleme imkanına sahip olsanız ve gözün görme reflekslerini buna göre ayarlama imkanımız olsaydı... Şu an geliştirilen cihazlar ile hareketli bir görüntüyü yavaş çekimde seyretmemiz mümkün, ancak benim ifade edeceğim olay biraz farklı. Çünkü , sizin seyrettiğiniz görüntü normal karakterler düzeyinde çekilmiştir. Bu da insan gözünün algılamasının üstünde olan ve saniyede 16 ile 25 arasında bir kareye görüntü aktarma şeklinde olacaktır. Benim düşündüğüm ifade de ise saniyede 25 kareye değilde 2500 kareye görüntüyü atma imkanımız olsa ve daha sonra bu görüntüleri yavaş çekimde seyrettiğimiz zaman, gözümüzün algılayamayacağı hızda giden nesneleri görmemiz mümkün olabilir mi? Bu yöntem ile foton taneciklerini yada daha yavaş hareket eden nesneleri yada uygun optik aygıtlar ile enerji modellemelerini görme imkanı olacak mıdır?
Ben bu hipotezi fizikçilere bırakıyorum, deneyip görmede fayda vardır. Eğer günün birinde bir fizikçi bu yazımı okuyup bunu denerse sonucu ilk öğrenmek isteyenlerden birisi de ben olurum...

NOT:Bu yazıyı canım oğlum İbrahim Muhammed ŞAHİN` e ithaf ediyorum.

LÜTFİ ŞAHİN

İnsanlar,sahip oldukları yapı gereği rahat yaşamayı ve işlerinin kolay olmasını severler.Bu durum rahat bir yolculuk yapmak içinde geçerlidir.Tarih boyunca insanlar çoğunlukla yaya ve ileriki dönemlerde binek hayvanlarının üzerinde yolculuklar yapmış ve bu yolculuklar hem çok uzun sürmüş ve hem de rahatsız edecek tarzda olmuştur.Zaman içerisinde belli taşıtlar bulunmuş ve yolculuk süresi daha kısa olmuş,ayrıca yolculuklar daha konforlu hale gelmiştir.Günümüzde,uzayın uydusu şeklinde hareket eden uçaklar ile dünyanın bir ucundan diğer ucuna gitmek sadece birkaç saatte olmaktadır.Bu uçaklar,normal uçakların aksine atmosfer tabakasının iyice dışına çıkmakta ve atmosfere teğet hareket etmektedir.



Teknoloji ne kadar gelişirse,insanlar bir o kadar rahat yaşama hevesine kapılmaktadır.Birkaç saat içerisinde dünyanın bir tarafından öbür tarafına gitmek bile insanlar için yetersiz kalmış ve bir anda bu yolculuğu yapma hırsına kapılmıştır.Kısaca ise bu bir anlık yolculuğa ışınlama adı verilmiştir.Bu konu ile ilgili olarak birçok çalışma yapılmış ve hala da yapılmaktadır.Kısaca yapılmaya çalışılan şey ise ışık hızında hareket ederek bir anda yolculuğun tamamlanmasıdır.Ancak genel relativite ifadesi her zaman gözardı edilmiş ve denemelerde hep başarısız olunmuştur.Hatta konu ile ilgili olarak Amerika’lıların yaptıkları bir denemede büyük bir geminin yok olduğu ifade edilmektedir.Denemeler bu şekilde devam edecek olursa daha birçok başarısızlıkta ortaya çıkacaktır.Çünkü bir meteryal ışık hızına ulaştığı zaman,madde özelliğini kaybetmek zorundadır.Einstein ne kadar güzel bir şekilde olayı ifade etmiştir,ışıkhızına ulaşıldığı zaman kütle sonsuz olmakta,zaman sıfırlanmakta ve hacimde sıfır olmakta…



Benim konu ile ilgili olarak ise basit bir önerim olacak.Yapılan çalışmalar sonucu,laboratuar ortamında ışıktan daha hızlı hareket eden ve adına takyon denilen partiküller bulunmuştur.Işık hızının üzerinde ise sonuç sebebten önce olmaktadır.Yani vereceğim örnek size saçma gelsede bu doğru bir örnek olacaktır,normal şartlarda bizler acıktığımız için yemek yeriz,ancak ışık hızının üstünde yemek yendikten sonra acıkma hissi ortaya çıkmaktadır.Aynı şekilde,normal bir ortamda sizler bir kapıyı geçtiğiniz zaman,o kapının dışına çıkmış olursunuz,ancak ışık hızının üstünde o kapıdan geçtiğinizde kapının dışına değil,başka bir mekana geçmiş olursunuz.Ben konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum,basitce olayı ifade etmek istiyorum…Takyon dediğimiz ve ışıktan daha hızlı giden bu partiküller aynı anda birden fazla yerde bulunmaktadır.Eğer bu partikülleri bir kapı gibi odaklama imkanı olsa ve siz bu kapıdan geçmiş olsanız,geçtiğinizde dışarıda değil başka bir mekanda olacaksınızdır.Olacağınız mekan ise takyon partiküllerinin görüneceği mekandır.Hani demiştim ya,takyonlar birden fazla yerde görünürler,işte o kapıda görünen birinci görüntü,sizin o kapıdan geçtiğinizde olacağınız yerde takyonların ikinci görüntüsünün olduğu yerdir.Sadece görüntünün ortaya çıkacağı yer için araştırmalar yapılmalı ve yanlış mekanda ortaya çıkmamalıdır.



Bir başka yazımda görüşmek üzere...

LÜTFİ ŞAHİN

06/07/2013 1:14
Zaman içerisinde zorluklar ile mücadele eden insanlar, bu zorlukları yenmek için bilimsel verileri kullanma yoluna gitmişlerdir. Bu kullanma ifadesini ele alırken, önceleri sadece somut ve nitel düzeyde iken yıllar içerisinde soyut ve nicel bütünler topluluğu oluşturulmuştur.
Konu ile ilgili çalışmalar , insanlara istatistiki veriler yanında önemli bilginlerin biyograflarını hazırlama ile ilgili kıstaslara kadar ulaşmıştır. Bu ifadeler içerisinde hazırlanan biyograflardan biriside Newton adı verilen kişi olmuştur.
Büyük bir gözlemci olan Isaac Newton, istatistiki tabandan çok nitel çerçevede ele aldığı veriler topluluğunu kendi beyni ve o zamanki teknik bilgiler çerçevesinde sentez ettiği zaman gördü ki:

Yük*Yük kolu= Kuvvet*Kuvvet kolu


Newton, bu ifadelerin basit makineler için gerekli ifadeler olduğunu biliyordu ve bu formüle dayanarak dedi ki;"Bana uzayda öyle bir destek noktası verin ki, Dünya'yı yerinden oynatayım."
Newton'un bu ifadesi, yukarıdaki veriler çerçevesinde mümkündür. Yeterince uzun ve dayanıklı bir sopa ve bu sopayı destekleyecek ölçüde bir destek noktası ile Dünya'yı yerinden oynatmak mümkündür.
Newton'un ifade şekline benzer bir ifadeyi de ben fizikçilere öneri olarak sunmak istiyorum. Bu ifade içerisinde kullanacağımız formüller ise şunlardır:

Çevre=2*∏*R



Relativistik parçanın dinamikleri ve hesaplamaları


Bu ifadeler çerçevesinde yeterince uzun olan bir telin yeterince hızlı bir şekilde döndürüldüğü zaman çevre hesaplamalarından ışık hızını geçmesi gerekecektir. Örneğin 50 km uzunlukta olan bir telin saniyede 1000 sefer döndürülmesi demek, uç noktalarda ışık hızına ulaşmayı gerektirmektedir. Ya birde bu telin boyutunu daha fazla yapacak olursak o taktirde uç kısımlarda ışık hızını geçme gibi bir ifadeye ulaşmış oluruz. Ancak relativistik parçanın dinamikleri bize bunun mümkün olmadığını ifade etmektedir. Şimdi ben sözümü şu şekilde ifade edeyim:"Bana yeterince uzun bir tel ve kuvvetli bir motor verin, size ışık hızını geçmenin yolunu göstereyim." Bu ifadenin doğruluğunu ise fizikçilere bırakıyorum...


NOT:Bu yazımı canım annem Şerife ŞAHİN ve canım babam İbrahim ŞAHİN ` e ithaf ediyorum...

LÜTFİ ŞAHİN

Büyük bilgin Einstein, relativite teoremini anlatırken oldukça zorlanmış ve bunu değişik örneklerle ifade etmeye çalışmıştır. Hızın, parçacıklar üzerinde etkisi ve algısal duyularla ifade şekli, bu bilginin anlatım şeklini zorlamış ve bu gün bile fizkçilerin öğrencilerine anlatmada zorluk çekmelerine neden olmaktadır.
Kütlenin sonsuz ifade edilmesi, ışık hızı ifadesinin anlatımında zorlanmalara neden olan olayların başında gelmektedir. Peki sonsuz kütele nasıl hareket ettirilir ki? Sonsuz kütleyi hareket ettirmek için sonsuz enerji gerekmektedir, zaten ifadenin anlatım ifadesindeki zorluk burada başlamaktadır. Siz onluk sayı sisteminin üzerine eksi otuzbir ifadesini koyarak foton tanesinin gram cinsinden ifadesini yazdığınız zaman ve bunun ışık hızına ulaştığı zamnki değerini anlatmaya çalıştığınız zaman sonsuzluk ifadesinin aslında göreceli olduğunu fark edersiniz… Limit ifadelerinde altta yazan x’in sonsuzluğa işaret etmesi, aslında gerçek bir sonsuzluk değildir, göreceli sonsuzluğa işaret etmektedir… Bu olayı size basit bir şekilde ifade etmek isterim, normalde bir sayısı ile iki sayısı arası sonsuzdur, ama bu görecelidir. Siz bir ile iki sayısı arasına sonsuz tane sayı ifadesini yer ettirebilirsiniz. Hakeza bunu başka bir şekilde de örneklendirebiliriz… Arasında bir metre uzaklık bulunan iki kişi arasındaki mesafe aslında sonsuzdur diyebilir miyiz? Diyebiliriz… Siz o bir metrelik ifadeyi metre cinsinden giderseniz kısadır, ama ya santimetre milimetre yada daha ufak boyutlardaki uzunluklarla ifade etmeye kalkıp o uzunluk ölçüleri ile gitmeye çalışırsanız, siz o bir metrelik mesafeyi sonsuz olarak ifade etmek zorunda kalırsınız ve o bir metrelik mesafeyi de sonsuz zaman diliminde aşmak zorunda kalırsınız.
Işık hızında yer alan sonsuzluk ifadesi de göreceli olup, mutlak sonsuzluğu ifade etmemektedir. Netice itibari ile ışık hızında giden fotonun kütlesi matematiksel olarak ifade tarzını bulmuştur. Sonsuz olan bir kütlenin ifadesi de matematiksel olarak ifadesi olmazdı. Ama fotonun kütlesi, asıl kütlesine göre ifade edilirken, sonsuz ifadesi kullanılmaktadır. Netice itibari ile de bu ifade limit ifadesine aktarıldığı zaman sonsuzluğu ifade edecek şekilde ifade edilmek zorundadır. Ama ne kütle sonsuzdur, ne hacim sıfırdır ve nede zaman sıfırdır… ama benim dediğim bu olay mutlak ifadeler için geçerlidir. Yani mutlak bir sonsuzluk ya da mutlak bir sıfır noktası olarak ifade şeklini bulamaz. Ama kütle o kadar artar ki, matematiksel olarak ifade sonsuzluk olarak karşılığını bulur, ancak bu ifadeler mutlak değildir.
Hakeza son zamanlarda yapılan matematiksel ifadeler ve bulunan takyon adlı meteryaller ışık hızından daha hızlı hareket etmenin mümkün olduğu şeklinde yorumların yapılmasına neden olmuştur. Bu olayın ifade şekli ise imaginer sayı sistemleri ile yerli yerine oturmuştur. Sizlere bir soru sorulsa ve dense ki 1 sayısının karekök dışına çıkması için hangi sayı kullanılmalıdır? Bu sorunun karşılığı +1 ya da –1 şeklinde olacaktır. Peki -1 sayısının karekök içerisinden çıkması için nasıl bir sayı kullanılmalıdır, bu sorunun cevabı ne olmalıdır? Tabii ki böyle bir sorunun cevabı yoktur, çünkü bu sanal bir sayıdır; yani imaginer bir sayı ifadesidir.
İşte bizim evrenimizde kullanılabilen sayı ifadeleri belli iken, matematiksel olarak ifade edilemeyen bu sayı düzenekleri bizlere farklı boyutların olabileceği ifadesini beraberinde getirmiştir. Konu ile ilgili olarak Feinberg ve onun gibi düşünenler iddialarını şöyle öne sürdüler; dediler ki “ Madem ki matematikte sanal sayılar vardır, fizikte niye olmasın ki? “ (*)
Ama olayın açılımı sadece matematiksel nicelikler olmayıp, bulunan takyon adlı partiküllerde bize fikir vermiştir. Çünkü takyonların ışık hızından daha hızlı hareket ettikleri tespit edilmiştir. Bizim evrenimizde ise ışık hızını geçme imkanı bulunmamaktadır. Bu ise bu partiküllerin başka bir boyuttan yani başka bir evrenden geldiği hipotezini kuvvetlendirmektedir.
Peki ışık hızının üstündeki bu partiküller nasıl özelliklere sahiptir? Bu partiküller negatif bir kütleye sahip olup, ışık hızında giden partiküller gibi çok büyük kütle yerine negatif bir ifadeye sahip kütleye sahiptirler. Hacim olarak aynı anda birden çok yerde bulunabilen bu partiküller, sıcakta eriyen sakız gibidirler. Zaman ise bu partiküllerde geriye doğru hareket etmektedir. Buda fizikçilerin zaman makinesi hayallerini süslemektedir.
Konu bu kadar basit olmayıp, daha ispatlanması gereken çok soru vardır. Ancak sizlere bir nebzede olsa bilgi verebildiysem kendimi şanslı hissederim…

(*) Tuna T.,Sonsuz Uzaylar, Boğaziçi Yayınları, sayfa 147.

FAYDALANILAN KAYNAKLAR

1- Tuna T. , Sonsuz Uzaylar, Boğaziçi Yayınları, sayfa 146-147.


LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [2/3] Önceki 1 2 3 Sonraki