TARİH MAKALELERİ Kategorisi - Sayfa 2 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda TARİH MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 10 içerik bulunuyor.
"Osmanlı'yı Osmanlı yapan liyakat sahibi ve görev bilinci olan insanlarıdır." (Lütfi ŞAHİN)
Osmanlı yönetiminden, en alt kademesine kadar düzgün ve düzenli işleyen bir yapıya sahipti. Ta ki Kanuni'nin yaptığı hataya kadar... Şehzade Mustafa'yı öldürtmesi.
Kimdir Şehzade Mustafa? Kanuni'nin ilk hanımı olan Mahidevran Sultan'dan olan ilk oğludur. 1515 yılında Manisa'da Dünya'ya gelmiştir.
Kanuni padişah olduktan sonra eşi Mahidevran Sultan'da İstanbul'a gelmiştir. Burada sukunet içerisinde yaşamlarını sürdürürken hareme giren Hürrem Sultan tarihin yön değiştirmesine neden olacak işleri yapmaya başlamıştır.
Şehzade Mustafa gayet iyi bir şekilde yetişmiş, ileri düzeyde liderlik vasıflarına sahip bir veliahttı. Zamanın bütün konularında kendisini yetiştirmiş, aynı zamanda ileri düzeyde cengaverlik yeteneğine sahipti.
Hürrem Sultan'ın iki tane oğlu olmuştur. Oğlanlarından Şehzade Mehmet vefat etmiş, diğer oğlu Şehzade Beyazıd yaşamını sürdürüyordu ve Hürrem Sultan'ın bu oğlu ile ilgili hayali vardı: ülkenin yönetimini elde etmesi.
Şehzade Mustafa ilk oğlan olması ve sevilen bir insan olması nedeniyle padişah olmaya en uygun kişiydi. Bunu bilen Hürrem Sultan dikkatli bir şekilde takibe başlar.
Şehzade Mustafa Amasya'ya vali olarak gönderilmişti. Hürrem Sultan kendi kızıyla evli Damat Ferit ile beraber bir plan hazırlarlar ve bunu tatbike koyulurlar.
Şehzade Mustafa'nın tahtı ele geçirmek için hazırlık yaptığı şeklindeki haberi Hürrem Sultan padişaha duyurur. Kanuni bunun üzerine tedbir alması gerektiğini düşünür.
O sırada sefere çıkan Kanuni'ye yardım için gelen Şehzade Mustafa babasının elini öpmek için onun çadırına doğru ilerler. Hiçbir zaman bir şehzadenin silahlarını çıkarmasını istemeyen askerler, Şehzade Mustafa'ya silahlarını çıkarmasını söylerler.
Büyük bir olasılıkla Şehzade Mustafa olacakları anlamıştır, ancak buna rağmen bir şey demeden silahlarını çıkartıp çadıra girer.
Çadırda iki tane cellat saldırır, şehzade onları bertraf eder. Ancak daha sonra iki cellat daha saldırır ve onları alt edemez. 1553 yılında bu yiğit şehzade Ereğli Ovasında katledilir.
Ama ne gariptir ki Hürrem Sultan yine de amacına ulaşamaz. Kısa bir zaman sonra Şehzade Beyazıd İran Şahı tarafından öldürülür. Osmanlı tahtına istediği gibi oğlu geçememiştir.
Belki bazılarınız "bir ana şefkati nedeniyle Hürrem Sultan böyle yapmıştır" diyebilirsiniz, ancak bu olay Osmanlı için sonun başlangıcı olmuştur. O ülkenin içerisinde yaşayan binlerce ana, binlerce baba vardı.
Şehzade Mustafa hem mantıksal yönden hem de duygusal yönden son derece gelişmiş bir veliahttı. Böyle olması onun ülke yönetiminde başarılı olacağını en güzel ifade eden açıklamadır.
Ama ne denir; "tarihten ibret almak gerekir." İnsanlar tarihlerine bakar ve ibret alırlar, önemli olan ise aynı hataya tekrar düşmemektir. Mutluluğun ve güzel bir yaşamın hepinizin hayat denilen tarihinizi süslemesi temennisiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

"Osmanlı'yı kendisine inanan ve güvenen padişahlar yüceltmiş ve yükseltmiştir." (Lütfi ŞAHİN)
6 asır boyunca Dünya'ya hükmetmek, hem de adaletli bir şekilde hükmetmek; hiçbir ulusun tarihini böyle bir güzellik süslememiştir. Ama Dünya'ya 6 asırdan fazla hükmetmiş olan bir saltanatı kurmakta, muhtemelen sevindiricidir. Bu saltanatı kuran kişi; Osman Bey'dir.
1258 yılında Söğüt'te Dünya'ya gelen Osman Bey'in babası Kayı Aşiretinin Bey'i Ertuğrul Bey'dir. Son derece meraklı olan Osman Bey yıllarca arayış içerisine girmiştir. Peki aradığı ne idi...
Dağ dere devamlı dolaşan Osman Bey, Dünya'nın uçsuz bucaksız olduğunu düşünmüş ve kendisini aramıştır. Kendisine aradığı şeylerin cevabını veren ise, daha sonra kayınpederi olan Şeyh Edebali olmuştur.
Şeyh Edebali'nin yanında rahatlayan ve huzura kavuşan Osman Gazi, sık sık Şeyh Edebali'nin dergahına gelmekte ve onun derslerinden zevk almaktadır. Bir gün gördüğü rüyanın tesiriyle Osman Gazi'nin uzun süre devam edecek bir saltanatın kurucusu olacağını, Osman Gazi'ye anlatır.
İleriki yıllarda Şeyh Edebali'nin kızı ile evlenen Osman Gazi, babasının 1281 tarihinde vefat etmesi üzerine, Kayı Aşireti'nin başına geçer.
Osman Gazi'nin ilk fethettiği yer ise Kulaca Hisarı'dır. Durumdan son derece memnun olan Anadolu Selçuklu Sultanı 2. Gıyaseddin Mesud, Osman Gazi'ye bey ünvanını verir.
Osman Bey'in bu hızlı ilerleyişi Bilecik Tekfuru'nu rahatsız eder ve tehlikenin büyüyeceğini düşünür. Bunu önlemek amacıyla oğluyla Yarhisar Tekfuru'nun kızını evlendireceği düğüne Osman Bey'i de davet eder. Bilecik Tekfuru ile düşman olan Harmankaya Tekfuru ise durumu Osman Bey'e bildirir. Hazırlıklı bir şekilde düğüne katılan Osman Bey, ordusuyla beraber Bilecik'i fetheder. Yarhisar Tekfurunun kızını ise kendi oğlu Orhan Gazi ile evlendirir.
1299 yılında Osman Bey , diğer beylikler arasından bağımsızlığını ilan edip, Osmanlı Devleti'ni kurmuştur. İzmit, Kestel, Akhisar, Mudanya, Karamürsel, Bursa ve daha bir çok yeri fethetmiştir.
1315 yılında Bursa'yı fethetti. Ancak bu savaşlar sırasında Osman Bey rahatsızlandı. 1324 yılında işleri oğlu Orhan Gazi'ye bıraktı, ama yönetim yine kendisindeydi. 1326 yılında Bursa'da vefat etti.
İlk defa Osmanlı parası Osman Bey zamanında basılmış ve adına sikke denilmiştir.
Belki Şeyh Edebali'nin anlatmış olduğu rüyanın etkisiyle, belki de daha önce kazanmış olduğu özgüvenle Osman Bey bunları başarmıştır. Kendisine inanmayan bir insanın başarılı olması söz konusu değildir.
İnsanın yapacağı şeyleri düşünmesi, bu düşüncelerin yanı sıra; "ben bunları başarabilirim" ifadelerinin yerleşmesi, başarı için altın kuraldır.
Kendisine inanmayan bir kimse hiçbir zaman başarılı olamayacaktır, başarılı olsa bile hayal ettiği şeyi değil, rastlantısal olaylar dizesini başarmış olacaktır.
Sizlerin kendinize inanmanız ve başarılı yarınlar yaşamanız temennisiyle...

LÜTFİ ŞAHİN

"Osmanlı padişahları rahat yaşamamış, aksine çok cefalar çekmişlerdir." (1)
Yukarıdaki sözü ispatlar tarzda birçok cefalar çekmiş padişahlardan birisi de Sofu Bayezid olarak anılan 2. Bayezid'dir.
Babası Fatih Sultan Mehmet, annesi Gülbahar Hatun olan Bayezid 3 Aralık 1447'de bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne'ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka'da dünyaya geldi.
Fatih oğlunun çok iyi bir eğitim almasını istiyordu. Bayezid yedi yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi oldu. Burada o dönemin en ünlü alimlerinden dersler aldı. İslami ilimler alanında dersler aldığı gibi matematik ve felsefe alanında da dersler aldı. İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Bayrami tarikat şeyhi olan Muhyiddin Mehmed-i İskilibi olmuştur. Bunların yanı sıra Şeyh Hamdullah'tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsça'nın yanı sıra, Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi.
Görüldüğü gibi padişah adayı olan bir kimsenin çocuk yaşlarda aldığı ilim bile yeterince ağır; peki gerekli mi? Halkına hizmet etmeyi düşünen herkes için gerekli... Osmanlı padişahları sadece halklarına değil, tüm insanlara hizmet etmeyi gaye edinmişlerdir, bu yüzden onlar için daha fazla ilim elzemdi.
Fatih Sultan Mehmet 4 Mayıs 1481'de Gebze yakınlarında vefat etmiştir. Bunun üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmet Paşa hem Bayezid'e hem de Bayezid'in kardeşi Cem Sultan'a haberciler gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanıp alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid'in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul'da isyan çıkararak Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmet Paşa'yı öldürdüler ve Bayezid'in oğlu Şehzade Korkut'u babasına vekaleten tahta çıkardılar. Hızlı bir şekilde Bayezid maiyetindeki 4 bin kişi ile beraber Amasya'dan yola çıkıp Üsküdar'a geldi. Bir gün sonra oğlu Şehzade Korkut'tan saltanatı resmen alıp 22 Mayıs 1481'de Osmanlı tahtına çıktı ve devleti idare etmeye başladı.

CEM SULTAN MESELESİ
Cem Sultan kardeşi 2. Bayezid'in padişahlığını kabul etmedi. Bu nedenden dolayı uzun bir süre taht kavgası yaşandı.
Cem Sultan 4 bin askeriyle İnegöl taraflarında Bayezid'in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Cem Sultan bu savaşı kazandı ve akabinde Bursa'da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle padişahlığını ilan etti. Burada 18 gün saltanat süren Cem Sultan 2. Bayezid'e imparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre imparatorluğun Anadolu tarafı Cem Sultan'a, Avrupa tarafı ise 2. Bayezid'e verilecekti. Devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif hem Bayezid tarafından hem de devletin ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı. Bu konuda Cem Sultan'ı Avrupalılar ve Memluklular desteklediler.
1481 Haziran ayında 2. Bayezid'in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan Konya'ya çekildi. Konya'da istediği desteği alamayan Cem Sultan Tarsus'a geçti. Daha sonra Mekke'ye giderek hac vazifesini yerine getirdi. Bu dönem içerisinde 2. Bayezid kardeşine padişahlıktan vazgeçmesi için 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Cem Sultan bunu kabul etmedi. Benzeri teklifler yapıldıysa da sonuç vermedi. Cem Sultan Memlukluların ve Karaman Beylerinin desteğiyle bir ordu topladı. 27 Mayıs 1482'de Konya'yı kuşattı. Osmanlı Ordusu'nun Konya'ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı. İki taraf Akşehir'de karşılaştı ve Cem Sultan yenik düştü. Cem Sultan önce Ankara'ya geldi. Daha sonra Rodos'a gitti. Bundan sonra Cem Sultan için Avrupa'da maceralı bir esaret hayatı başladı ve hayattayken bir daha vatanına dönemedi.

KÜÇÜK KIYAMET (BÜYÜK İSTANBUL DEPREMİ)
10 Eylül 1509 tarihinde başlayıp 45 gün süren deprem Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinde etkili oldu. Halk iki ay çadırlarda yaşadı.
Bu deprem dalgası aynı zamanda İstanbul'u da etkiledi. 14 Eylül 1509 tarihinde İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet denilen bu depremde 109 camii ve mescit ile 1070 tane ev kullanılamaz hale geldi. Birçok insanda hayatını kaybetti.
Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle ikinci başkenti olan Edirne'ye gittiyse de 15 gün sonra İstanbul depremine benzer şiddette bir depremde burada yaşandı. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için ahşap bir ev yaptı.
2. Bayezid bu depremlerden sonra tamirat emrini verdi. Binlerce insanın çalışması sonucu İstanbul eskisi gibi güzel bir yapı sergileyen bir şehir haline getirildi.

TAHTTAN FERAGATI VE VEFATI
2. Bayezid değişik nedenlerden dolayı 24 Nisan 1512 tarihinde tahtından feragat edip yerini oğlu Selim'e bırakmıştır.
2. Bayezid tahtını oğluna bırakırken şu sözleri söyledi:
"Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol. Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana ram olmasını istiyorsan ulemaya çok saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye sert davranma."
2. Bayezid Dimetoka'ya gitmek istedi. 11 gün sonra kalabalık bir maiyet ile İstanbul'dan yola çıktı. Yola çıktığında çok hasta ve bitkin olan sultan yola tahtırevan ile devam edebildi. Dimetoka'ya ulaşamadan, yola çıkışından 32 gün sonra Edirne'nin güneydoğusundaki Havsa ilçesinin Abalar köyünde 26 Mayıs 1512'de vefat etti.

DİPNOTLAR: (1) Lütfi Şahin.

KAYNAKÇA:
1-http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Bayezid


LÜTFİ ŞAHİN

30 Mart 1432 tarihinde Edirne'de Dünya'ya gelen bir padişah oğlu, bir çağ kapatıp yeni bir çağ açan bu sultan:2. Mehmet'ti...
2. Murat ve Hüma Hatun' un oğlu olan Mehmet, küçük yaşlarda çok hırçın olması nedeniyle eğitiminde zorlanılmıştı. Sonunda 2. Murat oğlunu Molla Gürani'ye teslim etmiş ve ona bir sopa vererek kullanabileceğini ifade etmiştir. Molla Gürani Mehmet'e bir hocanın öğrencisine verdiği ceza ile ilgili bir cümle okutur. Mehmet durumun vehametini kavrayarak kendini eğitime verir.
2. Murat barışı sağladığını düşünerek 1444 tarihinde tahtı 2. Mehmet'e bıraktı. Bunu fırsat bilen Hristiyan ordusu saldırıya hazırlanmaya başladı. Olayın vehameti ortaya çıkınca 2. Mehmet tahtı tekrar babasına bıraktı.
3 Şubat 1451 tarihinde babası 2. Murat'ın vefat etmesi üzerine tahta ikinci kez geçti.

İstanbul'un fethi
"Konstantiniye elbet fetih olunacaktır. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır, onu fetheden asker ne güzel askerdir." (1)
Asırlar boyunca bir kavmin değil, bütün kavimlerin hayalini süslemiş olan bir şehir; İstanbul... Üzerine binlerce yazı ve şiir yazılmış ve o güne değin yüzlerce defa saldırıya uğramış bir yer.
Doğu Bizans Devleti küçülmüş, küçülmüş ve o zamanki adı ile Konstantinopolis adı ile anılan şehrin içinde kalmıştı. Bizans Devleti gerek kışkırtmalarla ve gerekse de doğrudan Osmanlı'ya karşı tavır takınmıştı.
Konstantinopolis şehrinin fethedilmesi Osmanlı için çok önemliydi. Anadolu ile Avrupa arasında köprü konumunda olan bu şehrin elde edilmesi demek boğazların kontrol edilmesi demekti. Bu şehrin fethedilmesi Karadeniz ile Akdeniz arasındaki kontrolün elde edilmesi demekti. Bu şehrin elde edilmesi ticaret yollarının elde edilmesi demekti. Ama bunlardan daha önemlisi bu şehrin elde edilmesi Hz. Muhamed'in yukarıdaki iltifatına mazhar olmak demekti.
Konstantinopolis şehrinin fethedilmesi hayali, 2. Mehmet'i tüm benliği ile sarmıştı. Daha padişahlığının ilk günlerinden itibaren bu fethi gerçekleştirmenin yollarına zemin hazırlayan bu büyük padişah, bu nedenden dolayı savaşıp esir ettiği Karamanoğlu İbrahim Bey'i affetmişti. Amaç Anadolu'da güvenliği sağlamaktı.
2. Mehmet aynı zamanda Eflak ve Sırbistan ile olan barış antlaşmalarını yeniler. Böylece Bizanslılara yardım edilmesini önlemiştir.
Yıldırım Bayezid Anadolu Hisarını yaptırmıştır, 2. Mehmet bu hisarın karşısına Rumeli Hisarını yaptırır; böylelikle denizden gelebilecek yardımlar önlenecektir.
Aynı zamanda hapishaneden kaçırılan Macar Urban'a Edirne'de top dökme görevi verilmiş ve o güne değin görülmemiş büyüklükte toplar yaptırılmıştır.
Osmanlı'nın bu çalışmalarına karşı Bizanslılarda boş durmuyordu. Papa'dan yardım isteyen Bizanslılara verilen cevap; "Katolik kilisesi ile Ortodoks kilisesi birleşirse" şeklinde bir şart konulmuş, buna karşılık Bizanslıların düşüncesi;" Kardinal külahı görmektense, Türk sarığı görmeye razıyız" olmuştur. Haliç'teki surların zayıflığını bilen Bizans imparatoru zincirler çektirmiş ve böylelikle Osmanlı'nın donanmasının önüne geçebileceğini düşünmüştür. Aynı zamanda Bizanslılar bol miktarda yiyecek ve içeceği depolamıştır.
6 Nisan 1453 tarihinde Osmanlı kuvvetleri kuşatmayı başlatmıştır. Ordu sağ, merkez ve sol grup olarak saldırıyordu. Osmanlı ordusu 150 bin ile 200 bin arasında askerden oluşuyordu. Bizanslılar ile çetin çatışmalar yaşanıyor ve Bizanslılar zarar gören kulelerini hemen tamir ediyorlardı. Bizanslılara aynı zamanda Venedik ve Cenevizlilerde yardım ediyorlardı.
Fatih Osmanlı Donanmasının yeterince kullanılamadığını düşünüyordu. Aynı zamanda Haliç'te ki surların zayıf olduğunu biliyordu. Çok iyi plan yapan Fatih'in emriyle gemiler kızaklar üzerinden Tophaneden , Kasımpaşaya kadar hareket ettirilerek Haliç'e indirilmiştir.
Çatışmalar iyice kızışmış ve surlarda gedikler açılmaya başlanmıştır. Ancak en son gedikten geçen Ulubatlı Hasan ve arkadaşlarını, Bizanslılar geri püskürtememiş ve bu kahraman Ulubatlı ve arkadaşlarının şehit olma pahasına verdikleri mücadele sonucu İstanbul'a girilmiştir.29 Mayıs 1453 Salı günü fethedilen şehir çok ihtişamlıydı.
İstanbul'u fetheden 2. Mehmet ilk olarak Ayasofya kilisesini cami yapmış ve diğer dinlere mensup insanlarında ibadetlerini kendi ibadethanelerinde yapmalarına izin vermiştir. İstanbul'u fetheden 2. Mehmet'e Fatih ünvanı verilmiştir. Ortaçağ kapanmış ve Yeniçağ başlamıştır. Müslüman ülkelerde Osmanlı'ya daha fazla değer verilmiştir. Ticaret yolları Osmanlı'nın eline geçmiştir. Bin yıldan fazladır yaşamış olan Bizans devleti son bulmuştur.

Fatih'in vefatı
1481 tarihinde Anadolu'ya yeni bir sefere çıktığı sırada Fatih rahatsızlanır. 3 Mayıs 1481 tarihinde Maltepe'deki ordugahında vefat etmiştir. Fatih Camii'sindeki türbesinde yatmaktadır.

DİPNOTLAR
(1) Hz Muhammed'e (sav) ait bir hadis.

KAYNAKLAR
1-http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Mehmed

LÜTFİ ŞAHİN

"Dünya'yı insanların hırsı yönetmektedir. Önemli olan insanların hırsını doğru işlerde kullanmalarıdır." (1)
İster Dünya işlerine yoğunlaşsın, isterse din işlerine yoğunlaşsın; tüm insanlar için yukarıdaki ifade geçerlidir. Dünya'yı idare eden şey insanların sahip oldukları hırstır.
Dünya yönetiminde direk söz sahibi olan insanların hırsı, eğer ki ilmi verilerle ve eğitimle yönlendirilecek olursa düzgün işler, aksi taktirde yanlış işler ortaya çıkmaktadır.
Hırsı böyle ilmi bir eğitimden geçmiş olan bir padişah: 1. Bayezid'dir. Osmanlı padişahlarının dördüncüsü olan ve Yıldırım lakabıyla anılan 1. Bayezid 1360 tarihinde Edirne'de Dünya'ya gelmiştir. Babası 1. Murat, annesi Gülçiçek Hatun'dur.
1. Bayezid'e Kosova Savaşı sonunda babasının öldürülmesi üzerine biat edilir ve tahta geçer. Kardeşi Yahya Çelebi ise boğdurulur.
Yıldırım bir çok seferler düzenlemiş ve savaşlarda gösterdiği çeviklik ve başarıdan dolayı Yıldırım lakabını kazanmıştır.

ANKARA SAVAŞI
Yıldırım Bayezid'in Anadolu Beylikleri'ni bitirme safhasına getirmesi bazı çevrelerce tedirginliğe yol açmıştır.
1398 yılında Karaman'a ve 1399 yılında Dulkadirli topraklarına girmesi, beylerin tedbirler almasına neden olmuştur. Bu tedbirlerden birisi de Hindistan seferinden dönen Timur'a sığınmak olmuştur. Timur'u Yıldırım'a karşı kışkırtmışlardır.
Bu sırada Timur'dan kaçan Karakoyunlu ve Celayirli beyleri de Yıldırım'a sığınmışlar ve bu büyük Osmanlı Sultanı'nı Timur'a karşı kışkırtmaya başlamışlardır.
Timur'un ordusu Anadolu'da ilerlemeye başlamıştır. Ordunun Sivas'ı alması ve yağma yapması üzerine Yıldırım ordusuyla harekete geçer.
Yıldırım Çubuk Ovası'na geldiğinde Timur'un Ordusu'nu dağınık bir vaziyette bulur. Vezirlerinin ve evlatlarının "bu fırsat kaçmaz, hemen saldıralım" demelerine karşı Yıldırım bunu kabul etmemiş ve Timur'un ordusunun toplanmasını beklemiştir.
Daha önce Timur ile anlaşan Menteşeoğulları, Saruhanoğulları ve Germiyanoğulları daha savaş başlamadan Timur'un ordusuna geçer. Bu Osmanlı Ordusu'nda büyük moral bozukluğuna neden olmuştur.
Yıldırım Bayezid'in büyük oğlunu bir şey olursa tahta çıksın diye savaş alanından kaçırırlar. Bunu gören diğer oğlanları da savaş alanını bırakıp çekilirler.
10 bin askeri ile kalan Yıldırım kahramanca savaşır, ama sonunda esir düşer.
Yıldırım 8 Mart 1403 tarihinde Akşehir'de nedeni tam olarak bilinmeyecek bir şekilde vefat etmiştir. Bazı tarihçiler hastalanıp vefat ettiğini ileri sürerken bazıları intihar ettiğini ileri sürmektedir.

EŞLERİ
1-Devlet Şah Hatun
2-Devlet Hatun
3-Hafsa Hatun
4-Sultan Hatun
5-Marya Olivera Despina Hatun
6-Maria Hatun
7-Angelina Hatun

ERKEK ÇOCUKLARI
1-Musa Çelebi
2-Süleyman Çelebi
3-Mustafa Çelebi
4-İsa Çelebi
5-Mehmet Çelebi
6-Ertuğrul Çelebi
7-Kasım Çelebi
8-Şehzade Musa


KIZ ÇOCUKLARI
1-Fatma Sultan

DİPNOTLAR:
(1) Lütfi ŞAHİN'e ait bir söz.

KAYNAKLAR:
1-http://tr.wikipedia.org/wiki/I._Bayezid


LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [2/2] Önceki 1 2