TIP MAKALELERİ Kategorisi - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda TIP MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 13 içerik bulunuyor.
03/07/2013 2:34
"Hayat zordu, hayatın zorluğu devam ediyor ve hayatın zorluğu devam edecek" (Lütfi ŞAHİN)
Hayat şartlarının zor olduğunu söylediğimiz dönemlerdeki insanlar, gelecek ile ilgili yapmış oldukları söylemlerde hayatın daha da güç olacağını ifade etmişlerdir. Nasıl ki bu onların söylemleriyse, bizim söylediklerimizde sadece kendimize göre birer söylemden ibarettir.
Hayat zordu, hayatın zorluğu devam ediyor ve hayatın zorluğu devam edecek...üç zaman dilimi içinde kullandığım ifade doğrudur, isterseniz beraberce biraz irdeleyelim.
Taş devrinde insanlar yiyeceklerini kas gücüyle ve ilkel silahlarla sağlıyordu, hayvanların saldırma ihtimali vardı, ama kira ödeme gibi bir sorunları yoktu. Radyasyon ve yüksek ses kirliliği de yaşamıyorlardı. Ozon tabakasında sorun olmadığı için aşırı sıcakları da yaşamıyorlardı.
Günümüzde insanlar stres ile beraber yaşamakta, kazanmaktan daha çok yarış içerisinde olduklarını düşündükleri için çalışmakta, sigara ve alkol ile beraber sosyal ve tıbbi yönden çöküntüler yaşamakta, ama kasları fazla yorulmamakta. Tek tip iş yaptıkları için (terzi terziliğini, öğretmen öğretmenliğini) fazla yorulmamakta, daha fazla gıda sağlamakta...
Gelecekte ise muhtemel ifadeler çerçevesinde yaşam hakkına sadece güçlü olanlar sahip olacak ve bu gücü de belirleyen ifade akıl olacaktır. İnsanlar artık insandan daha çok makine haline dönüşecek ve bazı insanlarda beyin dalgaları ile bilgisayar sistemleri içerisinde yaşayıp varlıkları bile şüphe ile karşılanacaktır. Ama geliştirilen robot teknolojileri neticesinde insanlar çalışmayacak, aç insan kalmıyacak, uzayda her insanın bir gezegeni olacak...
Bu gibi örnekleri uzatmamız mümkündür. Bizim için taş devrinde yaşamak nasıl ki zorsa, taş devrindeki insan içinde bizim zamanımızda yaşamak zordur. Aynı şey gelecekteki bireyler içinde geçerlidir.
Stres içinde bunalan insanların bazıları beyinlerindeki mutluluk verici maddelerin salgılanmasına neden olan şeyleri kullanmaya başlamaları yüzlerce yıl içerisinde olmuştur. Bunlar içerisinde çay, kahve örnek verilebilinir. Ama bunlar içerisinde bir de sigara söylenir ki hem sosyal, hem ekonomik, hem de tıbbi yönden bireyleri zora sokan bir illettir.
Özellikle gençlik çağlarında başlanan sigara adı verilen illetin verdiği zararları fark eden bireyler, artık ondan kurtulmanın çabası içine girer, ama artık çok geçtir. Bu sigara içenlerden bir kısmı da el ve ayaklarının kesilmesi ile sonuçlanan ve adına "kangren" denilen rahatsızlığı yaşar.
Nedir kangren? Sadece sigara nedeniyle mi olur? Kısaca "bir dokuya giden atardamarların tıkanması neticesi o dokunun canlılığını yitirmesi" diyebiliriz. Sadece sigara nedeniyle değil, değişik türde nedenleri vardır.
Genel çerçevede kangren iki tipe ayrılmaktadır. Kuru ve yaş kangren olarak adlandırılan iki tipe ayrılmaktadır.
Kuru kangren tiplemesinde bir iltihabi durum söz konusu değildir. Yani kangrenin olduğu kısımda mikroorganizmalar çoğalmamışsa bu tipe kuru kangren denilmektedir.
Eğer ki kangren mikroorganizmalar tarafından iltihaplanmışsa o zaman yaş kangrenden bahsedilir. Eğer ki bir tür anaerop bakteri olan clostridium perfringes adlı bakteri tarafından iltihabi durum oluşmuşsa bu tip kangrene de gazlı kangren adı verilmektedir. Gazlı kangren aynı zamanda bir tür yaş kangrendir, özelliği ise yaş olmasının yanı sıra gaz oluşumunun gözlenmesidir.
Bazen şeker hastalığı olanların damarlarının iltihabi durumu kangrene neden olabilmektedir. Şeker hastalarının bu nedenden dolayı çok dikkatli olmaları gerekmektedir.
Kalbinde rahatsızlığı bulunan kişilerin bazen kalpleri pıhtı şeklinde kan taneciklerinin pompalanmasına neden olur. Bu ise dokularda emboliye neden olur. Daha ileriki safhada ise bu kangrene neden olabilir.
Sigara içenlerde damar sertleşmesi ve buna bağlı kangren tiplemesi görülür.
Her ne şekilde olursa olsun kangren bir yazı ile anlatılabilecek basit bir hastalık değildir. Yaralanmalarda bol oksijenli su bulundurmak önemlidir, ancak benim burada yazmış olduğum yazı sadece bilgi verme amaçlıdır. Her ne şekilde olursa olsun hastalanıldığı zaman konusuna hakim bir hekimden yardım alınması gerekir. Burada hekim olmayıp ta kırık ve çıkık ile uğraşan kimselere de itibar etmemenizi öneririm, çünkü kırık ve çıkıklar yüzünden de kangren olunabilmektedir; bu nedenden dolayı kırık ve çıkık durumlarında da hekime gidilmelidir.

LÜTFİ ŞAHİN

03/07/2013 2:15
"Geçmişte canlılar için en önemli şey nasıl ki su kaynaklarıydı, gelecek içinde en önemli şey su kaynakları olacaktır." (Lütfi ŞAHİN)
Protein kaynaklarının öneminden bahseden biyoloji uzmanı, proteinlerin yapısını oluşturan amino asitlerden de bahsetmeden geçmeyecektir. Bu uzman yağlardan ve şekerlerden de bahsettikten sonra, bütün bu organik gıdaların yapısında bulunan ve serbest olarak ta alınması gereken bir sıvıdan da bahsetmeden geçemiyecektir. Bu sıvı hepinizin tahmin ettiği gibi:su...
Aslanlar ile ilgili belgeselleri seyreden ve konu ile ilgili kitapları okuyanlar, avlanmanın daha çok göletlere yakın bölgelerde gerçekleştiğini anımsayacaklardır. Aslanlar su içer ve daha önemlisi avladıkları hayvanlarda su içer... sulak yerlerde bu hayvanlar otlanır ve bu nedenlerden dolayı "su eşittir hayat" diyebiliriz.
Tohum halindeyken ve filizlenme evresini geçirmiş bütün bitkiler içinde en önemli yaşam şartı sudur. Fotosentez yapımında ve yaşamanın diğer gerekliliği için suya muhtaç olan bitkiler, hayvanlarda olduğu gibi bünyelerinin büyük bir kısmında suyu barındırırlar.
Yaşamı için bu bitki ve hayvanları tüketen ve aklı ile diğer canlılardan ayrılan, ama yaşaması için diğer canlıların ihtiyaç duyduğu suya ihtiyaç duyan insan... suyun önemini aklıyla verisel tabana dökmeyi başarmıştır. Binlerce kitap suyu hem bilimsel açıdan ele almış ve böylece insanın suya olan ihtiyacı akıl dili ile ifade edilmiş ve hem de şiirsel açıdan ele alınıp duygu dili ile suyun önemi belirtilmiştir.
Evet, su hem gıdaların tabanını ve hem de serbest içimi ile insanın yaşaması için önemini göstermiştir. Su, ama özellikle temiz su... kirli suyun faydasından daha çok zararının olduğu, bu nedenden dolayı temiz suyun çok önemli olduğu görülmüştür. Kirli sudan dolayı hastalıkların meydana gelebileceği ve bu hastalıkların başında kolera adı verilen durum belirtilmektedir.
Geçmiş yıllarda değişik ülkelerde binlerce insanın ölmesine neden olan bu hastalığa vibrio cholera adı verilen ve virgül şeklinde olan bakteriler neden olmaktadır.
Isıya ve dezenfektanlara karşı son derece duyarlı olan bu hastalık etkeninin kuluçka süresi 5 saat ile 3 gün arasında değişmektedir. İshal ve kusma ile kendini belli eden hastalık eğer tedavi edilmezse %50 olasılıkla ölüm gerçekleşmektedir.
Hastalık etkeni daha çok temiz olmayan suyu içerek ya da hastalık etkeni bakterinin bulaştığı yiyecekleri yiyerek bulaşmaktadır.
Kanalizasyon ile içme suyu kaynaklarının temas halinde olduğu yerlerde bu hastalığa yakalanma ihtimali çok yüksektir. Bu tip bölgelerde lokantalarda soğuk içme suyu, çiğ şekilde olan yiyecekler satılmaz. Hastalığa bulaşmayı önlemek için çiğ sebze ve meyvaların yenilmemesi önerilir.
Hastalık bulaştıktan sonra genellikle baldırlarda ve daha ileri safhalarda karında ağrılar gerçekleşir. Gözlerde ve kulaklarda sorunlar ortaya çıkar. Genellikle hamile kadınlar kolera olacak olursa büyük olasılıkla çocukları düşer.
Hastalıkta tedavi oldukça basittir. Bakterinin sujuna uygun antibakteriyel ilaç verilir. Aynı zamanda bol miktarda su ile takviye edilir. Ama bu su takviyesi sodyum ve potasyum takviyesi ile yapılır.
Kolera hastalığı için yapılmış aşılar mevcuttur, ancak salgın olmadığı sürece gelişmiş ülkeler gerekli görmemektedir.

LÜTFİ ŞAHİN

05/07/2013 2:29
Zamanlar içerisinde insanların en sadık yardımcılarından birisi olan ve insanları tehlikeli yabani hayvanlara karşı korumuş olan "köpek" dediğimiz hayvanlardır. Ancak bu ifadenin açılımı zaman zaman bozulmaktadır.
Evlerde beslediğimiz köpek ve kedi gibi canlılar, zaman gelmekte en tehlikeli virüsün taşıyıcılığını yapmaktadır. Bu virüs ise "Rabies" adı verilen ve meydana getirdiği hastalıkta kuduz olarak bilinen etkendir.
Bu virus normal şartlar altında evcil canlılarda fazla taşıyıcılık göstermemesine rağmen, yabani hayvanlardan geçiş ile hastalanabilmektedir. Yabani hayvanlardan özellikle yarasalar bu virusun taşıyıcılığını yapmaktadır. Bunun dışında atlar, koyunlar ve diğer tüm memelilerde bu hastalık görülebilmektedir.
Bu hastalık etkeninin insana bulaşması genellikle hastalık etkenini taşıyan canlının ısırması sonucu gerçekleşmektedir. Bunun dışında hastalık etkenini taşıyan canlının salyasının insanda bulunan bir yaraya teması sonucunda da risk oluşmaktadır. Hayvanın idrarından ya da dışkısından geçme söz konusu değildir.
Kuduz hastalığı merkezi sinir sistemi hastalığıdır. Etkeni taşıyan canlı bir insanı ısırdığı zaman virus kaslara, oradan periferik sinirlere ve oradan da merkezi sinir sistemine hareket eder. 10 gün ile 2 yıl arasında değişen bir kuluçka döneminden sonrada hastalık baş gösterir. Merkezi sinir sistemine yerleştikten sonra virus hızlı bir şekilde canlının tükmüğüne de geçer ve bu nedenden dolayı hastalanan canlı tükmüğünü tutamaz.
Hastalık eğer ki aşı ile tedavi edilmeyecek olursa, sonuç ölümdür. İnsan ısırılacak olursa hemen yara sabunlu su ile yıkanmalı ve daha sonra bir sağlık kuruluşuna gidilmelidir. Isıran hayvan gözlem altında tutulmalıdır. Isırılan insana 0, 3, 7, 14. günlerde aşı yapılır, ayrıca immunoglobilin verilir. Aşılar artık koldan uygulanmakta ve çok nadiren alerji oluşturmaktadır. Eğer ki alerji oluşturacak olursa, alerji için uygulanan teknikler uygulanmalıdır.
Kuluçka evresinde ortaya çıkan belirtiler kısaca şöyledir: ilk belirti olarak boğaz ağrısı görülür. Ateş ve kusma bunu takip eder. Halsizlik ve mimiksiz yüz ifadesi görülür. Sudan korkmada bunu takip eder. Daha sonra ise felç durumu görülür.
Kuduzdan korunmak için önlemler alınmalıdır. Bu önlemlerin başında evcil hayvanların aşılanması önemlidir. Evcil hayvanların her yıl aşılarının yapılması kuduzdan korunmada en önemli etkendir. Ayrıca yabani hayvanlar ile evcil hayvanların temas kurmaması önemlidir. Mümkünse evcil hayvanların özellikle salyaları ile temas etmemeye çalışmalıyız.
Solunan havadan kuduzun bulaşması nadirendir ve laboratuar şartlarında görülmektedir. Bu nedenden dolayı laboratuar çalışanları ile veteriner hekimlerin dikkat etmesi önemlidir. Bunun yanında çocuklarımızı bilinçlendirmemiz gereklidir.
Hayvanların sağlığı önemlidir, ancak bir insanın hayatı çok daha fazla önemlidir. Bu nedenden dolayı da kuduz hastalığına karşı dikkat edilmesi çok önem arz etmektedir.

LÜTFİ ŞAHİN

05/07/2013 2:46
İnsanoğlu, diğer canlıları kendisi için kullanmış ve kullanacaktır da... Diğer canlıların etinden,sütünden, yumurtasından, derisinden vb şeylerinden faydalanan insanoğlu, aklı ile diğer canlılar üzerinde egemen güç olmuştur.
Robinson Cruso örneğinde olduğu gibi insanlar hem maddi anlamda ve hem de manevi anlamda yaşamlarını sürdürebilmek için diğer canlılara muhtaçtır. Bu nedenden dolayı da diğer canlıların sağlığı ve varlığı, insanın yaşamı için önem arz etmektedir. Belki bazı okurlarım sorabilir; "diğer canlılar maddi anlamda gerekli, ancak manevi anlamda nasıl bir gereksinim var?" Düşünsenize, sizler çöl gibi olan bir yerde mi daha huzurlu olursunuz? Yoksa yemyeşil ve ormanlık olan bir yerde mi? Bu ve buna benzer örneklendirmelere binlerce uzatmamız mümkündür.
Göl kıyısında oturup balık tutan insanlar manevi bakımından kendilerini rahatlatırken, uçup giden yeşil başlı ördekleri görürler ve radyolarından yeşil başlı ördeklerin taşıdığı bir hastalık etkenini dinlerler. Bu etkenin adı; "kuş gribi" adı verilen hastalıktır. Evet, bu günlerde adından çokca söz ettiren ve hem kuşlar için ve hem de insanlar için öldürücü etkiye sahip olan "kuş gribi" ya da diğer adıyla "tavuk vebası" adı verilen hastalık, genel ifadeyle yabani kuşlarla ve özellikle de yeşil başlı ördekler ile taşınmaktadır. Evcil kuşlar için öldürücü olan bu hastalık, yeşil başlı ördekler için öldürücü etki göstermemekte ve bu hayvanlar basit bir hastalık olarak atlatabilmektedirler. Ancak önemli olan ise dışkılarıyla ve diğer artıklarıyla taşıyıcılık rölü üstlenmeleridir.
Kuş gribine neden olan virusun adı "H5N1" virusu olup, bu virus 56°C'de 3 saat canlı kalabilmekte, 60°C'de 30 dakika canlılığını sürdürebilmektedir. Bu virus domuzları, kuşları ve önemli olarak ta insanları enfekte edebilmektedir. Ancak bu güne kadar insandan insana geçen bir formu tespit edilmemiştir. Daha çok kanatlı hayvanlar ile uğraşan insanlarda görülebilmektedir. Evcil hayvanlara geçme ise daha çok yabani kuşların artıkları ile olmaktadır.
Bu hastalıktan korunmak için alınacak en önemli tedbirlerin başında ise hijyen şartlarına dikkat etmek söylenebilir. Kanatlı hayvanlar ile uğraşanlar ayrı bir elbise ile hayvanların yanına girmeliler, hayvanların yanından çıktıktan sonra üstlerini çıkartıp, ellerini ve ayaklarını yıkamalıdırlar. Hastalık belirtisi görülen hayvanlara dokunulmamalı, hemen yetkili kişilere bildirilmelidir. Bu hayvanlar pişirilirken iyi pişirilmeli ve kesimleri de hijyenik şartlarda yapılmalıdır.
Çocuklar eğitilmeli, ellerini bol bol yıkamaları söylenmelidir. Dışarıda bir kuş ölüsü görecek olurlarsa büyüklerine bildirmeleri ifade edilmeli ve bu konuda uyarılmalıdırlar.
Avian influenza denilen bu hastalık etkeni daha insandan insana geçmemiştir, korkulan ise bu hastalığın insan gen yapısına uygunluk sağlayacak genetik transferleri yapıp, insandan insana geçecek şartları oluşturmasıdır.
Bu hastalık için bir aşı olmayıp, çalışmalar sürmektedir. M2 inhibitörleri ve nörominidaz inhibitörleri ilaç olarak kullanılmaktadır.
Kuş gribinde ve diğer griplerde önemli olan temizlik şartlarına dikkat edilmesidir. Bu konuda hem kendimizi ve hem de çevremizi bilinçlendirmeliyiz.

LÜTFİ ŞAHİN

05/07/2013 2:25
Büyük bir dengenin yaşandığı evrenimizde, dengeye uyum göstermesi gerektiğini insanoğlu yüzlerce yıl içerisinde öğrenmiştir. Bu denge, gerek insan ilişkilerinde ve gerekse de günlük yaşantısındaki yapmış olduğu şeyler de kaçınılmaz bir ifadedir.
Çok yemek yiyen insanların obezite ve diğer hastalıklara yakalanması, ağaçların bilinçsizce kesilmesi sonucu doğal ortamın bozulması, zararlı gazların kullanılması sonucu ozon tabakasının zarar görmesi... Bu ve buna benzer ifadeleri binlere varan maddeler halinde uzatmamız mümkündür.
Bazı nedenler ise, dengeli yaşamamıza rağmen bizleri rahatsız edecek bozukluklara yol açabilmektedir. Özellikle görüntü bozuklukları ve ağrılı bir yaşama neden olan bu rahatsızlıklardan birisi de "romatoit artrit" adı verilen rahatsızlıktır.
Bir eklem bozukluğu hastalığı olan romatoit artritin neden kaynaklandığı tam olarak bilinmemektedir. Ancak şu kesindir ki; bu hastalığı yaşayan insanların ilgiye ve sevgiye daha çok ihtiyaçları vardır. Özellikle el ve ayaklarındaki görüntü bozukluğu nedeniyle bu hastalar içlerine kapanmaktadırlar, bu nedenden dolayı çevreleri tarafından daha fazla sevgiye ihtiyaç duymaktadırlar.
Nasıl ki bir motorun çalışması esnasında sürtünmeleri önlemek için yağ kullanılıyorsa, bizlerin kemikleri arasında da sürtünmenin vereceği etkiyi azaltan sinoviyal kesecikler yer almaktadır. Bazı kimselerde bu sinoviyal kesecikler bakteriler ya da viruslar tarafından iltihaplanmaya yol açarlar. Buna karşılık olarak antikorlar bu antijen yapı ile birleşirler. Vücut bu antikor- antijen birleşmesini yabancı madde olarak algılar ve romatoit etkenini üretir. Bu romatoit etkeni aynı zamanda subakut endokardit hastalıklarında ve diğer bazı iltihaplanmalarda da görülebilmektedir. Ancak romatoit artritin neden oluştuğu tam olarak bilinmemektedir. Diğer hastalıklarda romatoit etkeni oluşacak olursa, hastalığın önlenmesi durumunda bu etken ortadan kalkmaktadır. Ancak romatoit artrit hastalığında kesin bir çözüm olmadığı için, bu etken ortadan kalkmamaktadır.
Hastalık eklemlerde pürtüklü bir hücre tabakasının oluşumuyla devam eder. Bazı hastalarda kemikler arasında köprü oluşacak duruma gelir ve bu hastalar eklemlerini neredeyse hiç bükemezler.
Hastalık belirtileri ise yorgunluk ve iştahsızlık ile başlar, eklemlerdeki ağrılar ile devam eder. Hafif bir ateş vardır. Daha sonraki safhada ise eklem bozuklukları görülür.
Hastalığın tedavisinde ağrı kesici-iltihap giderici ilaçlar kullanılır. Ancak iyi bir hekim gözetiminde tedavi gerekir. Hastanın aynı zamanda sevgi ve ilgiye de ihtiyacı vardır, bu da gözden kaçırılmaması gereken hususlar içerisinde yer almaktadır.

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [1/3] 1 2 3 Sonraki