TIP MAKALELERİ Kategorisi - Sayfa 2 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda TIP MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 13 içerik bulunuyor.
03/07/2013 6:16
Büyük sorunlar yaşamış olan insanoğlu; başlıca besin elde etmek ve diğer bilinen bütün konularda sorunlar yaşamıştır. Bu sorunları sosyal bir varlık olduğunu ispatlar tarzda birliktelikler ile çözmüştür.
Toplu yaşayan insan toplulukları vahşi hayvanlardan korunmuş, daha rahat besin üretimini sağlamış... buna benzer ifadeleri uzatmamız mümkündür. Paranın icadı ile beraber bu sosyal birliktelik, daha çok anlam kazanmıştır.
Toplu yaşama her zaman sorunları çözmemekte, bazen de sorunlar oluşturmaktadır. Buna örnek olarak karşı cinse güzel görünme hevesi içerisinde olan, ama buna karşılık yüzünde sivilcesi bulunan gençleri verebiliriz. Evet, hemen hemen bütün gençlerde çıkan ve halk içinde ergenlik sivilcesi olarak bilinen şey aslında bir deri hastalığıdır. Ama öyle bir hastalıktır ki gençler için en korkutucu hastalıktır.
Hem kendi cinsine karşı, ama özellikle de karşı cinse karşı güzel görünmeyi düşünen ve kendine güven duygusunun yerleşmeye başladığı yıllarda ortaya çıkan sivilceler, tedavi edilebilen rahatsızlıklar içindedir.
Sivilcenin ortaya çıkma nedeni androjen hormonundaki artışın olmasıdır. Bu hormonun artması ise yetişkinliğe geçiş yıllarında, yani ergenlik dediğimiz yıllarda olmaktadır. Bu yaş genellikle kızlarda 11, erkeklerde 12 olup, genellikle ilk sivilceler bu yaşlarda görülür. Sivilcelerin en fazla görüldüğü yaşlar ise kızlar için 14, erkekler için 16 olan yaşlardır.
Sivilceler genel itibari ile bir yağ birikintisidir. Derinin altında bulunan yağ hücreleri, androjen hormonunun fazla salgılanmasının etkisi ile ürettikleri yağ miktarlarını arttırırlar. Normal şartlar altında sebum adı verilen bu yağ damlacıkları kıl folikülleri boyunca uzanır ve daha sonra dışarı çıkarlar. Ama bazen bu foliküller tıkanır ve bu tıkanmayla beraber yağ birikintisi dışarı çıkamaz. İşte, sivilcenin ilk aşaması olan komedon denilen siyah gözenekler böylelikle oluşmuş olur. Bazende bu birikintilerin içerisine bakterilerin girmesi ile beraber iltihabi bir durum alır ve sivilce adı verilen olay gerçekleşmiş olur.
Yukarıdaki ifademden de anlayacağınız üzere iltihabi durum oluşmayan ilk oluşuma komedon, daha ileriki dönemde oluşan iltihabi duruma da sivilce adı verilmektedir.
Sivilce özellikle yağ bezlerinin çokça olduğu yüzde, kollarda, boyunda ve omuzda olmaktadır. Sadece gençlerde değil, bazen de yetişkin insanlarda da görülmektedir. Bu hormonal dengenin bozulmasına bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir.
Tedavi ise uzman doktorlar tarafından yapılmalıdır. Tedavide ya cilt üzerine sürülen kremler, ya da ağızdan alınan ilaçlar verilmektedir. Ama ne şekilde olursa olsun tedaviyi uzman bir dermatolog yapmalıdır.
Bunun yanı sıra sivilce çıkan gençler psikolojik olarak kendilerini kötü hissetmektedirler. Belki sizin için basit bir olaydır, ancak o genç için çok büyük bir sorun olarak algılanmaktadır. Bu nedenden dolayı gençlerimize sevgi ile yaklaşmalı ve onlarla konuşulmalıdır. Sivilcenin genç olan herkeste çıktığı ve geçici bir durum olduğu anlatılmalıdır.
Sizlerin sivilcesiz ve iyi bir cilt ile yaşamanızı temenni ederim...

LÜTFİ ŞAHİN

Mikrobiyoloji bilimi,biyoloji biliminin alt kategorisi içerisinde yer alıp,genel olarak mikroorganizmalar ve bunların işlevleri üzerinde inceleme yapmaktadır.Mikroorganizmaları,sınıflandırmada bir çok yöntem ve teknik kullanılmaktadır.Nasıl ki,biyolojinin sistematiği düzenlenirken yakın akrabalık düzeyindeki canlılar aynı kategorinin içerisine alınıyor;biyolojinin bir alt dalı olan mikrobiyoloji dalında da ayırım yakın akrabalık ilişkilendirilmesine dayanılarak yapılmaktadır.

Tibbi olarak önem taşıyan mikroorganizmalar ise,tıbbi mikrobiyoloji adı altında ayrı bir inceleme sahası içerisinde incelemeye tabi tutulmaktadır.Bu sınıflandırma yapılırken mikroorganizmaların şekilleri,patojen özellikleri,ürettikleri enzimler,ürettikleri toksinler,hangi antibiyotikleri duyarlı oldukları,nerede hastalık yaptıkları gibi özellikler göz önünde bulundurulmaktadır.

Bu bakteri grupları içerisinde önemli bir yere sahip olan staphylococcus cinsi bakteriler genel olarak katalaz pozitif bakterilerdir.Laboratuvar incelemelerinde üzüm salkımı gibi bir görünüme sahip oldukları tespit edilmiştir.Bu tespit yapılırken,aynı zamanda bu bakterilerin yuvarlak şekilli oldukları,yani coccus oldukları tespit edilmiştir.

Bu bakteri grubu içerisinde en önemli bakteri staphlococcus aureus türü bakteridir.Bu bakterinin neden olduğu en önemli hastalıklardan birisi follikülit olup,bu durumun ilerlemiş şekilleri fronkül ve karbunkül şeklinde adlandırılmaktadır.Bu tür bakterinin neden olduğu bir başka hastalık tipi ise arpacıktır.Menenjit etkenide olan bu bakteri türü aynı zamanda bakteriyel endokarditin en önemli etkenidir.

Bir başka tür olan staphylococcus epidermidis ise daha çok yaşlılarda idrar yolu enfeksiyonuna yol açar.Deri ve mukozanın normal florası olan bu bakteri türü diyaliz hastalığı olan hastalarda peritonit sebebidir.Bunların yanı sıra dental girişimlerden sonra subakut endokardite de neden olmaktadır.

Bir başka tür olan staphylococcus saprophyticus ise adölesan kızlarda üriner enfeksiyona neden olmaktadır.

Bu bakteri grubunun ürettiği enzimler içerinde clumping faktör,hyaluronidaz,penisillinaz,stafilokinaz,lipaz,nükleaz ve slime faktör enzimleri sayılabilir.

Ürettikleri toksinler içerisinde ise enterotoksin,pirojenik toksin,eksfoliatif toksin,panton valentine toksini ve hemolizinler yer almaktadır.

Bu tip bakteriler daha çok hastane çalışanlarında bulunmaktadır.Ellerin çokca sabunlanması önerilmektedir.

Bir başka yazımda buluşmak üzere…

LÜTFİ ŞAHİN

İnsanların bilimle uğraşmaları için bir çok etken doğrudan yada dolaylı yönden etken olmuştur. Şartların güçlüğü bu tüm etkenlerin başını oluşturmuştur. Ancak tahmini ifade ile insanlar ilk etapta bilim ile uğraşırken bunu sadece kitaplarda kalsın diye yapıyorlardı.

Zaman döngüsü düşünüldüğü zaman, ilk çağlarda insanların fabrikasyona dökecekleri bir teknik verileri ve bilgi modellemeleri yoktu. Olaylar hakkında yapmış oldukları farazi tahminler kitaplarda ve el yazması eserlerde yerlerini almış ve üretimden uzak bilim modellemesi, bu günün ilköğretim okullarında okutulan kitaplar faraziyesini aşmamıştır.

İfadeler çerçevesinde ele alındığında, bilimin temellerinin oturmaya başlandığı ve otomasyon sistemlerinin de devreye girdiği dönem olarak 19. yy'i verebiliriz. Bilimin bölümler içerisinde ele alındığı bu dönem, zorlukların kolaylığa dönüştürülmeye başlandığı bir zaman dilimi olarak karşımıza çıkmaktadır... Bilim; fizik, kimya, biyoloji, astronomi v.b. şekillerde karşılık bulmaya başlanmış ve ifadeler insanlığı bilimsel verileri somut üretim yapmaya götürmüştür.

Bu bilim dalları ise kendi içerisinde binlerce alt kategoriye ayrılmış ve buda insanların daha verimli uğraş modellemeleri yaparak merak ifadelerini insanlığın hizmetine adamalarına neden olmuştur. Sadece biyoloji bilimi bile kendi içerisinde onlarca alt bölüme ayrılmış ve buda bu bilim dallarında genelden çok özele doğru olan ihtisaslaşmayı beraberinde getirmiştir.

Biyolojinin tıp ile beraber değerlendirmeye tabi tutulduğu alt dallarından birisini de mikrobiyoloji adı verilen ve prokaryot hücre modellerini oluşturan canlılar ile uğraşan bilim dalı oluşturmaktadır. Binlerce bakteri, virüs, mantar, parazit v.b. Bu canlı tipleri, biyolojinin bu alt dalında sistematiksel ve veriler çerçevesinde karşılığını bulmuş ve biyokimyaya, farmakolojiye v.b. bilim dallarına hem veri vermiş ve hemde bu bilim dallarından veri almıştır.

Mikrobiyolojinin uğraştığı bakteri gruplarından örnekler vermek gerekirse; en güzel örneği zincir şeklinde sıralanan ve şekilleri yuvarlak olan bakterilerin oluşturduğu streptococcus cinsi bakterileri verebiliriz.

Syreptococcus tipi bakteriler, hücre duvarlarındaki karbonhidratlardaki değişikliklere göre sınıflandırmaya tabi tutulmuş ve Lancefield sınıflandırması adı ile anılan sınıflandırma verisi oluşmuştur. Bu sınıflandırma ifadesinde streptococcus tipi bakteriler 21 gruba ayrılmışlardır.

Bütün streptococcus tipi bakterilerde katalaz negatiftir. Sporsuz olup gram(+) koklardır. Streptococcus tipi bakteriler değişik hastalıklara neden olurlar. Bunlardan bazıları şunlardır; kızıl,streptokokal farenjit, impetigo, fronküloz, sellülit, erizipel, romatizmal ateş, akut glomerüler nefrit, endokardit grup A streptokokların neden olduğu hastalıklardır; erken başlangıçlı neonatal sepsis, geç başlangıçlı neonatal sepsis B grubu streptokokların neden oldukları hastalıklar içerisinde ele alınabilir.

Ancak streptococcus tipi bakterilerin anlatımı bu kadar basit olmayıp neredeyse kendileri ayrı bir alt bölüm oluşturmayı gerektirecek kadar geniş bir bilgi birikimini ifade etmektedir.


LÜTFİ ŞAHİN

03/07/2013 2:30
"Farmakolojik tecrübe hastalıklar hakkında gerekli çalışmalar yapıldıkça artmıştır." (Lütfi ŞAHİN)
Avını elinde bulunan sivri kaya parçaları ile avlamayı başaran insanoğlunun, istediği zaman her şeyi başaracağına dair fikri düşünce, tarihsel araştırmalarda günümüz insanlarına çok güzel bir biçimde kendini göstermiştir.
Tarihi devirleri inceleyen insanlar, taş devrinden sonra gelen maden devirlerini de araştırmak zorunda kalacaktır. Artık insanlar çalışmalarını madeni eşyalar ile yapmaya başlamış ve hayat sözde çok kolaylaşmıştır. Ancak zaman dilimleri içerisinde vebadan, koleradan ölen insanların yanı sıra, maden devrinin sonrasında muhtemelen çokça görülmüş olan bir hastalık etkeni olan tetanozda, yüzlerce yıllık hekimlik kavramı içerisinde daha sıkı bir şekilde ele alınmaya başlanmıştır.
Düşünebilirsiniz ki, tetanoz mikrobu için illa metal mi gerekli? Tabi ki hayır... ancak bireyde oluşacak bir yaralanma ya da zedelenme gerekli. Bu ise modern çağlara ayak uydurmak için adeta bir yarış içerisine girmiş olan insanın çalışmalarını sıklaştırması ve bu çalışmalar esnasında daha fazla yara ve bere alması gibi ifadeler sonucu daha çok ele alınması gerekliliğini vurgulamıştır.
Tetanoz denilen hastalığa bir tür anaerop bakteri olan clostridium tetani neden olmaktadır. Anaerop bakterinin yaşaması için ise oksijenin bulunmadığı ortam gerekli. Daha çok hayvan dışkısında görülen bu bakteri, toprak zeminde ve neredeyse tüm ortamlarda bulunabilmektedir. Ancak vucütta zarar verebilmesi için bir yaralanma sonucu vücuda girmesi gerekir.
Bu bakteri vücuda girdiği zaman toksik etki gösteren tetanospazmin adı verilen bir madde salgılar. Doğrudan kasları ve sinirleri etkileyen bu zararlı madde genellikle ölüm ile sonuçlanan ifadelere neden olmaktadır.
Clostridium tetani adlı bakterinin kuluçka dönemi 2-14 gün arasıdır. Belirti verdiği zaman tedavisi zordur. Tedavide hastalığa yönelik antibiyotikler ve tetanoz immün globin uygulanır.
Önemli olan ise bu gün için tedbir olarak uygulanan aşının koruyucu rölünün çok fazla olmasıdır. Ülkemizde ücretsiz olarak uygulanan tetanoz aşısı ile hastalık önlenebilmektedir. Özellikle doğum sırasında oluşabilecek risklere karşı, doğum olmadan önce anne aşılanır. Bu aşı ile beraber çocuğa da geçen antikorlar ile korunma sağlanmaktaır. Neonatal tetanoza karşı bu şekilde önlem alınabilir. Bunun yanı sıra çocuğun göbek kordonun steril şartlarda kesilmesi gerekmektedir.
Çocukluk çağlarında belirli zaman dilimlerinde uygulanan aşı ile önlem alınabilmektedir. Bu dönemden sonra her on yılda repal olarak yaptırılacak aşılama ile önlem alınabilir.
Tetanozun belirtileri içerisinde ense ve boyun sertliği, yutma güçlüğü söylenebilir. Diğer belirtiler içerisinde ateş, terleme ve kas kasılmaları sayılabilinir.
Eğer bir birey yaralanmışsa (bu yara ister az olsun, isterse derin olsun) , mutlaka bir hekime gitmelidir. Unutmamalı ki insan hayatı kutsaldır ve değeri hiçbir şey ile ölçülemez...

LÜTFİ ŞAHİN

06/07/2013 1:22
Açılmış hali canlı bilimi olan biyoloji bilimi iki ayrı Latince kelimenin birleşmesi sonucu oluşmuştur. Biyo; canlı ve logo; bilim ve bu iki Latince kelimenin birleşmesi sonucu canlı bilimi manasına gelen biyoloji terimi doğmuştur.
Nedir biyoloji? Bu soru hepimizin okul hayatları boyunca veya hayatımızın diğer zamanlarında karşımıza çıkmıştır. Canlıların iç yapısından tutunda canlıların birbiri ile olan ilişkilerine kadar bir çok konuyu inceleme sahası içerisine almış olan biyolojinin en temel uğraş alanını ise hücre oluşturmaktadır...
Hücre, yani canlının en küçük yapıtaşı olan en küçük canlılık birimine verilen addır. Virüslerde biyolojinin inceleme sahasına girmekte, ancak gerçek bir hücre organizasyonu göstermemektedir. Diğer hücrelerin içerisine girdiğinde canlı, dış ortamda kristalize yapıda olan virüslerin en büyüklerinden birisi poks virüsleri olup, binlerce tip virüs tiplemesi ile poks virüsü bunlardan sadece birisini oluşturmaktadır.
Peki biyolojinin alt dalları var mıdır? Belki bu soru yazının başlığını okuduğunuz anda aklınızdan geçmiş olabilir. Biyoloji içerisinde ele alınan alt dallar içerisinde taksonomi, fizyoloji, biyokimya, mikrobiyoloji, genetik söylenebilir. Ama alt dallar sadece bunlar olmayıp daha onlarca alt bölüm ifade edilebilir.
Bu alt dallardan taksonomi canlıların hem kendileri ve hem de çevreleri olan ilişkilerini ele alıp canlıların sınıflandırılmasını sağlayan bir alt bilimdir. Bu sınıflandırmayı yaparken değişik birim adlarını kullanır. Bunların en büyüğü alem olup daha alt birimlere doğru ayrılır. Birbirine benzer canlılar aynı gruplar içerinse konularak sınıflandırma yapılır. Sonuç olarak büyük bir sistemli çalışmayı gerektirdiği görülür.
Fizyoloji alt dalı ise canlıların daha çok moleküler düzeyde olan yapıları ile bu moleküllerin salgılanması ve düzenlenmesi ile ilgili olan incelemeleri gerçekleştirir. Bu çalışmalar ister bitkilerde isterse hayvanlarda olsun büyük bir emeği ve sabrı gerektiren çalışmaları bünyesinde barındırır.
Biyokimya alt bilim dalı ise canlıların kimyasını ele alan bir bilim dalı olup,organizmalar arası etkileşimlerde çok büyük önem kazanmaktadır. Biyokimyasal çalışmalar içerisinde çokça deney ve formül ile ifade etme yerini almıştır.
Mikrobiyoloji ise patojen yaşayan yada yaşamak için bir canlıya ihtiyaç duyan canlıların dünyasını ele alan bir alt bilim dalıdır. Bu canlılar içerisinde bakteriler, mantarlar, virüsler, parazitler gibileri söylenebilir.
Genetik ise 20. yy içerisinde ele alınmaya başlanmış ve temellerinin Mendel tarafından atıldığı ifade edilebilen bir alt bilim dalıdır. Daha çok canlıların özelliklerinin aktarımı ve meydana gelen değişiklikleri ele alır.
Biyoloji bilimi bu incelemeleri yaparken diğer bilimlerden de istifade etmektedir. Tüm bu yapılan çalışmalar ise insanlığın daha rahat etmesi içindir...
Bu bilim dalının alt dalı olan ve mikrobiyoloji adı verilen ve mikroorganizmalar ile uğraşan bilim dalının bir alt uğraşı olan bakteriler üzerine yoğunlaşmak istiyorum.Gözle görülemeyen bakteriler,canlıların sınıflandırılmasında ve canlıların yaşam tarzlarında önemli role sahip birer etken canlı gruplarıdır.
Bakterilerin bir tip sınıflandırılmasında faydalı olanlar ,zararlı olanlar ve herhangi bir etkisi olmayanlar diye sınıflandırılabilir.Lactobacillus bulgaricus gibi yoğurdun oluşmasını sağlayan faydalı bakteriler yanında,clostridium perfringes gibi gazlı kangrene neden olan zararlı bakterilerde mevcuttur.Birde bulunduğu yere göre faydası yada zararı olmayan eshrechia sp türleri vardır.Bunların bazı sujlarının ne faydası ve nede zararı vardır.
Bakteriler biçimlerine göre ise 4 sınıfa ayrılmaktadır.Bunlar koklar,basiller,vibriolar ve spiraller şeklindedir.Bunların içerisinde koklarda kendi arasında üçe ayrılmaktadır.Tek tek bulunanlar(monokoklar),ikişer gruplar halinde bulunanlar(dikoklar) ve çoğu bir grup oluşturarak bulunanlar(streptokoklar) şeklinde bir sınıflandırma yapılabilmektedir.
Bakteriler solunum durumlarına göre ise 4 grupta incelenebilir...Bunlar zorunlu aerob,zorunlu anaerob,fakultatif anaeroblar ve aerotoleran anaeroblardır.Bunların bir kısmı sadece oksijenli ortamda,bir kısmı sadece oksijensiz ortamda ,bir kısmı her iki ortamda bir kısmı ise belli oranda oksijenli ortamda yaşayabilmektedir.
Bakteriler yapılarındaki duvara görede ikiye ayrılmaktadır.Bunlar ise gram negatif bakteriler ve gram pozitif bakteriler diye sınıflandırma oluşturulmasına neden olmaktadır.Bu sınıflanırmaya ise duvarın yapısında bulunan peptidoglikana bağlı olarak gidilmektedir.Gram pozitiflerde bu kısım kalın,gram negatiflerde incedir.
Ancak bakteriler bu kadar kısa biçimde anlatılamaz,konu ile ilgili milyonlarca makalenin olduğu göz önüne alınırsa, benim deryaya bir damla bıraktığım açığa çıkar...
Hücre içerisinde yaşamlarını sürdüren bakteriler örneğinde olduğu gibi,hücre içi parazit olan ve hücre dışında bakterilerden farklı olarak canlılık özelliği göstermeyen zorunlu hücre içi parazitlerine ise virüs adı verilmektedir.
Virüslerin tamamı hücre içerisinde yaşamlarını sürdürmek zorundadır.Bunların bir kısmı içerisine girdikleri hücreyi parçalayarak iş görür ki bunlar diğer virüs tiplerine göre daha tehlikelidir.
Virüsler,yapı itibari ile viral genomu taşıyan DNA ya da RNA moleküllerinden sadece birisini taşımaktadır.Viral genomun etrafını ise kapsomer birimlerinden oluşan ve kapsid adı verilen bir kılıf çevirir.
Viral genomu DNA olan virüsler içerisinde sadece parvovirüsler tek iplikli DNA taşımakta,diğer DNA virüsleri ise çift iplikli DNA taşımaktadır.RNA virüsleri ise reovirüsler hariç hepsi tek zincirli RNA taşırlar.
Bazı virüslerin etrafında ise zarf adı verilen yapılar yer almaktadır.Zarf taşıyan virüslere zarflı virüsler,taşımayanlara ise çıplak virüsler adı verilmektedir.
Virüslerin şekillerine bakıldığı zaman ise iki tip ile karşılaşmaktayız.Bu tipler simetri adı ile adlandırılmaktadır.Bunlar ise helikal simetri ve ikozohedral simetri(kompleks simetri) şeklinde sınıflandırılabilir.
Birde virüs benzeri yapılar bulunur ki bunların başında prion adı verilen yapıları örnek verebiliriz.Bu yapılar nükleik asid içermeyip protein içerirler.Pseudovirion adı verilen yapılarda ise kapsid içerisinde viral DNA yerine konakçı DNA sı vardır.Hücreleri enfekte ederler,ancak replike olmazlar.Birde viroid adı verilen yapılar vardır ki bunlar kılıfsız tek bir RNA molekülünden oluşurlar.RNA küçüktür ve protein kodlamaz.
Nezleden tümör oluşumuna kadar bir çok hastalığa neden olan virüslerden korunmanın en kolay yolu ise dezenfekte kurallarına uygun hareket etmek ve gerekli önlemleri(aşı gibi) önceden almaktır.Bu bizi ve ev halkımızı korumanın en etkin yoludur...
Mikrobiyoloji,parazit olarak yaşayan ve göz ile görülen bitten pireden tutunda;bakteri,virüs gibi gözle görülemeyen parazitler üzerinde de inceleme yapmaktadır.Bu incelemeyi yaparken,sadece bu canlılar değil,bu canlıların konakçı ile yani üzerinde yaşadığı canlılar ile olan ilişkilerine de eğilmektedir.
Mikrobiyolojinin incelediği bir sınıf ise mantarlar olup,bu mantarlar genel olarak gözle görülemeyen ve canlı organizmaya zarar veren tipte mantarlardır.Mantarların gözle görülenleri genel olarak hastalık yapmamakta,ancak amanita gibi mantarların yenmesi sonucu zehirlenmeler meydana gelmektedir ki;bu duruma "misetismus" adı verilmektedir.
Mantarlar ökaryotik canlılar olup eşeyli veya eşeysiz üreyen türleri mevcuttur.Hücre duvarları vardır.Cryptococcus neoformans gibi mantarlarda ise kapsül bulunmaktadır.Hücre duvarlarının yapısında kitin,glukan ve manan yer almaktadır.
Bazı mantarlar oda ısısında küf şeklinde,insan vücudunda ise maya şeklinde çoğalmaktadır.Bu tip mantarlara dimorfik mantarlar adı verilmektedir.
Mantarların neden olduğu rahatsızlıklardan bir kısmını da irdelemeden edemiyeceğim...Bunlardan ilki nezle benzeri reaksiyona neden olmalarıdır.Bazı mantarların neden olduğu bu reaksiyonlar virüslerin neden olduğu nezleden daha uzun süreli ve daha ağırdır.
Bazı mantarlar deri dışı yerlerde,örneğin saç,kıllar vb yerlerde rahatsızlıklara neden olur.Bu tip mantarlara örnek olarak Malassezia furfur (yaptığı hastalık;pityriasis versicolor),Exophiala werneckii(yaptığı hastalık;tinea nigra) verilebilinir.
Bazı mantarlar deride rahatsılıklara neden olabilir.Bu tip mantarlara örnek olarak Microsporum canis(yaptığı hastalık;tinea capitis) verilebilinir.
Bu tip mantarların yanı sıra iç organlarda rahatsızlık veren mantarlarda vardır.Menenjit gibi rahatsızlıklara neden olabilen bu tip mantarlar ise daha çok vücudun zayıf kaldığı durumlarda etkilidirler.
Mantarlardan korunmak için bazı tedbirler mevcuttur.Vücut hatlarının kuru tutlması,ayağın koruyucu bir ayakkabı ile kapatılması ve alerjen olunan şeylerden kaçınılması söylenebilir...

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [2/3] Önceki 1 2 3 Sonraki