TIP MAKALELERİ Kategorisi - Sayfa 3 - Lütfi Şahin ve Edebiyat
KategoriŞu anda TIP MAKALELERİ kategorisine ait sayfalara bakmaktasınız.
Bu kategoride toplam 13 içerik bulunuyor.
08/07/2014 4:32
Canlı bilimi olarak adlandırılan ve canlılarla uğraş alanı bulan bilim dalına biyoloji adı verilmektedir.Biyoloji bilimi tarih içerisinde çok çeşitli ve ilkelden modern düzeye doğru bir gelişme gösteren bilimler toplamından oluşmuştur.Çok çeşitli diyorum,sadece sistematik bile kendi içerisinde taksonomik inceleme alanları ile birçok alt dala ayrılmış;olay sadece taksonomi ile bitmemiş,farmakoloji,embriyoloji,mikrobiyoloji,genetik vb Bu bilim dalları gibi bir çok alt dala ayrılmış ve bunların inceleme alanları ilkelden modern düzeye doğru olmuştur.

İlkelden modern düzeye olmak zorunda zaten…Öyle değil mi?Bir çok aletin gelişimi 16. yy dan itibaren olmamış mıdır?Teknik cihazların olmadığı yada ilkel sayılabilecek aletlerle ne yapılabilir?Bunlar sorgulandığı zaman sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.İlkel olduğu bilim tarihi incelendiğinde de daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Yukarıda belirttiğim gibi,aletlerin gelişimi ile beraber,biyoloji bilimi de daha modern manada gelişim sahası içerisine girmiştir.Peki bu aletler sadece biyoloji bilimi ile meydana getirilmiş aletler midir?Tabi ki hayır…Bu aletlerin geliştirilme safhası içerisinde fizik,kimya,matematik gibi bir çok bilim dalından da istifade edilmiştir.Bu duruma göre “biyoloji bilimi diğer bilim dalları ile de iç içedir” diyebiliriz.Aslında doğru ama bir o kadar dar kapsamlı olan bu söylemi genişletmek istiyorum;”bütün bilim dalları bir biri ile iç içedir” deme ihtiyacını kendi içimde hissediyorum…

Biyoloji biliminin alt dalları olduğunu ifade etmiştim…Bu alt dallardan birisi de mikrobiyoloji adı verilen bilim dalıdır.Basit bir tanımlama ile ifade edersek,”mikrobiyoloji, canlı organizmalarda parazit olarak yaşayan canlıların ve bu canlılar ile konak olan canlıların birbiri ile olan etkileşimlerini inceler” diyebiliriz…

Mikrobiyoloji,parazit olarak yaşayan ve göz ile görülen bitten pireden tutunda;bakteri,virüs gibi gözle görülemeyen parazitler üzerinde de inceleme yapmaktadır.Bu incelemeyi yaparken,sadece bu canlılar değil,bu canlıların konakçı ile yani üzerinde yaşadığı canlılar ile olan ilişkilerine de eğilmektedir.

Mikrobiyolojinin incelediği bir sınıf ise mantarlar olup,bu mantarlar genel olarak gözle görülemeyen ve canlı organizmaya zarar veren tipte mantarlardır.Mantarların gözle görülenleri genel olarak hastalık yapmamakta,ancak amanita gibi mantarların yenmesi sonucu zehirlenmeler meydana gelmektedir ki;bu duruma “misetismus” adı verilmektedir.

Mantarlar ökaryotik canlılar olup eşeyli veya eşeysiz üreyen türleri mevcuttur.Hücre duvarları vardır.Cryptococcus neoformans gibi mantarlarda ise kapsül bulunmaktadır.Hücre duvarlarının yapısında kitin,glukan ve manan yer almaktadır.

Bazı mantarlar oda ısısında küf şeklinde,insan vücudunda ise maya şeklinde çoğalmaktadır.Bu tip mantarlara dimorfik mantarlar adı verilmektedir.

Mantarların neden olduğu rahatsızlıklardan bir kısmını da irdelemeden edemiyeceğim…Bunlardan ilki nezle benzeri reaksiyona neden olmalarıdır.Bazı mantarların neden olduğu bu reaksiyonlar virüslerin neden olduğu nezleden daha uzun süreli ve daha ağırdır.

Bazı mantarlar deri dışı yerlerde,örneğin saç,kıllar vb yerlerde rahatsızlıklara neden olur.Bu tip mantarlara örnek olarak Malassezia furfur (yaptığı hastalık;pityriasis versicolor),Exophiala werneckii(yaptığı hastalık;tinea nigra) verilebilinir.

Bazı mantarlar deride rahatsılıklara neden olabilir.Bu tip mantarlara örnek olarak Microsporum canis(yaptığı hastalık;tinea capitis) verilebilinir.

Bu tip mantarların yanı sıra iç organlarda rahatsızlık veren mantarlarda vardır.Menenjit gibi rahatsızlıklara neden olabilen bu tip mantarlar ise daha çok vücudun zayıf kaldığı durumlarda etkilidirler.

Mantarlardan korunmak için bazı tedbirler mevcuttur.Vücut hatlarının kuru tutlması,ayağın koruyucu bir ayakkabı ile kapatılması ve alerjen olunan şeylerden kaçınılması söylenebilir…


LÜTFİ ŞAHİN

05/07/2013 2:21
Canlılığın var olması ve yaşamlarını güzel bir şekilde devam ettirebilmeleri için, akıllı varlıklar olan insanoğluna büyük görevler düşmektedir. Bu canlılar sınıfı ister vahşi olsun, ister evcil olsun ve isterse bitkiler olsun; insanoğlu bütün bu canlılığın devam etmesi için çalışmalar yapmalıdırlar, yapmışlardır da...
Ama insanın bu canlıların yanında kendi sağlığını da düşünmesi gerekmektedir. Konu ile ilgili çalışmalar yapan bilginler, insanoğlunun yaşadığı hastalıkların gözle görülemeyecek kadar küçük varlıklar tarafından meydana getirildiğini tespit etmişlerdir.
Evet, hastalık meydana getiren ifadeler ister bakteri olsun ve isterse diğer zararlı etkenler olsun, gözle görülemeyecek kadar küçük canlılar tarafından oluşturulmaktadır. Ama işin ilginç tarafı da bu hastalıkların oluşumu ya da taşınması sırasında etkenin ya da etkenlerin rol oynadığı ifadeler bütünüdür.
Konu ile ilgili çalışmalarda bulunan dünyaca ünlü bilginlerden birisi olan Koch adlı kişi, adından daha sonra verem etkeni diye bahsettiren "koch basilini" tanımlamıştır. Evet, bir basil olan verem mikrobunun bu günkü adı "mycobacterium tuberculosis" tir.
Çok tehlikeli bir hastalık olan bu hastalık, başta akciğerler olmak üzere bir çok organda zararlara yol açabilmektedir. Bu organlardan bazıları şunlardır;beyin, böbrekler, kemik, lenfoid doku... buna benzer ifadeleri uzatmamız mümkündür.
Bir insan eğer ki iki haftadan uzun bir öksüreğe tutulmuşsa, koyu bir balgam ve bu balgam yanında kan geliyorsa, iştahsızlık varsa ve gece terlemesi gerçekleşiyorsa veremden şüphelenmesi gerekmektedir. Tedavinin doktorlar gözetiminde yapılması gerekmektedir.
Ülkemizde tedavi verem dispanserleri tarafından ücretsiz bir şekilde yapılmaktadır. Doğrudan gözetim altında kullanılan ilaçların, düzenli kullanımı sonucunda tedavi gerçekleştirilmektedir. Tedavi yaklaşık altı ay sürmektedir. Tedavide önemli olan ise ilaçların aksatılmadan alınmasıdır.
Verem hastalığının bulaşmasında veremli bir kişinin öksürmesi ile karşı karşıya kalınması etkendir. Hastalık belki bir anda çıkmamakta, ancak vücut zayıf kaldığı bir anda hastalık ortaya çıkmaktadır.
Küçük çocukların bağışıklık sistemi yeterince gelişmemiştir ve mutlaka BCG aşısının yapılması gerekmektedir. Verem irsi bir hastalık değildir.
Verem hastalığının bulaşmasında toplu yaşam alanları büyük etkendir. Verem hastalığı özellikle yoksul ülkelerde çok büyük risk teşkil etmektedir.

LÜTFİ ŞAHİN

03/07/2013 6:20
Hastalık kavramının cin ve perilerin neden olduğuna inanan insanoğlu, bilimin ve bilim ile uğraşan insanların artması sonucu gerçekleri öğrenmiş ve öğrenmeye de devam etmektedir. Zamanında akıl hastalarını yakan ve bu şekilde içindeki kötü ruhların çıktığını ifade eden karanlık devirler, yerini aklın ve bilimin yaşandığı aydınlık devirlere kendisini bırakmıştır.
Aklı ile yıldızları araştıran, Dünya'nın küreye benzediğini bulan, sayıları ve mantığı ifade eden... bu ve buna benzer ifadelerin yanında mikrop denilen ve gözle görülemeyecek kadar küçük canlıların hastalık oluşturduğunu ifade eden insanlık; büyük ilerlemeler kaydetmiştir.
Mikrop kavramını ilk kullanan Akşemseddin, hastalara uygun tedaviler yapan ve kitapları yüzlerce yıl boyunca Avrupa üniversitelerinde okutulmuş olan İbn-i Sina, hastalığa neden olan mikroplara karşı korunmayı sağlayan aşıların üretimini sağlayan Pasteur ... bu ve benzeri bilginlerin akıl ve bilim ışığı altında yapmış oldukları çalışmalar neticesinde bu gün rahat ve hastalıksız bir ömür yaşıyoruz. Hastalansak bile yapılan tedaviler modern ve akla uygun olduğu için genellikle iyileşme ile sonuç buluyor. Bu nedenlerden dolayı araştırmalar yapmış olan ve insanlığın hastalıkları yenmesine neden olacak bilgi birikimini sağlamış olan bu bilginleri minnetle anıyoruz.
Bu hastalık tiplerinden birisi olan ve adına zatürre dediğimiz ve tıp literatüründe pnömoni olarak ifade edilen hastalık oldukça tehlikelidir. Özellikle ufak çocuklarda, yaşlılarda, aids hastalığı olanlarda, sigara ve alkol kullanan kişilerde, kalp hastalarında ve bronşit hastalarında oldukça kötü bir seyir oluşmaktadır. Bu nedenden dolayı bu tip kişilerin hastalığa yakalanmadan önce tedbir olarak aşı olmaları önerilmektedir. Aşının 5-6 senede tekrarlanması ise korunmanın devamı için gereklidir.
Dünya sağlık örgütünün açıklamalarına göre bu hastalık sonucu ölüm oranı %5 tir. Bu hastalığa bakteriler, virusler ya da mantarlar neden olabilmektedir. Özellikle bakterilerin neden olduğu tipleri ağır geçmektedir. Daha tehlikelisi ise hastalık etkeni olan bakterilerin akciğerlerden kana karışması ve buna bağlı olarak gelişebilecek olan bakteriyemidir. Bakteriyemi olan hastalarda ölüm oranı %30 a yükselmektedir.
Hastalık belirtileri arasında yüksek ateş, koyu balgam ve mora dönmüş dudaklar verilebilinir. Hastalar genellikle halsizdirler ve bayılacakmış gibi olurlar. Öksürme ve bu öksürme sırasında oluşacak ağrı sıklıkla karşılaşılır. Baş ağrısı ve baş dönmesi sıkça karşılan durumlar içindedir. Yaşlı hastalarda ateş olmayabilir, tam tersi olarak vücut ısısı düşerek şok denilen olayla karşılaşılabilinir.
Zatürre aksırma, öksürme esnasında bulaşabilir. Genellikle kalabalık yerler olan yurtlar, okullar, askeri kışlalar... bu ve buna benzer insan yoğunluğu olan yerlerde bulaşma olur.
Hastalıktan şüphelenenler hemen bir hekime gitmelidir. Tedavi de hekim gözetiminde olmalı ve rastgele ilaç kullanılmamalıdır. Zatürre mikrobu eğer ki kullanılan ilaçlara karşı direnç geliştirecek olursa, hastanın durumu daha zor olur; bu nedenden dolayı hasta mutlaka bir hekim kontrolü ve gözetiminde tedavisini yaptırmalıdır.
Hekimin akciğerleri dinlemesi ve daha kesin olarak akciğer filmi ile tanıyı koyması gerçekleşir. Balgam incelemesi de tanıyı kolaylaştırır.
Sağlıklı bir yaşam için hijyen şartları ve beslenme önemlidir. Aşı yaptırmakta çok önemlidir. Hastalıksız bir ömür yaşamanızı temenni ederim...

LÜTFİ ŞAHİN

Sayfaya Git: [3/3] Önceki 1 2 3